29 Temmuz 2010 Perşembe
Oda hazırlıkları
Bugünlerde bebek odaları ile ilgili web sitelerini dolaşmaya başladım. Önceden de hep bakardım ama, tekmelerin güçlendikçe geleceğin daha bir kesinlik kazandı sanki. Şimdilik odan için gemi ve deniz temasını düşündük. Babaannen ve anneanneni dikiş makinesi ile geçirecekleri yoğun günler bekliyor.
26 Temmuz 2010 Pazartesi
Anneannen nasıl öğrendi?
Hamile olduğumu öğrendiğimde anneannen umredeydi. Ona müjdeyi gelince vermeyi uygun bulduk. Babanla birlikte geleceği gün karşılamaya gittik hava alanına. Anneannen kapıdan çıkınca sarıldık bir güzel, çok duygulanmıştı sahiden, ben de zor tuttum göz yaşlarımı, çok özlemişim anneanneni.
Baban arabada bekliyordu dışarıda birlikte anneannenin bagajını aldık. Eve giderken anneannen özet geçti, gezdiği yerleri, gördüklerini, aldıklarını anlattı. Bu arada kızımın çocuğu olur diye bir de tulum almış sana. Önce ne renk görürsem onu alacağım demiş. Mavi tulum görmüş, onu almış.
Anneannenin evine vardık, baban eşyaları eve indirdi. Sonra da arabayı park etmeye gitti. Kapının önünde de birkaç bavul duruyordu. Anneannen "Kızım hadi şu bavulu getiriver içeriye" dedi. Ben bir bavula baktım bir anneme. "Kusura bakma anne getiremem" dedim. Anneannen de zannetti ki tembellik yapıyorum. "Kızım getirsene bavulu, ölüyorum yorgunluktan" dedi. Ben de "Aaa getiremem anne!" dedim. "Kız yoksa hamilesin de ondan mı öyle diyorsun?" dedi. Ben de gevrek gevrek güldüm. Bi sarıldı anneannen bana. Ah kızım çok sevindim diye.
O sırada baban girdi içeriye Şaşkınlıktan ve sevinçten ne diyeceğini bilemedi "Aferin oğlum! Tebrik ederim!" dedi. Gülüştük bayağı bir.
Sonra tulumu gösterdi anneannen. "İçime mi doğmuş ne?" dedi. Mavi tulum işaretiyle birlikte bende pek olmaz öyle şeyler ama ilk kez "Benim bir oğlum olacak" dedim.
Oturduk ne zaman öğrendiğimi, nasıl öğrendiğimi anlattım anneannene. İkinci kez torun sahibi olacaktı. Gözleri uykusuzluktan çökmüştü; ama bir insanın ağzı kulaklarına nasıl varır, işte o gün gördüm nasıl bir şey olduğunu...
Baban arabada bekliyordu dışarıda birlikte anneannenin bagajını aldık. Eve giderken anneannen özet geçti, gezdiği yerleri, gördüklerini, aldıklarını anlattı. Bu arada kızımın çocuğu olur diye bir de tulum almış sana. Önce ne renk görürsem onu alacağım demiş. Mavi tulum görmüş, onu almış.
Anneannenin evine vardık, baban eşyaları eve indirdi. Sonra da arabayı park etmeye gitti. Kapının önünde de birkaç bavul duruyordu. Anneannen "Kızım hadi şu bavulu getiriver içeriye" dedi. Ben bir bavula baktım bir anneme. "Kusura bakma anne getiremem" dedim. Anneannen de zannetti ki tembellik yapıyorum. "Kızım getirsene bavulu, ölüyorum yorgunluktan" dedi. Ben de "Aaa getiremem anne!" dedim. "Kız yoksa hamilesin de ondan mı öyle diyorsun?" dedi. Ben de gevrek gevrek güldüm. Bi sarıldı anneannen bana. Ah kızım çok sevindim diye.
O sırada baban girdi içeriye Şaşkınlıktan ve sevinçten ne diyeceğini bilemedi "Aferin oğlum! Tebrik ederim!" dedi. Gülüştük bayağı bir.
Sonra tulumu gösterdi anneannen. "İçime mi doğmuş ne?" dedi. Mavi tulum işaretiyle birlikte bende pek olmaz öyle şeyler ama ilk kez "Benim bir oğlum olacak" dedim.
Oturduk ne zaman öğrendiğimi, nasıl öğrendiğimi anlattım anneannene. İkinci kez torun sahibi olacaktı. Gözleri uykusuzluktan çökmüştü; ama bir insanın ağzı kulaklarına nasıl varır, işte o gün gördüm nasıl bir şey olduğunu...
Baban nasıl öğrendi?
Baban o gün iş seyahatinden dönecekti. Babaannenlerin evinin yakınında gebelik testi yaptırmamızın ardından, deden bu haberin bir kutlama yemeğini hak ettiğini söyledi ve balık almak üzere bir yerde durduk. Deden arabadan indi balıkçıyla konuşuyor, balığın temizlenmesini bekliyor. Biz de arabada bekliyoruz babaannenle..
Babaannen bana dönüp "Nasıl söyleyeceksin Gökhan'a?" dedi. Sahi nasıl söyleyecektim bilmiyordum. "Sonuç kağıdını hazırlıksız oalrak göreceği bir yere koyarım herhalde" dedim. Balıkları aldık, eve gittik. Baban bizden önce gelmiş bile. Kendisinin onca yoldan gelmesine rağmen bizim nasıl olup da bu kadar oyalanabildiğimize inanamadığını söyledi, sitemini yaptı rahatladı.
İçeri girdik, yolculuk nasıl geçti, işler nasıldı muhabbeti dönüyor babaannenlerle baban arasında. Sonra Ben de geldim yanlarına. Sarıldık babanla, uzun zamandır şehir dışındaydı. Çok özlemiştik birbirimizi. Hayatım seni çok özledim, ben de seni çok özledim diyerek hasret gideriyoruz, ben kağıdı avcumun içinde tutuyorum, Mutfak tezgahının üzerinde dedenin pek müdavimi olduğu trabzon ekmeğinin yanına koydum sonuç kağıdını. "Hayatım, babam bir ekmek aldı, o kadar leziz ki, tadına bakman lazım." dedim. Kabul ediyorum çok da yaratıcı bir cümle değildi ama elden ne gelir? Baban dur biraz daha sarılayım sana mızmızlığını sonunda bırakıp benim bu saçma önerime boyun eğmek üzere ekmeğe yöneldi. Tam ucundan bir lokma koparacak ki kağıdı gördü, bu ne ki bakışı attı kağıda sonra bana dönüp "Ciddi misin?" dedi. Hemen gözleri doldu. Tabi babaannen ve dedenin de gözleri de doldu. Sarıldık birbirimize, içimizden zıplamak geliyor gibi, mutfaktan oturma odasına yürürken adımlarımız bile değişti. Balığın pişmesini beklerken aniden bastıran sevinç dalgalarının etkisiyle şapşal şapşal sarıldık birbirimize.
Baban öyle sevindi ki...
Babaannen bana dönüp "Nasıl söyleyeceksin Gökhan'a?" dedi. Sahi nasıl söyleyecektim bilmiyordum. "Sonuç kağıdını hazırlıksız oalrak göreceği bir yere koyarım herhalde" dedim. Balıkları aldık, eve gittik. Baban bizden önce gelmiş bile. Kendisinin onca yoldan gelmesine rağmen bizim nasıl olup da bu kadar oyalanabildiğimize inanamadığını söyledi, sitemini yaptı rahatladı.
İçeri girdik, yolculuk nasıl geçti, işler nasıldı muhabbeti dönüyor babaannenlerle baban arasında. Sonra Ben de geldim yanlarına. Sarıldık babanla, uzun zamandır şehir dışındaydı. Çok özlemiştik birbirimizi. Hayatım seni çok özledim, ben de seni çok özledim diyerek hasret gideriyoruz, ben kağıdı avcumun içinde tutuyorum, Mutfak tezgahının üzerinde dedenin pek müdavimi olduğu trabzon ekmeğinin yanına koydum sonuç kağıdını. "Hayatım, babam bir ekmek aldı, o kadar leziz ki, tadına bakman lazım." dedim. Kabul ediyorum çok da yaratıcı bir cümle değildi ama elden ne gelir? Baban dur biraz daha sarılayım sana mızmızlığını sonunda bırakıp benim bu saçma önerime boyun eğmek üzere ekmeğe yöneldi. Tam ucundan bir lokma koparacak ki kağıdı gördü, bu ne ki bakışı attı kağıda sonra bana dönüp "Ciddi misin?" dedi. Hemen gözleri doldu. Tabi babaannen ve dedenin de gözleri de doldu. Sarıldık birbirimize, içimizden zıplamak geliyor gibi, mutfaktan oturma odasına yürürken adımlarımız bile değişti. Balığın pişmesini beklerken aniden bastıran sevinç dalgalarının etkisiyle şapşal şapşal sarıldık birbirimize.
Baban öyle sevindi ki...
Geleceğini nasıl öğrendik?
Hamile olduğumu 20 Mart 2010 Cumartesi, sabah saat 7 civarında öğrendim. Sabah normalden çok erken uyandım. "Bari bir test yapayım, kaç zamandır duruyor evde" dedim. Pozitif çıktı. İnsan elinde test çubuğunu tutarken sessiz kalmakta zorlanıyormuş. Kesinlikle biri daha görsün istiyor o çizgiyi ki gözlerinin bir oyun oynamadığına emin olsun.
Evde babaannen ve deden vardı. Anneannen umredeydi ve baban iş gezisindeydi. Heyecanlandım, ne yapacağımı bilemedim. Sabahın körü, kimse de aranmaz ki... Çaresiz oturdum bekledim, televizyonla internetle sessiz sessiz oturdum. Bir yandan şimdi söylemeyeyim, kan testi yapılsın kesin olsun öyle söyleyeyim diyorum, bir yandan da tanıyorum kendimi, nasıl içimde tutayım ki bunu, nasıl kendime saklayayım?
Sonunda deden indi aşağıya. Günaydınlaştık, babaannen de uyanmış zaten. Kalkıldı, kahvaltı hazırlandı, hoş beş sohbet; ama benim aklım hep sende.
Vakit öğlen oldu, deden bahçeye çıktı, diktiğimiz fidelerle uğraşıyor, yenilerini dikiyor, suluyor, ortalığı yıkıyor.
Babaannen yemeğe girişti, ben de evi süpürüyorum, siliyorum. İki gün öncesinden de babaannen bir arkadaşına kahve falı baktırmış, "Nurşen Hanım, leylek ağzında bohçayla geliyor" demiş. Babaannen de söylemiyor bunu bize, sadece ""Bir arkadaşım fal baktı, güzel şeyler söyledi" dedi. Eh anladık tabi gözlerdeki ışıltıdan, beklentiden "bebek yok mu?" bakışlarından.
Sonunda içim kaynayıp kaynayıp taşıverdi. "Anneciğim senin bir arkadaşın fal bakmıştı hani sana ne söylemişti?" dedim. Babaannen anladı tabi. "Ah kızım yoksa bebek mi var?" dedi ben de hemen testi gösterdim, sarıldık, gözleri doldu babaannenin.
E haftasonu tabi, ne zaman yaptıracaksın kan testini pazartesi salı gibi mi dedi. "Ben bekleyemem ki, hemen yaptırmam lazım testi" dedim. "O zaman söyleyeceğiz babana, hastaneye gitmek lazım" dedi.
Neyse öğle yemeği hazır, sofrayı kurduk. Deden çalışmış yorulmuş bahçede. Oturdu sofraya. Babaannen dürttü beni. Kaş göz yaptı söyle diye. "Babacığım, ben bugün bir test yaptım, pozitif çıktı" dedim. Deden sevinçle uzattı elini öpeyim diye, "Bak doğruyu söyle, kandırmıyorsun değil mi?" diyor. Bir uzatıyor elini bir çekiyor. "Vallahi doğru söylüyorum" deyince sevinçle sarıldık, sevgi yumağı olduk.
Babaannenle deden birbirine "Dede napıyon?" "İyiyim ebe sen napıyon?" dediler. Çok eğleniyorlardı.
Bu arada durmadan birbirimizi sakinleştirmeye çalışıyoruz. "Durun bakalım kan testi yapılmadı daha" diye. Babaannen hemen Urla Devlet Hastanesi'ni aradı. Bugün test yapamıyoruz demişler. Narlıdere'deki İlgi Tıp Merkezi'ne gidelim dedik. Oraya varmadan babaannen "Sünnet Sağlık Kabini diye bir yer var bizim orada, her türlü testi yapıyorlar, olmazsa orada yaptrıverelim" dedi. Dediği yer toplam üç göz oda. Girişte adam bir masa koymuş içeride bir sedyenin olduğu oda oradan da üzerinde WC-mutfak yazan bir odaya giriliyor. Adam yaparız tabi filan dedi ama tip itibariyle hiç güven vermiyordu. Emekli sağlık görevlisiymiş ama daha çok çalgıcı havası vardı adamda.
Neyse ben İlgi Tıp'a gidelim diyerek çıktım oradan. Fakat orası da öğleden sonra kapalıymış. Bu arada Baban aradı, ben geliyorum diye. Biz de çaresiz sünnet sağlık kabinine döndük. İçeriye girdiğimizde adam bizim kendisine güven duymadığımızı fark etmiş olacak ki orada başka bir tahlil için beklemekte olan amcaya, "Amcacığım insanın ümmün sisteminin güçlü olması lazım tabi" dedi ve tıp terminolojsine hakim bir insanım ben bakışı attı.
Gayet hijyen yoksunu koşullar altında kan verdim ve sonucu beklemeye koyulduk. Bir yandan da aklımdan "Şu başlangıca bakılırsa sen ilginç bir çocuk olacaksın" diye geçiriyordum. Bizim Amca birazdan çıkageldi "Gözünüz aydııın" diyerek. Bir fasıl daha sarıldık orada, babaannen ve deden çok duygulandı. Hatta deden dışarıya çıkınca caddenin ortasında bir güzel göbek attı.
Biz öylece elimizi kolumuz sallayarak çıkacaktık ki oradan babaannen akıl etti "Test sonucunu yazabilir misiniz bir yere?" demeyi. Böyle şeylerde on numaradır babaannen.
Ben olayın şokundan pek bir şey anlayamadım. İçime bir sevgi doğmasını birden bire şimşeklerin çakmasını beklemiştim ama öyle olmuyormuş. Hamileliğin 9 ay sürmesinin esprisi de biraz bu galiba. İnsanın anneliği içine sindirmesi ve kendini hazırlaması için de bir fırsat hamilelik.
Evde babaannen ve deden vardı. Anneannen umredeydi ve baban iş gezisindeydi. Heyecanlandım, ne yapacağımı bilemedim. Sabahın körü, kimse de aranmaz ki... Çaresiz oturdum bekledim, televizyonla internetle sessiz sessiz oturdum. Bir yandan şimdi söylemeyeyim, kan testi yapılsın kesin olsun öyle söyleyeyim diyorum, bir yandan da tanıyorum kendimi, nasıl içimde tutayım ki bunu, nasıl kendime saklayayım?
Sonunda deden indi aşağıya. Günaydınlaştık, babaannen de uyanmış zaten. Kalkıldı, kahvaltı hazırlandı, hoş beş sohbet; ama benim aklım hep sende.
Vakit öğlen oldu, deden bahçeye çıktı, diktiğimiz fidelerle uğraşıyor, yenilerini dikiyor, suluyor, ortalığı yıkıyor.
Babaannen yemeğe girişti, ben de evi süpürüyorum, siliyorum. İki gün öncesinden de babaannen bir arkadaşına kahve falı baktırmış, "Nurşen Hanım, leylek ağzında bohçayla geliyor" demiş. Babaannen de söylemiyor bunu bize, sadece ""Bir arkadaşım fal baktı, güzel şeyler söyledi" dedi. Eh anladık tabi gözlerdeki ışıltıdan, beklentiden "bebek yok mu?" bakışlarından.
Sonunda içim kaynayıp kaynayıp taşıverdi. "Anneciğim senin bir arkadaşın fal bakmıştı hani sana ne söylemişti?" dedim. Babaannen anladı tabi. "Ah kızım yoksa bebek mi var?" dedi ben de hemen testi gösterdim, sarıldık, gözleri doldu babaannenin.
E haftasonu tabi, ne zaman yaptıracaksın kan testini pazartesi salı gibi mi dedi. "Ben bekleyemem ki, hemen yaptırmam lazım testi" dedim. "O zaman söyleyeceğiz babana, hastaneye gitmek lazım" dedi.
Neyse öğle yemeği hazır, sofrayı kurduk. Deden çalışmış yorulmuş bahçede. Oturdu sofraya. Babaannen dürttü beni. Kaş göz yaptı söyle diye. "Babacığım, ben bugün bir test yaptım, pozitif çıktı" dedim. Deden sevinçle uzattı elini öpeyim diye, "Bak doğruyu söyle, kandırmıyorsun değil mi?" diyor. Bir uzatıyor elini bir çekiyor. "Vallahi doğru söylüyorum" deyince sevinçle sarıldık, sevgi yumağı olduk.
Babaannenle deden birbirine "Dede napıyon?" "İyiyim ebe sen napıyon?" dediler. Çok eğleniyorlardı.
Bu arada durmadan birbirimizi sakinleştirmeye çalışıyoruz. "Durun bakalım kan testi yapılmadı daha" diye. Babaannen hemen Urla Devlet Hastanesi'ni aradı. Bugün test yapamıyoruz demişler. Narlıdere'deki İlgi Tıp Merkezi'ne gidelim dedik. Oraya varmadan babaannen "Sünnet Sağlık Kabini diye bir yer var bizim orada, her türlü testi yapıyorlar, olmazsa orada yaptrıverelim" dedi. Dediği yer toplam üç göz oda. Girişte adam bir masa koymuş içeride bir sedyenin olduğu oda oradan da üzerinde WC-mutfak yazan bir odaya giriliyor. Adam yaparız tabi filan dedi ama tip itibariyle hiç güven vermiyordu. Emekli sağlık görevlisiymiş ama daha çok çalgıcı havası vardı adamda.
Neyse ben İlgi Tıp'a gidelim diyerek çıktım oradan. Fakat orası da öğleden sonra kapalıymış. Bu arada Baban aradı, ben geliyorum diye. Biz de çaresiz sünnet sağlık kabinine döndük. İçeriye girdiğimizde adam bizim kendisine güven duymadığımızı fark etmiş olacak ki orada başka bir tahlil için beklemekte olan amcaya, "Amcacığım insanın ümmün sisteminin güçlü olması lazım tabi" dedi ve tıp terminolojsine hakim bir insanım ben bakışı attı.
Gayet hijyen yoksunu koşullar altında kan verdim ve sonucu beklemeye koyulduk. Bir yandan da aklımdan "Şu başlangıca bakılırsa sen ilginç bir çocuk olacaksın" diye geçiriyordum. Bizim Amca birazdan çıkageldi "Gözünüz aydııın" diyerek. Bir fasıl daha sarıldık orada, babaannen ve deden çok duygulandı. Hatta deden dışarıya çıkınca caddenin ortasında bir güzel göbek attı.
Biz öylece elimizi kolumuz sallayarak çıkacaktık ki oradan babaannen akıl etti "Test sonucunu yazabilir misiniz bir yere?" demeyi. Böyle şeylerde on numaradır babaannen.
Ben olayın şokundan pek bir şey anlayamadım. İçime bir sevgi doğmasını birden bire şimşeklerin çakmasını beklemiştim ama öyle olmuyormuş. Hamileliğin 9 ay sürmesinin esprisi de biraz bu galiba. İnsanın anneliği içine sindirmesi ve kendini hazırlaması için de bir fırsat hamilelik.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





