Baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2012 Pazar

Bir haftasonu hızında büyüme

Yaman oğlum sen bir haftasonunda bir sürü şey öğrenebiliyorsun! Tebrikler!
Bu cuma akşamı sana banyo yaptırdım sonra seni yatağının içine bıraktım. Çıplak çıplak kendini bir o yana bir bu yana atarken sen, yatağının üzerindeki 'bunting' usülü Yaman yazısını gösterip Yaaa, Man dedim birkaç kez. Sen de bunun üzerine Yaaa dememin akabinde Maaan diye tamamladın adını.
Yine cuma günü artık doğmak üzere olan Arven için unnado'dan sipariş ettiğimiz Dikkat Bebek Var güncesi geldi. Baban birkaç tane de kitap almış sana. Onları okurken (!) mesela banyoyu gösterirken kafana dokunup bıcı bıcı işareti yaptın, lazımlığı gösterip ee! dedin, musluğu görünce el yıkama işareti yaptın, yiyeceklerin olduğu sayfaya mama dedin, saati gösterip saat nerede deyince odanı işaret ettin, fırça kelimesini duyunca diş fırçası tutar gibi yaptın, çamaşır makinesini görünce vuu dedin. E daha ne olsun, resmen yaladın yuttun şu dünyayı.
Televizyonda alkışlı programlar olunca elinde ne olursa olsun bırakıp alkışladın! Büyüyorsun büyüyorsun. Artık yataklardan aşağıya iniyorsun. Hem de gayet temkinlisin.
Anneannen sana şu şarkıyı öğretmiş:


Köpek uçmak istemiş, bir gün kargaya gitmiş,
Karga ona anlatmış bizimki de inanmış
Açmış bacaklarını, dikmiş kulaklarını,
Havlayıp birkaç kere, atmış kendini yere,
Köpek düşmüş vah vah vah,
Karga da gülmüş ha ha ha.

Bu şarkının en can alıcı yeri olan son satırını öğrenmişsin iyice. Kargada gülmüş? deyince anneannen hahaha! diyorsun :)
Bir de Ali Baba'nın şarkısını söylemeye başlayınca da, anneannenin ilk söylediği hayvan inek olduğundan  moo diyorsun. 


Arven'in kapı süsünü yaptık Pazar günü. Ayşegül Teyzenlerde binbir çeşit sevimlilikler yaptın. Fırına, bulaşık makinesine, her türlü elektrikli alete saldırdın. İlk kez kumandalı araba gördün, pek sevdin.
Babanla oynadınız, güreştiniz. Baban durmadan puan topluyor bu manevralarla. Seni arabaya attığı gibi gezdirdi evin içinde.
Haa bir de iyice değişik sesler çıkarmaya başladın. Gıcı pıhı mıhı sis his pis filan diyorsun. Pek komiksin çocuk!

1 Ocak 2012 Pazar

Yaman'la İkinci yılbaşı

30 yaşındasınız


Bir Çarşamba günü doğdunuz.
Yeni yaşınıza girmenize 364 gün kaldı.

Burcunuz: Oğlak


Dolu dolu 30 yılı geride bırakıp 31. yaşıma girdim. Bir söyleyişe göre kadınların 29'u ile 30'u arası on yıl sürermiş. Ben bir süre daha 30la idare etsem mi acaba? :) Doğumgünümü geleneksel anlamda kutlayamadık çünkü baban o gün Bursa'daydı ve gece çok gelebildi eve.  Ama bir gün öncesinde bana kahve makinesi aldı. Tchibo'dan Cafissimo. Tam benim gibi bir kahve severe göre. Teşekkürler hayatım :)

İlk yılbaşı fotoğraflarına bakıyorum da. Bafa Gölü'ne gitmiştik sen daha 35 günlükken, şimdi 14. ayın içindesin, yürüyorsun, koşuyorsun, istiyorsun, bağırıyorsun, gülüyorsun, ağlıyorsun.
Bu yılbaşı herkesten uzakta İstanbul'daki evimizdeyiz, anneannen, ben, sen ve baban. Önce komşumuzun çocuklarına hediye almak ve biraz da yılbaşı abur cubur alışverişi yapmak için dışarı çıktık.
Eve geldikten sonra minimal bir atıştırma sofrası hazırladık ya da evde ne varsa sofrası da denebilir buna. Giyindik süslendik hepimiz. Seni de giydirdik hatta aramızda en şık olanımız sendin. Gömlek kravat ve kırmızı bir süveter :)
Çocukluğumuzdaki yılbaşlarında olduğu gibi televizyonu açtık, meyve yedik, kola içtik. bir tek mandalin ve muz yoktu sen de gittin meyveler kitabındaki muz resmini sonra da masayı gösterdin. Anlamı bana muz verin. Muz görünce elinde ne varsa bırakıp hedefe doğru ilerleyen bir minik adamsın sen zira.

9 Kasım 2011 Çarşamba

Doğum günü sound check!

günlerdir çalışıyorum yaklaşan doğum günün için canım oğlum. İnternetten çok kapsamlı bir arama yaptım, senin her şeyini kendime iş edindim çok büyük bir zevkle, o açıdan iyi ki hayatıma geldin oğlum. Hayatım hep doluydu bir şeylerle ama bana hiç bilmediğim dünyaları, hiç bilmediğim keyifleri öğretti seninle ilgili her şey.

Doğum günün korsan temalı olacak Baban Ben Ayşegül Teyzen ve Cem Amcan birlikte Eminönü'ne gittik. Koran şapkası, çikolatadan paralar, kırmızı peçete, fotoğrafların için minik mandallar, misafirlerimize vereceğimiz küçük hatıralar için siyah torbalar aldık.

Sonra Balonevi'ne gittik. Siyah, kırmızı, bordo balonlar, korsan davetiyesi ve bayraklarından aldık.

Baban gene iş çıkardın başımıza dedi ama her nasılsa her şeyi de yapıyor. Peh!

24 Ocak 2011 Pazartesi

Baban ve sen

Baban senin geleceğini öğrenince çok sevinmişti, gözleri dolmuştu, anlatmıştım bunu zaten.
Bir çocuğun olacağını öğrenmek tabi ki çok heyecan verici bir şey ama dünyaya yeni bir insanın gelmesi herkesi heyecanlandırıyor zaten; konu komşuyu, eşi dostu...


Seni beklerken, markette gördüğümüz bebeklere bakıp, sokaktaki çocukları sevip, bebek reyonundaki eşyaları sevip, hayalimizde sana giydirdik o giysileri hep. Güzeldi, çok heyecan vericiydi, ağız çizgilerimiz hep yukarıya dönüktü.


Ama sen geldiğinde... Nasıl anlatmalı bunu bilmem ki? Üçüncü gözün açılması, beşinci elementin bulunması, 32. gün, 25. saat  gibi bir şeydi :)

Kabul ediyorum anlatamadım, ama bunu anlatamıyor olmak güzel zaten. (Biliyor musun ben de hala babanı neden çok sevdiğimi anlatamıyorum ;)

Oğlum, sen babanın hayalleri değilsin, olmadığı şeyleri olmanı istemiyor senden, yapamadıklarının acısını senden çıkartacak değil. O yüzden rahat ol, biz seni çok seveceğiz sen ne yaşamayı seçersen seç (Bazı şeyler hariç :)

Babanda gördüklerimi şöyle sıralayabilirim:
Sana bakmayı çok seviyor. Gülünce sen o havalara uçuyor. Herkes seni ona benzetiyor ya, nasıl da koltukları kabarıyor o zaman. Hani sen çok güzelsin ya, pardon, güzel demeyecektik sana, çok yakışıklısın ya, kendisine ait bir parça olman sevindiriyor onu, gururlandırıyor.

Urla'daki evimize giderken (artık orada oturmayacağız galiba, ondan böyle yazıyorum) bazen deniz kenarındaki insanlara bakardı, özellikle baba oğul görürse, "Ben de oğlumla böyle balık tutacağım" derdi ya da "yaz olsa da artık oğlumla bir yüzsek" .

Baban sende bir şeyleri oldurmayı değil de, seninle birlikte olmayı seviyor oğlum. Onu baba yaptığın gün mezun olduğu günden, ilk aşık olduğu ve son aşık olduğu günlerden, üniversiteyi kazandığı, ilk kez işe girdiği günden, o ana kadarki en mutlu çocukluk anısından, uzun ayrılıklardan sonraki kavuşmalarından çok çok daha üstün. Bu anlardaki tüm mutluluk duygularını toplasak, sen bunları havada karada geçersin, sana o kadarını söyleyeyim.


Çok ilginç deneyimlerimiz oldu babanın babalık sevgisiyle ilgili olarak. Mesela geçen gün Sabiha Paktuna Keskin diye bir çocuk nöroloğu çıkmış televizyona, "Annelik oksitosin hormonundan dolayı içgüdüsel bir şeydir; ama babalık köpeğini sevmek, arabanı sevmek gibi öğrenilen bir şeydir" demiş. Ki baban hem köpeğini hem de arabaları çok sever. Resmen kızmış kadına, sen içeride uyuyordun. Bir baktım gelmiş senin yanına "Oğlum ben seni çok seviyorum" diye saçlarını okşuyor :) Küstü gitti koskoca nöroloğa.

Babalık, öğrenilen bir şeyse de baban çok iyi öğrendi oğlum, yaladı yuttu tüm kitabı.

Senden önce biz hep kendimize alırdık bir şeyler, baban da laf aramızda çok süslüdür. Benden geri kalmaz hani bir şeyler satın almada. Artık hep istikamet çocuk reyonu hayatımızda! Dünyanın en eğlenceli reyonudur o! Gram acımazsın harcadığın paraya. Daha paketini açmadan kıyafetin, o plastik etiketleri sökmeden yakasından sen on kere giymiş olurdun o kıyafeti, koşar oynar eskitirdin zihnimizde. Biz daha torbasındaki o gısgıcır ama aynı zamanda çoktan eskittiğimiz ponturlarını, badilerini, ayakkabılarını mutlu mutlu taşıdık evimize.

Baban var ya oğlum, o uykusuna çok düşkün baban, geceleri seni pışpışlamaktan yorgun düştü hep. Hatta aklıma gelmişken anlatayım. Bir gece emziriyordum seni yine yatağın içinde. Baban da yanımda uyuyor. Sen öteki memeye geçerken beklemeye dayanamadığından bastın çığlığı. Baban hemen sıçrayarak uyandı, o kadar otomatiğe bağlamış ki artık, dokunduğu ilk şeyi, yani beni pışpışlayıverdi.  Pışşş pışşş.. :) Sonra kaldırdı kafasını bana baktı sersem sersem. "Napıyorsun sen?" dedim. Pek iyi bir açıklama yapamadan uyuyakaldı.

Baban dün İstanbul'a gitti. Yeni bir işe girdi, biz sonra gideceğiz yanına. Aklı hep burada. 3G iyi ki çıkmış, uyanışını, uyuyuşunu, cırlamanı görebiliyor. Hatta daha bir günlük ayrılığın ardından, sen yine 5. viteste ağlarken aradı, gece saat 12. Bizim 12-3 nöbetimiz yeni başlamıştı daha. "Yatsana" dedim "yarın erken kalkacaksın" "Sessizlikten uyuyamadım" dedi. "Özledin mi Yaman'ı?" dedim. "Evet, o halini bile özledim" dedi. Senin o halini özlemek pek iddialı bir söylem olsa da, evet çok özlemiş, mesajı aldım ben.


Sana bakıp bakıp "Allahım ne kadar güzel yaratmışsın oğlumuzu" diyen ve sağlıklı, senin gibi cin bakışlı ve oyunbaz bir oğlu olduğu için şükreden bir adam senin baban.

Ve tabi ki tüm babalar gibi oğlu için en iyisini isteyen.