
Eveet nasibinden sonra sıra geldi tuhaflığına. gerçi her çocuk yaşı ile tutmadığı düşünülen her davranışında tuhaf ve üstün zekalı diye tariflenir muhakkak ama, bu sahiden tuhaf.
Bir kere insanın ilk kelimeleri ne bileyim köpek, kedi filan olur, hani sıradan şeyler. Yaman'ın ilk kelimesi anne, baba ve üçüncüsü tahta! Evet tahta! Ben yatağına vurdum bak annecim bu tahta dedim. o da tak tak vurdu ve tahta dedi. Neyse ki sonra daha işlevsel bir kelimeye geçiş yapabildi, dede dedi.
Bir diğer örneği yakın zamanda yaşadık. Buzdolabının magnetleriyle oynuyordu hep. Özsüt'ün bir magneti vardı. "Ih?" dedi yani "bu ne?" ben de "Özsüt annecim" dedim. Hooop bizimki bu kez "Özsüt" dedi, ağzını sevimli bir şekilde büzüp z ve s sesini bastıracağım, iki tuhaf ünlü sesi de çıkaracağım diye dişlerini sıkıştırarak.
Bir diğer kelime de matkap. Yaman'a aldığımız kitaplarda matkabın resmini gösterip "dzzzt" diye deleriz diyorduk elimizi tabanca gibi yapıp. Annem, bir gün hava güzelken hem çamaşırları asayım, hem de çocuk balkonda biraz güneş görsün diyerek Yaman'ı giydirmiş balkona çıkarmış. Bizimki babasının alet edevatının olduğu raflara bakarken birden matkabı görmüş. O kitapta gördüğü şeyin gerçeğini görünce çok büyük bir sevinç yaşamış. Kesin içinden şöyle dedi: "Hobaaaaaa!!Bu sahiden varmış yahu!" Makkap makkap demiş, tutturmuş onu ver diye. Tam olarak şöyle demiş bir anneme bir matkaba bakıp: "Ih! Ih! Ih!" Annem çekinmiş, hani sonuçta pek de hijyenik bir şey değil, küfü pası vardır diyerek; ama bizimki durmayınca napsın mümkün olduğunca silerek koymuş Yaman'ın önüne. Annem sahnenin devamını "kendinden geçti" diye nakletti. Bir yarım saat sadece evirmiş çevirmiş, sesi bile çıkmamış. Basmış, tutmuş, çekmiş, ellemiş, kurcalamış. Artık eve girme vakti gelince ip cambazı gibi oynatmış kadıncağızı, zor almış aleti elinden.

Ben okuldan gelince anlattı bunu, öldüm gülmekten. Bizimki de yanımızda, olaydan bahsedince anıları depreşti herhalde, tutup elimden götürdü beni balkonun kapısının önüne "makkap, makkap" diye diye giderek yükselen, ya vermezlerse naparım endişesiyle aynı zamanda sertleşen bir sesle "makkap" da "makkap". Neyse sonunda ben de pes ettim, koydum matkabı önüne yine aynı sahne yaşandı: şuurunu yitirip inceleme evresi.
Çok seviyorum oğlum seni...
