18 Ekim 2011 Salı

İlk adımlar, damacana, elektrik süpürgesi, muz ve ekmek

Yamanım canım oğlum, artık yürümeye başladın ciddi ciddi. Tabi hala destek olmadan olmuyor ama 17 Ekim günü ilk kez 12 desteksiz adım attın odanda kendi halının üzerinde. Ama İlk arabamla paldır küldür gidiyorsun istediğin yere.

En çok sevdiğin yer DVD. DVD Player'ı açıp kapamaya bayılıyorsun, mavi ışıklar çıkıyor ya içinde. Ama orası yasak. I ıııııı, Hayır Yaman deyince anlıyorsun. Iııııh diyorsun Türkçesi "gideyim ya lütfeeen", "bi kurcalayım" demek oluyor. Aynı anda da sevimli bir boyun bükme... Ama biz izin vermeyince birkaç sevimlilik denemesi o tutmazsa ağlarım bak denemesi yapıyorsun, kararlılığımızı görünce "tamam yahu gitmiyorum lanet olsun" deyip yanımıza geliyorsun.

Ha bir de dünden bu yana emeklerken kafayı iyice öne eğip hın hın diye heyecanlı heyecanlı emekliyorsun hedefine doğru.

Saklambacı çok seviyorsun. Koltuğun arkasına, battaniyenin, yorganın, çarşafın, tülbentin altına, kapıların duşakabinin arkasına saklanmayı pek seviyorsun.

Banyoyu çok seviyorsun neyse ki. Millet girerken arıza çıkarır sen banyodan çıkarken mızıldanıyorsun.

Bir de senin odanın tavan lambası püsküllü. Durup durup bay bay yapıyorsun lambaya, sana el sallıyor sanıyorsun galiba :)

Asansör delisisin. Biri dışarı gidiyorsa, sokağın kapısı açılıyorsa ve dışarı çıkılıyorsa hiç önemli değil kim olduğu. Gidivermek istiyorsun sen de onlarla birlikte. Asansöre bineceksin, düğmelere basacaksın ya, geride ana kalmış, baba kalmış anneanne kalmış umrunda değil.

Işıkları açıp kapatabiliyorsun, işaret parmağın hep havada prizlerin içine girmeye hazır.
Telefonlarımızın alarm saatlerini, melodilerini değiştirip, telefon rehberinin başındaki numaraları arayıp hatır sorabiliyorsun (!)

Yemek yerken illa ki önünde ilginç bir şey olacak yerken evirip çevireceksin bir yandan. Öyle boş boş oturup yemek yemeyi, kaşığın sana yaklaşmasını beklemek sıkıcı. Ha mümkünse kendin yiyeceksin tabi.

Köfteyi, makarnayı ağzına tıkıyorsun, ağzında yer yoksa işaret parmağınla içeri içeri kaktırıyorsun. Eti çok seviyorsun, bu sevgi babandan geçmiş sana; ama kuru üzümü hurmayı da çok seviyorsun. Muza hastasın resmen. O esnada başka bir şey yiyorsan ve muz gördüysen hemen çıkarıyorsun ağzındakileri, onu yiyorsun. Ekmeği çok seviyorsun. Veriyoruz kuru ekmeği kemiriyorsun garipler gibi.

Elindeki bir şeyi ver deyince hemen veriyorsunİ ama sonra geri istiyorsun. Ağzına bir şey tıktıysan biz ver deyince dilini dışarı çıkartıp elinle de siliyorsun dilinin üstünü.

Minik şeylere bayılıyorsun, düğmeler, iplik parçaları, kağıt parçaları, kartvizitler...

Katlanmış çamaşırları sevmiyorsun, çekmecenin içindeki tüm çoraplari pijamalar tek tek kulağından tutulup yerlere saçılıyor. Üstü üste duran şeyleri hemen yıkıyorsun, bir ara bayağı bir oynadık okey taşları ile. Ben dizip halının üzerine bırakıyordum sen de gidip tek tek deviriyordun desteleri.

Senden habersiz bir şey yapamıyoruz evde. Elimizde bir şey varsa, öyle hızlıca elden ele geçirsek ya da birbirimize atsak senin dikkatini çekmek için kesinlikle kar etmiyor. İlla ki gidip buluyorsun saklamaya çalıştığımız şeyi.

Damacanaya tutunup tutunup ayağa kalkıyorsun sonra da borusunu çıkarıyorsun. Bulaşık makinesini pek seviyorsun. bulaşık makinesi açılınca kaşıklığa buzdolabı açılınca da kapaktaki maya, kabartma tozuna saldırıyorsun.

Terlikler senin favorin. Hele de benim terliklerimin içinde silikon tabanlıklara deliriyorsun resmen. Hemen bir ısırık koparmışsın zaten kaşla göz arasında.

Sevincimiz, ışığımız, mutluluğumuz... Dün gece 1'e kadar ayrılmadın memeden, yatağa koyunca ağladın hep, sabah 6:30'ta kalktım. Ağlayacaktım uykusuzluktan artık. Ondan önceki gece de 3'e kadar doğru düzgün uyumadın, ikide bir uyandın. Ne yapacağız biz seninle bilmem.

Canımızın içi, akıllı, altın saçlı oğlumuzsun sen bizim.

Evde temizlik varken viledanın, elektrik süpürgesinin peşindesin. Geçen yardımcı kadını taklit edip halı silmeye kalktın onunla birlikte.

Odana saat astık; raf astık diye delirdin, durdun durdun onları gösterdin ıh diyerek.

Halının üzerindeki pandayı, ayıyı, pengueni gösterip ıh diyosun, yani adını söyleyin. O minik parmakları, meraklı gözleri yerim ben.

16 Ekim 2011 Pazar

Esen Teyze Beyhan Teyze

Esen Teyzen Kanada'da olduğundan seni görememişti. En son görüştüğümüzde sana hamileydim daha. Kanada'dan geldiğinde biz de anneanneni İstanbul'a getirmek üzere yaz tatili dönüşü İzmir'den sonra Bursa'ya feribot için gidecektik. Feribot saati gelene kadar Esen Teyzenlerde kaldık. Bir muhabbet bir muhabbet sorma gitsin.
Esen Teyzen oradan aldığı Mazhar Alanson şapkası ile kravatı verdi hediye olarak. Bayıldım şahsen. Sonra İstanbul'a geldi, kaldı bizde, O bizdeyken Beyhan Teyze'nle Ufuk Amcan geldi. Bir oğulları olacak, Alp Mete geliyor sokoyacaklar adını da! Oda hazırlıkları yapmak üzere İstanbul'daki mobilyacılara bakmışlar ve tabi ki bize de geldiler. Aman Allahım ne kadar tatlı olmuş Beyhan? Sen uyuyordun onlar geldiğinde uyanmak bilmedin neredeyse göremeyeceklerdi seni.Sana süper bir sweat almışlar. Çok yakıştı oğluşuma da. 
Çok özlemişim Beyhan Teyzeni. O anlattı biz dinledik. Anneannen hemen kuru üzümle komposto verdi ona. Hamilesin kızım ye sen, bebeğine yarasın dedi. Ufuk Amca'yla baban da dalış ve balık muhabbeti yaptılar. Harika bir oğulları olacak eminim. Biz de gideceğiz bebişi görmeye.











Gökçe Teyze'yle konuştuk bugün bu ayın sonuna doğru Çınar da geliyormuş inşallah :)

Anneanne, Dolap ve Cem Isırık

Hiçbir şeye yetişemiyorum! Çok yoğun geçiyor günler, yoğun ve hızlı. Durup düşünmeye bunalıma girmeye savsaklanamaya vakit yok. Evin işi, işin işi, seninle vakit geçirmek, babanla vakit geçirmek, kendimle vakit geçirmek, anneannenle muhabbet etmek ve bunun yanı sıra kitap, dergi okumak film izlemek. Hepsi bir arada. Mesela şu an saat 1:46 ve ben okul için çalışma kağıdı hazırladım. Geç saate kalınca karnım acıktı, mutfağa gidip yoğurt aldım. Sabak 6:30'da kalkmam lazım tabi.
Bu arada  bir beş gündür iki üç adım gidebiliyorsun. Yani 12 Ekim itibariyle il denemelere başladın. Dün de tükürük saçarak pırrrrrrrrrrfffffffftttttttttttttttt diye bir ses çıkarmayı öğrendin. Tabi ki annem öğretti. Ben burnumu silerken buna benzer bir ses çıkarıyorum diye "anne nasıl yapıyor oğlum" sorusunun cevabı olarak almaya çalıştı bu sesi ama sonra ben engel oldum. Yapma dedim millet de başka bir şey sanacak. Şimdi sadece karşındaki yapınca yapıyorsun.
Anneannen sana erken bir doğum günü hediyesi aldı. Odanda eskiden bozma bir dolabın vardı, üzülüyordum sana bir dolap alamadık diye. Neden koyduysak o dolabı, bi kişi de yahu ne kadarlık şey bu dolap dememiş işte. Bir dolap kadar masraf etmiştik zaten ona. Bizim de senin  şaşkınlığından duruma uyanacağımız yoktu. Neyse ki anneannen imdadımıza yetişti. Cem amcanla baban da kurdular bugün. Çok güzel oldu anneannen sağolsun.
Odana boy cetveli ile bir de saatin takıldı. Baban duvar delmeye karşı olmasına karşın Cem Amcan her türlü duvar delme olayını desteklediğinden annen odnan güç alıverdi. Baban surat astı ama umrumda değildi şahsen :) Sağol Cem Amca!
Cem Amcan senin kolundan bir ısırık aldı, sen de kopardın yaygarayı. Neden yaptın dedik, dayanamadım kolunu tutunca pek leziz geldi gözüme dedi. Baban intikam peşinde, yandı bu Arven, ısırık içinde kalacak.