Yaman oğlum,
Senin en yaşlı dört akraban hayatta şimdi. Babanın babaannesi, anneannesi ve dedesi ile annenin anneannesi. Bunlardan büyükbabaannen (babanın babaannesi) ile büyükanneannen (annenin anneannesi) gördü seni.
Büyükbabaannen hep sen doğmadan önce "Allah arayıp sormadan bir yavrucuk verse de şuramda tıpır tıpır tıpırdatsam" diyordu. O yaşlı ve güçsüz kollarına aldırmadan, "Ben bakarım ona siz işe gittiğinizde" deyip durdu. Çok yaşlı olduğundan, özellikle sana hamileyken en azından seni görecek kadar uzun yaşasın diye dua ettik babanla. Sonra sen doğdun ve seni görmek nasip oldu, sonra unuttu gerçi; ama seni kucaklayarak sende bir iz bıraktığına eminim.
Büyükanneannen bayıldı sana. Zaten erkek çocuklarını çok sever. Sen de böyle uslu uslu duruverdin ya, öpmelere doyamadı seni. Maşallahlar dedi kaç kez, okudu üfledi sana. Üzerindeki ağırlık gitmiş olacak ki, yüzüne gelen dualı serinlikle gözlerini kırpıştırdın, derin bir uykuya daldın. Varlığına vesile olan buruşuk eller senin ipek teninle buluştu. İçi burkuldu biraz. "Büyükdeden de görseydi keşke" diye geçirdi içinden, gözlerinden. Sonra daha çok torun çocuğu görmek istedi. Daha evlenmemiş torunlarının çocuklarını gördü sende. Gülüşünle ömrüne bir beş sene ekledin büyükanneannenin. Biri yaşlı biri tazecik iki tombak, pek sevimliydiniz doğrusu.

İki resim arasındaki yedi fark gibiydin ninelerinle. Onlar son dönemece girmişken hayatlarında, sen ayağının tozuyla inmiş bir melektin. Onların Allah elden ayaktan kesmesin dilekleri vardı, bizde senin kıpır kıpır ayaklarının ilk adımı ne zaman atacağı merakı. Onları son kez görür gibi öpüyorduk ellerinden, seni her sabah yıllar sonra yaşayacağını dilediğimiz güzel günlerin hayaliyle. Senin sabi yüzünde doğurdukları çocuklarını iyi ki doğurdukları konusunda hemfikir oldular. Sendeki bebek kokusunu bir kez daha koklama fırsatı buldular. Yaşlı nineliklerini sürerken taptaze annelik günlerini hatırlattın onlara.
"Ne mutlu bize" dediler. "Bugünleri de gördük"