Doktora kontrole gittik ayın 25'inde. Ultrasondan sana baktık. "Her şey yolunda, doğum yakın görünüyor" dedi doktor. 3 gün sonrasına gün verdi. Bu arada "daha erken de olabilir" dedi. Daha önce birkaç kez girmeye üşendiğim NST'ye bu defa babanın zorlaması ile girdim. Normalde 20 dakika süren bir işlem bu, ama hemşire beni unutunca daha fazla bekledim sonra baktım gelen giden yok, çıkardım bağları, yırttım makineden çıkan kağıdı çıktım odadan. Doğruca doktorun odasına gittik babanla birlikte. Gökalp Abi doğuma girmiş, hemşiresi vardı odasında, elimdeki kağıdı gösterdiğimde "senin sancıların başlamış" dedi. Ben "hayır, yok benim sancım" dedim o, "var" dedi. "iyi de ben bir şey hissetmiyorum" dedim. "Bak" dedi "bu kadının sancısı yok, senin grafindeki şu artışları görüyor musun? İşte bunlar sancı" dedi. Doktoru beklemeye karar verdik.
Gökalp Abi geldi.O da sancılarım olduğunu iddia etti. Ben "yok" dedim o, "var" dedi. Sonra "seni bir muayene edelim" dedi ve açılmanın 3 cm olduğunu, sabahleyin 8-9 gibi ya da istersek daha erken hastaneye yatış yapabileceğimizi söyledi. "Bebek bu gece de gelebilir tabi" dedi. "İyi de Gökalp Abi biz arkadaşlarla plan yaptık. Harry Potter'a gidecektik bugün." dedik. O da "siz gidin canım filme, zaten gördüğünüz son film olacak" dedi. Orada kötü adam gülüşü yapsa yakışırdı yani.
Neyse gerekli formları doldurduk. Kağıtlar hazırlandı, işlemler yapıldı. O an çok sevindim oğlum biliyor musun? Sonunda zaman gelmişti. Tam 40 haftayı bitirdiğin gün geleceğinin ilk sinyalini vermiştin.Gökalp Abi "Sancılar 10 dakikada bir geldiğinde, suyun geldiğinde, kanama olduğunda hastaneye geliyorsun" dedi.
Hastaneden çıktığımızda baban çok heyecanlıydı. "Bizimkilere söylesek mi söylemesek mi?" diye bayağı bir düşündük. Ortalığı velveleye vermek istemedik; zira bizimkiler çok heyecanlanacaktı. Sonra baban "en iyisi önce fotoğrafçımızı aramak" dedi. Buse Eylem'e haber vermek üzere numarasını çevirdim. Telefonu "Yaman geliyor mu yoksa?" diye açtı zaten :) Durumu bildirdik, kendisini aradığımızda hemen uçup geleceğini söyledi.
Anneanneni aradık açmadı, babaannenleri aradık, deden açtı arabanın tamiri ile uğraşıyormuş. Ona verdik mutlu haberi. Sonra babaannenle konuştuk. En son da anneannenle konuştuk. Hepsi çok sevindi. Heyecanlandılar. Ama en çok anneannen heyecanlandı.Çığlık attı resmen telefonda.
Babanla birlikte dedenle buluştuk Forum'da. Biraz dolaştık sonra anneanneni aldık babaannenlere bıraktık, gece gelirsen anneanneni almakla vakit kaybetmeyelim dedik. Anneannnenin evinin önü şantiye oldu oğlum, bitmek bilmeyen bir metro çalışması var. Sen büyüyünce binersin belki, bilmem bizim ömrümüz vefa eder mi?
Neyse sonra planladığımız gibi önce Cem ve Ayşegül'ün evinde yemek yedik. Bu arada buradan duyuruyorum evet Ayşegül yemek pişirebiliyormuş :) Bayram üstü olduğundan, kavurma pilav yedik mis gibi. Sonra hep birlikte "Harry Potter Ölüm Yadigarları" filmine gittik. Biraz tedirgin oldu Ayşegül Teyzen "doğurmuyorsun değil mi?" diye kontrol etti hep beni.
Gece 1 gibi döndük eve. Baban tıraş oldu, sonra yattık, karşılıklı çekyatlarda. Gece 3:30 gibi sancılar başladı, saate baktım her seferinde 6-7 dakika aralıklarla geliyordu sancılar. Ben ne olur ne olmaz diye giyindim, hazırlandım. Baban uyuyordu tatlı tatlı. Biraz daha bekleyeyim dedim ama emin de değildim sancı dedikleri şeyin bu olup olmadığına. Bana biraz hafif gelmişti. Okuduğum tanımlar öldürücü ağrılardan bahsediyordu; ama bu sadece ağrıydı. Neyse sonra "başka ne olacak ki herhalde sancı budur" deyip yarı uyuklayıp yarı saate bakarak saati 4:30 ettim. Artık sancılar 3 dakikada bir gelmeye başladı. Babanı uyandırdım. "Emin değilim ama sancılar 3 dakikada bir geliyor galiba" dedim. Gökalp Abi'yi arasak mı emin olamadık çünkü çok şiddetli bir ağrı değildi hissettiğim. Sonra baban "5'e kadar bekleyelim olmazsa" dedi. Ve 5'te suyum geldi!
Hemen baban fırladı yataktan, herkesi alkışlarla uyandırdı kalkın gidiyoruz diye. Herkes sanki hiç uyumamış gibi kalktı. Evde bir telaş başladı. Her şeyimiz hazırdı zaten.Çabucak çıktık evden.
Babanla biz bindik bir arabaya babaannenlerle anneannen de bir arabaya bindiler. Hastaneye geldik, odamızın olduğu kata geldiğimiz an sancılar iyice sıklaşmıştı. O anda bir bebek ağladı. O bebeği duyunca dayanamadım, bir ağlamak tuttu beni. Sanki o ana kadar sen hiç doğmayacaktın karnımda yatıp duracaktın öyle, ama o an gerçek olmuştu, bir oğlum oluyordu, doğuracaktım, anne olacaktım. Annenannen ve babaannen de çok duygulandı. Bir süre ağlaştıktan sonra odamıza giriş yaptık.
Her şeyin şanslı gitti oğlum. Odamız bomboş olan koridordaydı, hastaların hepsi diğer koridordaydı. İki kişilik odaya vermişlerdi bizi, çok sevindim.
Hemen bana arkası ferah (!) hastane kostümlerinden giydirdiler. Hemşire geldi, damar yolu açtı ağrı kesici yaptı, serum taktılar ve NST'ye bağladılar sancıları izlemek için.
Fotoğrafçımız hemen geldi, sağolsun. Babaannen ve Anneannen giyinip süslendiler hemen. Anneannen fotoğrafçıya sordu "koyu renk mi giyeyim kızım açık renk mi?" diye. "Koyu renk güzel olur teyze" dedi ve başladı şipşak çekmeye.
Hemen tüller açıldı, balonlar şişirildi, boncuklar takıldı, süsler bağlandı. Çok güzel oldu odamız.
Beklemeye başladık. Sancılar geldi baban elimi tuttu, sancı geldi bekledik. Balon bile oynadık kendimizi oyalamak için. Anneannen sakinleştirdi beni. Anneannen de babaannen de dualar ettiler. Gökalp Abi geldi bir zaman sonra. Nasıl olduğumu sordu, yakından ilgilendi. Rahatladım biraz.
Nihayet beni yukarı çıkardılar epidural uygulaması için. Sırtımdan bir iğneyle ilaç verdiler, ilk başta ağrılar çok hafifledi hatta NST'ye bağlandıktan sonra monitörde gördüğüm çok yüksek değerdeki sancıları hissetmedim ama sonra sancılar şiddetlenip sıklaştıkça ve zaman geçtikçe ağrıları net olarak hissetmeye başladım. İki doz daha ağrı kesici yaptılar. Artık her sancıda yatağın tutamağına yapışıp kalıyordum. Saat 10'a doğru kontrol için yukarı çıkacağımızı söylediler. Açılma 7.5 cm olmuştu. Hatice Ebe ile doğumhanede beklemeye başladık. Ağrılarım şiddetlendi şiddetlendi.
Hatice'ye bir ara yalvardım. Kurtar beni, yardım et bana diye. O da ağrı kesici vurulup vurulamayacağını sorup öğrendi. Bir ağrı kesici daha yaptılar ama nafile. Sol bacak uyuşuktu sağ bacakta ise bir şey yoktu.
Bana çoook uzun gelen bir bekleyişin ardından doktorumuz Gökalp Abi geldi. Onu görmek çok rahatlattı beni. Hemen bir gün önceki sinema maceramızdan dem vurdu tabi, "ben yapamayacağım galiba" diye ağlamaya başladım, o da "bırak şu olumsuz konuşmaları yapacaksın" dedi. Yorgunluktan bitmiştim, çok feci uykum vardı ama uyumak ne mümkün? Sancılar beni olduğum yere yapıştırıyordu
Seni doktorun elinde baş aşağı gördüğüm an ve çığlığın hala kulaklarımda. Ben de sadece "Gökhaaaan" diye bağırdım. Zaten onlar da duymuşlar senin çığlığını. Hayata başladığın o ilk an kopardığın yaygaradan adının hakkını vereceğin belliydi oğlum. Gözlerin açıktı doğduğunda, kucağıma getirdiklerinde de bana baktın. Ağrıymış, sancıymış hepsi hikaye diyorlar ya anneler hep, evet hepsi hikaye oğlum. Seni gördüm ellerini öptüm kucağımdaydın ya, benim için ameliyat sona ermişti çoktan.
Hatice Ebe kucağımdan almaya çalıştı seni, ama ben bir türlü vermek istemedim. Ne güzel bakışıyorduk seninle. Küçük çapta bir mücadele yaşadık orada. "Hatice bebeği giydireceğiz hadi ver artık" dedi senin eben.
Sonra bir şeyler konuştuk Gökalp Abi'yle, o ameliyatı sonlandırırken. Ama orası pek bir flu.
Seni giydirip paketledikten sonra beni de sedyeye alıp kucağıma verdiler seni. Birlikte doğumhaneden çıktık. Sensörlü kapı açıldı. Karşımda baban, anneannen, babaannen, deden, Elif Teyzen, Serkan Amcan ve Cem Amcan vardı. Aynı anda herkesin hayatında yeni bir kapı açıldı. Herkes o kapı önünde bir şey daha oldu. Elifler Teyze, Nurşenler Babaanne, Gökhanlar Baba, Semralar Anneanne, Nuriler Dede, Cemler ve Serkanlar Amca oldu. Hepsi ağlıyordu. Ben Elif Teyze'ni görünce ağladım. Çok sevindim onun geldiğine. Bu arada üstündeki tişört benim, I'm not fat, just pregnant (şişman değilim, sadece hamileyim) yazıyor üzerinde. Sıcak geldi diye giymiş ve o an hamileymiş Elif Teyzen ama bilmiyorduk daha. Şimdi bakıyorum da, pek manidar olmuş.
Babanın önünde durdular sedyeyi, baban ikimizi de öptü. O baba olmuştu, ben de anne, sen gelince de aile olmuştuk, gerçek bir aile.
Asansöre bindik, anneannen ağlıyordu hüngür hüngür, sevinçten ağlamak ne muhteşem bir şeydir. O kadar mutlusundur ki artık gülümsenin, gülmenin yetmediği noktaya gelmişsindir. Anneannen sevinçten ağlıyordu. Asansörün kapısı kapandı, "Anne ayaklarının altını öpeceğim" dedim. Anneannen bir üst seviyeye geçti ağlama şiddetinde. Hala o öpücüğü borçluyum anneannene :)
Odamıza indik. Hemşire seni memeye tuttu. Sen hemen emmeye başladın oğlum. Hiç zorluk çıkarmadın. Hayata nasıl tutunacağını gösterdin. Resmen acıkmışsın, sen emdikçe ben de acıktım tabi, hemen masanın üzerindeki elmaya saldırdım.
Ben şaşkındım, Çok güzeldin. Hayatta gördüğüm en güzel şeydin sen. Parmaklarını öptüm, ipek gibi saçlarına, ipek gibi tenine, kuş gibi ağzına bakakaldım.
Herkes geldi odaya. Herkes beni tebrik etti, sarıldılar bana ama odamızın yıldızı sendin artık. Başına toplandılar tanışmak için, senin pek umurunda değildi. Mışıltılar çıkıyordu resmen beşiğinden.
Bir ara Gökalp Abi geldi. Seni kucağına aldı ama öyle bir aldı ki kucağına ben korktum biraz, sana bir şey olacak sandım.

Şekerlerinden ikram ettik ona. Sayesinde meşhur oldu şekerlerimiz, hastane personelinin tamamına sebil gibi dağıttık şekerlerimizi. Temizlik görevlileri odamızı paspaslaya paspaslaya bir hal oldular. Şekerin gücüne inandım o an, tatlı yiyen insanlar hizmette sınır tanımadılar :)
Doktor "yürüyeceksin" dedi, kalktım odanın kapısından bir çıktım ki kapıda bir çiçek. Bu babanın aldığı ilk çiçek. Sonra yürüdük babanla, anne ve baba olarak birlikte attığımız ilk adımlardı bunlar...
Kapı süsümüz meşhur olduğu gibi fotoğraflarını bile çektiler. Diğer odalardan bakmaya geldiler. Onu bile birlikte yaptık biz, anneannen simidi yaptı, baban kesti, ben de diktim. İnsanlar kapıdan içeriye bakarken, kasım kasım kasıldım.
Sonra misafirlerimiz geldi. Ayşegül Teyzen geldi, Özden Teyzen, Gökçe Teyze ve Çağrı Amca. Selen Teyze, Zafer Amca ve Güzide Teyze geldi seni görmeye. Hepsinin gözlerinde bir inanamamazlık, bir mutluluk. Hamileliğimde hep yanımızda olduklarından, bir karnıma bir sana baktılar. Anı defterine yazdılar, büyüyünce okursun sen de.
Bu arada durmadan telefonlar çaldı. Herkes telefonla konuştu. Tebrikler, tebrikler...
Dayınlar eve geldiler ertesi akşam. Bir sürü hediyeler getirmişler, Yaren senin için bir resim yapmış, bir de çıngıraklarını getirmiş. Seninle ilgili bir sürü planı var. Yürümekten konuşmaya, yazmaya kadar her şeyi sana öğreteceğini söyledi. Dayın şaşkındı, seni tutmaya korktu resmen. Çok duygulandı, bir bana baktı, bir sana, bir de rahmetli dedeni düşündü sanırım. Deden görseydi seni çok mutlu olurdu, çok severdi seni. Durmadan yedirip içirirdi bana süt olsun diye.
Elif Teyzenler de dayınlarla aynı gün geldi. Ben gittiklerini göremedim uyuyakaldım çünkü. Erhan Amcan içeri girer girmez gözleri doldu. O komik, gebeş, vurdumduymaz gibi görünen Erhan Amcan, görür görmez bayıldı sana. Ayaküstü hastaneyi, doğum hikayesini anlattım onlara. Lohusa şerbetinden ilk onlar içti.
Evimiz şenlendi oğlum. Bizi aile yaptın, gerçek bir aile olduk. Çoluğa çocuğa karıştık.

