Yaman'ın 3 yeni sorusu:
Neden'li ilk soru: Anne neden çiş yapıyoruz?
Nasıl'lı ilk ilginç soru: Anne şimşek nasıl çakıyor?
Nerede'li ilk ilginç soru: Anne uzay nerede?
ilkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Ağustos 2012 Cumartesi
İlk tıraş
Yaman'ın uzun süredir çevresindekiler tarafından kız sanılma psikozu sona erdi sonunda. Bana kalsa hiç kestirmezdim. Tepede topladığım saçlarıyla samuray gibi dolaşması hoşuma gidiyordu itiraf ediyorum, ama hiç rahat değildi çocukcağız, zira devamlı eli saçlarındaydı.
Sonunda 3 Ağustos Cuma günü oğlum ilk erkek tıraşını oldu. babası pek sevdiği Narlıdere'deki Feridun Berber'e götürdü bizi.
Adam terzi kendi söküğünü dikemez hesabı uzun saçlıydı, sıra dışı bir berber profiliydi dolayısıyla. Berber dükkanı arko tıraş sabunu kokuyordu buram buram. Yaman pek hoşlanmadı ilk önce ama çok fazla arıza çıkarmadı. Suratını buruşturdu, homurdandı, biraz da bağırmayı denedi ama "aa bu neymiş? aaa tıraş makinası! aaa bu da nesi? a aa bu da bir saç kurutma makinesi!" derken adam şipşak hallediverdi tıraşı. Resmen eli yüzü açıldı çocuğun :)
Berberden sonra Urla'daki eski komşuları görmeye gittik. Ayşe Abla'ya söyledik çocuğu tıraş ettirdik diye. "İyi etmişsiniz canım, bu yaşta çocuğun saçını kesmezsen bütün vitamin saçına gider" dedi. Yaman'ın bütün vitamini kabuğunda diyecektim, tuttum kendimi :)))
31 Temmuz 2012 Salı
Çocuğum konuşsun!
Çocuğun mümkün olduğunca erken konuşması ne işe yarar? Bir kere içindekileri içinde tutmak zorunda kalmayacağı için huzurlu olur sonra sizin "bu mu? yoksa bu mu? haaa buuuu!" diye en az sekiz tahminden sonra istediği şeyi anlamanızı beklemek zorunda kalmaz. Düşünsenize siz bile bu dünyanın yabancısı olmadığınız halde içinizde bir iki derdi biriktirseniz hemen " bir kaşık passiflora içeyim de kendime geleyim" derken; dünyaya henüz inmiş bebeğiniz ayağının tozuyla bir sürü şeye maruz kalıp bir de derdini anlatamazsa ne çilekeş bir minik insana dönüşür?
Özellikle söylüyorum beklenti içinde olmamak lazım çocuklarımız canı istedikleri zaman ve gerçekten hazır olduklarında yani onlara göre zamanı geldiğinde bir şeyleri yapabilecekler. Biz en fazla yardımcı olabiliriz onlara, tökezlediklerinde ya da yanlış yaptıklarında ellerinden tutup "olur öyle" demekle yükümlü kişileriz sadece. Yani onlara henüz olağan olmayan dünyanın herkes için ilk başta öyle olduğunu ama sonra herkesin "olayı anladığını" anlatmak görevimiz.
Bir kere hiçbir çocuk diğerine benzemez, gelişimi de benzemez. Yani karşılaştırma yapmak "abav filancanın çocuğu dahiymiş" demek çocuğunuza haksızlık etmek olur ve kesinlikle çocuklar bunu hissederler. Kitap en iyi arkadaştır bir aile için. Sahiden bir şeyler yapmanın sevinci oluyor ben Yaman'la kitap okurken. Babasıyla, anneannesiyle ve çevresindeki herkesle kitap okumak çok hoşuna gidiyor onun. Hem de benim gibi çocuğu biraz fazla (aralıksız yarım saatten fazla) çizgi film izleyince vicdan azabına bağlayan bir anne için gerçekten en çok zevk aldığım şey oğlumla kitap okumak. O bir şeyle röğrendikçe beynindeki nöronlar aksonlar sinapslar coştukça benim de coşasım geliyor. 0-3 yaş diye bas bas bağıran uzmanları çok seviyorum. 0-3 en güzel yaş aralığı. Çocuğunuz "bu ne?" deyince "holley beee! merak etti!" diye havalara sıçrayıp topuklarınızı birbirinize vurduğunuz bir dönem!
Kesinlikle çocuktur anlamaz demeden konuşun konuşun! Etrafınzda gördüklerinizi, gazetedki resimleri, parmaklarınızdaki çizgileri her şeyi her şeyi... Siz de ne cümleler kurabileceğinize şaşıracaksınız, içinizde bir Gülten Dayıoğlu bir Enid Blyton yeşeriverecek. Ve zaten ne yazsanız size hayran bir çift böcük göz var size bakan, tazı gibi dikilmiş iki ısırılası kulak.
12 Haziran'da başlamışım bu yazıya, yaklaşık iki ay önce yani birkaç da örnek eklemişim o zaman için. Hani amaaan çocuğa u öğretilmez,anlamaz o söyleyemez o diyenler için örnek olsun. Yemeği mama uykuyu nennen diye bilmesine gerek yok ben de yaşayarak öğrendim bunu.
"Bu sözcükler Yaman'ın odasındaki halıdan öğrendikleri: Pasifik Okyanusu, Atlantik Okyanusu, Hint Okyanusu, İglo, Eskimo, Piramit.
Bunlar da aldığımız "Keşfedin, Büyük Makineler" serisinden öğrendikleri: Döner Kepçe Tamburu, Delgi makinesi, çalı budama makinesi, kök sebze hasat makinesi, damalamassitemiyle ilaç püskürtm earacı, paletli düz kepçe vs. Bir şantiyeye stabaşı olacak kadar bilgisi var artık :)
Anneannesi Yaman'a masal anlatırken masal bitti diyormuş.. Bitti kelimesini masalın bitmesiyle bağdaştırmış olacak ki, ben "evet annecim o kadaaaar "dedim. Yaman da: "O kadar. Bitti. Masal bitti." dedi. Bu tür geçmişe dönük anıları, sözcükleri hatırlaması pek güzel pek eğlenceli, nasıl da hoşuma gidiyor.
Özellikle söylüyorum beklenti içinde olmamak lazım çocuklarımız canı istedikleri zaman ve gerçekten hazır olduklarında yani onlara göre zamanı geldiğinde bir şeyleri yapabilecekler. Biz en fazla yardımcı olabiliriz onlara, tökezlediklerinde ya da yanlış yaptıklarında ellerinden tutup "olur öyle" demekle yükümlü kişileriz sadece. Yani onlara henüz olağan olmayan dünyanın herkes için ilk başta öyle olduğunu ama sonra herkesin "olayı anladığını" anlatmak görevimiz.
Bir kere hiçbir çocuk diğerine benzemez, gelişimi de benzemez. Yani karşılaştırma yapmak "abav filancanın çocuğu dahiymiş" demek çocuğunuza haksızlık etmek olur ve kesinlikle çocuklar bunu hissederler. Kitap en iyi arkadaştır bir aile için. Sahiden bir şeyler yapmanın sevinci oluyor ben Yaman'la kitap okurken. Babasıyla, anneannesiyle ve çevresindeki herkesle kitap okumak çok hoşuna gidiyor onun. Hem de benim gibi çocuğu biraz fazla (aralıksız yarım saatten fazla) çizgi film izleyince vicdan azabına bağlayan bir anne için gerçekten en çok zevk aldığım şey oğlumla kitap okumak. O bir şeyle röğrendikçe beynindeki nöronlar aksonlar sinapslar coştukça benim de coşasım geliyor. 0-3 yaş diye bas bas bağıran uzmanları çok seviyorum. 0-3 en güzel yaş aralığı. Çocuğunuz "bu ne?" deyince "holley beee! merak etti!" diye havalara sıçrayıp topuklarınızı birbirinize vurduğunuz bir dönem!
Kesinlikle çocuktur anlamaz demeden konuşun konuşun! Etrafınzda gördüklerinizi, gazetedki resimleri, parmaklarınızdaki çizgileri her şeyi her şeyi... Siz de ne cümleler kurabileceğinize şaşıracaksınız, içinizde bir Gülten Dayıoğlu bir Enid Blyton yeşeriverecek. Ve zaten ne yazsanız size hayran bir çift böcük göz var size bakan, tazı gibi dikilmiş iki ısırılası kulak.
12 Haziran'da başlamışım bu yazıya, yaklaşık iki ay önce yani birkaç da örnek eklemişim o zaman için. Hani amaaan çocuğa u öğretilmez,anlamaz o söyleyemez o diyenler için örnek olsun. Yemeği mama uykuyu nennen diye bilmesine gerek yok ben de yaşayarak öğrendim bunu.
"Bu sözcükler Yaman'ın odasındaki halıdan öğrendikleri: Pasifik Okyanusu, Atlantik Okyanusu, Hint Okyanusu, İglo, Eskimo, Piramit.
Bunlar da aldığımız "Keşfedin, Büyük Makineler" serisinden öğrendikleri: Döner Kepçe Tamburu, Delgi makinesi, çalı budama makinesi, kök sebze hasat makinesi, damalamassitemiyle ilaç püskürtm earacı, paletli düz kepçe vs. Bir şantiyeye stabaşı olacak kadar bilgisi var artık :)
Anneannesi Yaman'a masal anlatırken masal bitti diyormuş.. Bitti kelimesini masalın bitmesiyle bağdaştırmış olacak ki, ben "evet annecim o kadaaaar "dedim. Yaman da: "O kadar. Bitti. Masal bitti." dedi. Bu tür geçmişe dönük anıları, sözcükleri hatırlaması pek güzel pek eğlenceli, nasıl da hoşuma gidiyor.
Etiketler:
anne olmak,
çocuk terbiyesi,
iletişim,
ilkler,
kitap,
kitap sevgisi,
konuşma
4 Mayıs 2012 Cuma
Dilsel gelişim cross check
İlk cümleler
Işık nan! = Işık yan!
Anne ge! = Anne gel!
Kapı aç!
Kamyon kepçe kaja!= Kamyon ve kepçe kaza yaptı
Favori kelimeler
Ben en çok bi daa bidaa ve bişii demesini seviyorum arka arkaya söylüyor. Bir de aaaa? diyor ilginç bir şey görünce.
Bağımsız oyun oynama durumu
Kendi kendine oynamaya başladı. Efendim güya arabalar kaza yapıyormuş. Olay mahallinden de Yaman geçiyormuş ve örümcek hisleriyle olaya müdahale edip polisi arıyormuş. Senaryo böyle. Yaman hemen "avoo pıliiis" diyor. Heeen heeen diyerek dolaşıyor evi elinde arabayla. Kajaa kajaa diyor. Sonra da avoo poliiis diyor.
Beşer isimleri
Dün komşumuz Gülcan ve Emine geldiler çay içmeye. Cücan ve E-mi-ne dedi. Şimdilik Ali, Osman, Ayşe, Onuuğ, Gökan, Hatici, Nuyi, Nuuşen, Jim, Ahmet, Yeco, Kurbiş, Pepe, Şila, Şuşu, bebe diyor.
Kişisel bilgiler
Babanın işi ne Ma-ki-ne
Annenin işi ne Öömen
Zamirler
Bu ara beni odaya çağırırken "ben gee" diyor. Bu zamir işi zor zanaat sahiden. Ben benim sen de sensin Yaman deyince haaaığ? dedi garibim :)
Geometri
Üçgen
Kayee
Daaaye
Aağıdaki kısa filmimiz bir çilek yeme seansınsan alıntıdır :
Işık nan! = Işık yan!
Anne ge! = Anne gel!
Kapı aç!
Kamyon kepçe kaja!= Kamyon ve kepçe kaza yaptı
Favori kelimeler
Ben en çok bi daa bidaa ve bişii demesini seviyorum arka arkaya söylüyor. Bir de aaaa? diyor ilginç bir şey görünce.
Bağımsız oyun oynama durumu
Kendi kendine oynamaya başladı. Efendim güya arabalar kaza yapıyormuş. Olay mahallinden de Yaman geçiyormuş ve örümcek hisleriyle olaya müdahale edip polisi arıyormuş. Senaryo böyle. Yaman hemen "avoo pıliiis" diyor. Heeen heeen diyerek dolaşıyor evi elinde arabayla. Kajaa kajaa diyor. Sonra da avoo poliiis diyor.
Beşer isimleri
Dün komşumuz Gülcan ve Emine geldiler çay içmeye. Cücan ve E-mi-ne dedi. Şimdilik Ali, Osman, Ayşe, Onuuğ, Gökan, Hatici, Nuyi, Nuuşen, Jim, Ahmet, Yeco, Kurbiş, Pepe, Şila, Şuşu, bebe diyor.
Kişisel bilgiler
Babanın işi ne Ma-ki-ne
Annenin işi ne Öömen
Zamirler
Bu ara beni odaya çağırırken "ben gee" diyor. Bu zamir işi zor zanaat sahiden. Ben benim sen de sensin Yaman deyince haaaığ? dedi garibim :)
Geometri
Üçgen
Kayee
Daaaye
Aağıdaki kısa filmimiz bir çilek yeme seansınsan alıntıdır :
16 Mart 2012 Cuma
Benim çocuğum tuhaf ve ben onu seviyorum!

Eveet nasibinden sonra sıra geldi tuhaflığına. gerçi her çocuk yaşı ile tutmadığı düşünülen her davranışında tuhaf ve üstün zekalı diye tariflenir muhakkak ama, bu sahiden tuhaf.
Bir kere insanın ilk kelimeleri ne bileyim köpek, kedi filan olur, hani sıradan şeyler. Yaman'ın ilk kelimesi anne, baba ve üçüncüsü tahta! Evet tahta! Ben yatağına vurdum bak annecim bu tahta dedim. o da tak tak vurdu ve tahta dedi. Neyse ki sonra daha işlevsel bir kelimeye geçiş yapabildi, dede dedi.
Bir diğer örneği yakın zamanda yaşadık. Buzdolabının magnetleriyle oynuyordu hep. Özsüt'ün bir magneti vardı. "Ih?" dedi yani "bu ne?" ben de "Özsüt annecim" dedim. Hooop bizimki bu kez "Özsüt" dedi, ağzını sevimli bir şekilde büzüp z ve s sesini bastıracağım, iki tuhaf ünlü sesi de çıkaracağım diye dişlerini sıkıştırarak.
Bir diğer kelime de matkap. Yaman'a aldığımız kitaplarda matkabın resmini gösterip "dzzzt" diye deleriz diyorduk elimizi tabanca gibi yapıp. Annem, bir gün hava güzelken hem çamaşırları asayım, hem de çocuk balkonda biraz güneş görsün diyerek Yaman'ı giydirmiş balkona çıkarmış. Bizimki babasının alet edevatının olduğu raflara bakarken birden matkabı görmüş. O kitapta gördüğü şeyin gerçeğini görünce çok büyük bir sevinç yaşamış. Kesin içinden şöyle dedi: "Hobaaaaaa!!Bu sahiden varmış yahu!" Makkap makkap demiş, tutturmuş onu ver diye. Tam olarak şöyle demiş bir anneme bir matkaba bakıp: "Ih! Ih! Ih!" Annem çekinmiş, hani sonuçta pek de hijyenik bir şey değil, küfü pası vardır diyerek; ama bizimki durmayınca napsın mümkün olduğunca silerek koymuş Yaman'ın önüne. Annem sahnenin devamını "kendinden geçti" diye nakletti. Bir yarım saat sadece evirmiş çevirmiş, sesi bile çıkmamış. Basmış, tutmuş, çekmiş, ellemiş, kurcalamış. Artık eve girme vakti gelince ip cambazı gibi oynatmış kadıncağızı, zor almış aleti elinden.

Ben okuldan gelince anlattı bunu, öldüm gülmekten. Bizimki de yanımızda, olaydan bahsedince anıları depreşti herhalde, tutup elimden götürdü beni balkonun kapısının önüne "makkap, makkap" diye diye giderek yükselen, ya vermezlerse naparım endişesiyle aynı zamanda sertleşen bir sesle "makkap" da "makkap". Neyse sonunda ben de pes ettim, koydum matkabı önüne yine aynı sahne yaşandı: şuurunu yitirip inceleme evresi.
Çok seviyorum oğlum seni...
10 Şubat 2012 Cuma
İlk eldivenler



Yaman’ın ilk eldivenleri soğuk bir günde Ahmet ve Dilekle çıktığımız yürüyüş sırasında "Ya Gökhan siz bekleyin bir dakika, şuradan eldiven alalım Yaman’a çocuğun elleri donacak" dememle oldu. Tedi diye bir dükkanlar zinciri var burada. Bir milyoncunun gelişmişi gibi bir şey. Ne ararsan var. Neyse efendim içeriye daldım ve kızlar için olmayan tek eldiveni kaptığım gibi çıktım dışarı. Sevim Teyze’nin ördüğü bereyle takım gibi oldu, super oldu. Arasan bulunmaz aynı rengi J Tarih 1 Şubat.
2 Şubat 2012 Perşembe
Search: Annelik+kusmuk+kaka+kabus
Kanında annelik varmış ve bunu doğuştan biliyormuş gibi davranılıyor hep kadınlara. Oysa ki anne olduğunuz ilk gün, doğumhaneden eve döndükten sonra özelikle ilk üç ay sizi çok zorlayacak günlerin habercisi demektir.
Memenize devamlı yapışık, hayatı pamuk ipliğiyle size bağlı, günde 15 kere filan altına yapan, daha tam olarak tanımadığınız, yaptığınız hiçbir şeye tepki vermiyormuş gibi gelen, uyku diye bir şey bırakmayan, bazen eski hayatınızı çok özlediğiniz anlardan bile suçluluk duyduğunuz, size en baba çaresizliği tattıracak, "e ama o da babası o da uykusuz kalsın o zaman" gibi bilgisizce ve zaman zaman öfke dolu cümleler sarf edeceğiniz, bir anda herkesin bir şeyi olan, ama en çok sizin olan, herkesten kıskandığınız nurtopu gibi bir bebeğiniz oldu, Allah bağışlasın.
Yamanla ilk 40 gün kabus gibiydi desem abartmış olmam. Şimdi üzerinden 14 ay geçmiş olduğu için dingin bir kafayla değerlendirebiliyorum o günleri. Ama sahiden ne kadar zorlanmış, ne kadar harap olmuşuz?

Emzirmek denen şey sonraları alışsanız da ilk başları tuhaf gelen, hatta kimi annelerin biraz rahatsız edici olarak tanımladığı bir durum. Emzirme yastıkları ve bir sürü değişik teknoloji olsa da, ciyak ciyak ağlayan bir bebekle gram organize olamadığınız, hep arkanızı toplayan ve kaprislerinizi çeken annenize rağmen gecenin bir yarısı o yastığı almadan bebeği kucakladığınız gibi memeye tutmak zorunda kalacağınız ya da emzirme koltuğu olarak satın aldığınızda, satıcının ergonomisini ortopedisini öve öve bitiremediği, yayıla yayıla emzireceğinizi hayal ettiğiniz o koltuğun aslında o kadar konforlu olmadığını fark edeceğiniz, işte çocuğun kafasının mobilyanın ahşabına değdiği ya da emzirirken uyuya kalmak suretiyle kolunuzun kayması ile bebeğin kucağınızda olması gerektiği şekilde duramadığı ve bazen yeter ki sussun diye yatağın içinde sekize katlanmış şekilde memeyi dayadığınız için ertesi sabah ağrılar içinde uyandığınızda "hah sırtım ayvayı yemiş" diyeceğiniz günler olacak. O kutlu günler çabuk geçiyor; ama geçtikten sonra çabuk geçtiğini fark ediyorsunuz. Yaşarken, zaman o kadar da akışkan olmayan koyu kıvamlı bir bebek maması gibi yapışıp kalıyor üstünüze.
Her şeyin bebek sevimliliğinde gittiği gün içindeki toplam yarım saat, onu ne çok sevdiğinizi, onun dünyanın en güzel bebeği olduğunu, oh iyi ki de doğurmuş olduğunuzu ve mis gibi koktuğunu düşünüyorsunuz.
Ama peşin peşin avcunuzun içine sayılan 23 1/2 saat eşinizi uykusuzluğun ağırlığıyla flulaşan bir görüntü halinde görebileceğiniz, kusmuk ve bozuk yoğurt aromalı kaka kokusunun atmosferinizin bir parçası haline geldiği, eşinizle bir daha eskisi gibi oturup muhabbet edemeyeceğinizi sandığınız, bebeğiniz ya sarılık olursa sizden alıp hastaneye verirlerse, sekiz saat fototerapi görürse "ben naparım?" diye ödünüzün patladığı histerik,şizofrenik ve paranoid bir ruh hali içinde, eve gelen gidenin "sütü mü yok acaba?", çocuk mu doymuyor ki?" gibi cümlelerinin sizi çok üzebileceği ve çocuğun nispeten düzene girmesi, sizin işi kotarmanızın bir level daha atlamak, dolayısıyla başarılı ya da başarısız olmakla bağdaştırıldığı günler birbirini kovalayacak.
Bu arada yığınla kitap okumuş olsanız da, "biz hazırız ve bu çocuğu istiyoruz" diyerek eşinizle voltran oluşturmuş olsanız da, çocuğunuz portakalda vitamin bile değilken eşinizin size hediye gelen patik ve çoraba kanıp çocuk yapmışsınız hissiyatı veren konuşmalarına ifrit olacaksınız. Kocanızın, erkekliğin aşağıya bakınca her şeyin güllük gülistanlık olduğunu zannetikleri yaylalarından, sizin ne nemrut bir kadın olduğunuzu ve şimdiye kadar her şeyin altından kalkan becerikli ve cengaver ruhunuzun fos çıktığını hissettiren gözlerle size baktığını fark edecek ve deliye döneceksiniz, yanında da kendisine dair bir kucak hayal kırıklığı hediyesi.
Ha, bu arada aşkınızı muhafaza edeceksiniz, aranızda bebekten başka konuşacak bir şey yokmuş gibi, "bebek emdi, bebek yaptı, bebek güldü" diyecek sonra uykusuzluğun emdiği enerjinizle diğer konuların konuşmaya değer olmadığına kanaat getirip "ben en iyisi uyuyayım şu uyurken" diyeceksiniz.
Eşinizi olayın ne kadar içine çekmeye çalışsanız da; üzgünüm o bir erkek ve kabul edin ki memeleri yok, en azından pek fazla verimli oldukları söylenemez. Dolayısıyla artık o dönemde yoga mı yaparsınız, tesbihe mi başlarsınız çekirdek mi çitlersiniz bilmem ama zavallı adamların ilk günlerde hiçbir şey yapamayacağını huşu içinde kabul ediniz. Tabi ki sadece sizin deva olabildiğiniz sorunlu anlardan bahsediyorum, yoksa bebeğin sessiz durduğu o nadir anlarda, kucakta tutma ve "oy babasının kuzusu" deme becerisine sahipler.
Bu arada gelen misafirlerden, akrabalardan, anneanne ve babaannelerden, dediğiniz her şeye sizden önce alınmaya hazır kişiler çıkacak. Kendi zamanlarıyla karşılaştıracaklar durumu, "aman biz de büyüttük ne var?" diyecekler, emzik, bakım, şefkat, kucağa alıştırma, sallama ve beslenme konularında size "tamam bildiğiniz gibi yapın, eninde sonunda şunu yapacaksınız boşuna direnmeyin, ne var yani altı üstü bir çocuk, bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu, hah biz de kitapla büyüttük sizi" diyerek karşılaşılan zorlukları bir an önce çözmek adına, sizin tarzınıza çok da saygı duymadan bir şeyleri yapmaya, kotarmaya çalışacaklar. Tammamen iyi niyetle!! Dedikleri şekilde düşünmeseniz de susmak zorunda kalacaksınız, eşinizle papaz olacaksınız, ağlama krizleri ve soğuk savaşlar başlayacak. Çok eğlenceli değil mi?
Sizin onun annesi olduğunu ve en çok birbirinize ihtiyaç duyduğunuzu unutarak, kucakta tutmak, size vermemek isteyecekler,"biraz daha kalsın bende" diyecekler. Bu sözleri sizin bebeğinize daha doymadığınız ve henüz mola istemediğiniz o ilk günlerde söylemelerinin hata olduğunu bile bile, ya da unutmuş olarak sarf edecekler. İstediğiniz yardım çağrılarına hiç üşenmeden laf sokarak yanıt verecekler "N'oldu susturamadınız di mi?" gibi.
Şu mola meselesine gelince. Annelik, o ilk günlerinde bir hastalıktır. Bu insanın kontrol edebileceği bir şey değildir. Hem mola vermek ve eski günlerinize dönmek istersiniz, hem de çocuğunuz tamamen size yapışık olsun istersiniz. Bunun psikolojideki adı "doğum sonrası sendromu" mudur yoksa bu bir önceki aşama mıdır emin değilim; ama bir sendrom kıvamında olduğu kesin.
Evet, bebek karnınızın dışındadır artık; ama hala içinizde gibidir. Daha vücudunuz bile bebeğin içinizde olduğunu sanır da, karnınız şiştir. Eh, şu halde herkesin sizden yılların Doçent Doktor Anne Hanım'ı tavırları beklemesi biraz saçmadır aslında. Ama çoklu faktörlerin analizcisi bir kişi olarak, sizin "Eh onlar da haklı tabi sevecekler çocuğumu, mıncırıp, sulu sulu öpecekler ve yiyecek gibi koklayacaklar. Teyzesi, amcası, eniştemin çocuğu ve beşinci nesil kuzen olarak en doğal hakları bu." demenizi ister herkes. Eğlencenin dozu giderek artıyor kızlar!
Hamilelikte insanların göbeğinize fütürsuzca dokunmayı bir hak gibi görmelerinin devam filmi, emzirmenin ne kadar özel bir şey olduğunu unutmaları ile gösterime girecek. "Ayyyy ne tatlıığğğğ!" diyerek sizin ilk başlarda çok tuhaf ve rahatsız edici bulduğunuz memeyi bir silah gibi kınından çıkarma hareketi sırasında burnunuzun dibine girmeye çalışacaklar. "Kardeşim bi git, ben sana veririm çocuğu seversin, görmüyor musun emziriyoruz girmesene burnumun dibine!" diyemeyeceksiniz. Bu da sinir katsayınızı artıracak.
Bir kere dünyanın en hijyenik ortamından gelen, ve besini bile hijyenik olsun diye annesinin memesinde muhafaza edilen bir bebeğin öpülmesi çok bencilce, bu konuda sınır tanımayın, alınırlarsa alınsınlar, çocuğunuzun sağlığı söz konusu. Başka konularda incelikten kırılabilirsiniz, sizin seçiminiz; ama bu konuda ödün vermeyin.
Anne ve baba tarafının tavrı birbirinden biraz farklı olacak. Anne tarafı hem anneyi hem de çocuğu düşünecek, "ben bakayım da kızım biraz uyusun" diyecek, baba tarafı "bu bizim torunumuz, oğlumuzun çocuğu, soyumuzun devamı" diyecek. Bu da içbüdüsel bir şey. Tabi sözsel olarak ifade edilmiyor bu; ama hissiyat bu. Ben bir oğul anası olarak böyle derdim en mağara insanı ve tarih öncesi yanımla.
Çocuğunuzun kucağınızda susmadığı, ama biraz uzak olsa da sakinliğin kıyılarına yaklaştığınızı hissettiğiniz, hani "hah sakinleşiyor, başardım galiba" diyecek olduğunuz anlarda "hemen dur bir de ben alayım" diye hop kapıverecekler çocuğunuzu kucağınızdan. Şşşşt! Bir şey demeyeceksiniz. Bu tamamen size yardım etmek istemelerinden ve çocuğun daha fazla sıkıntı çekmek istememelerinden kaynaklanıyor. İyi bir şey yani. Ama tabi sizdeki psikoloji "aldılar çocuğumu, kopardılar benden, böhüğ" şeklinde olabilir.
Velhasıl kelam, insanın içindeki o hayvani duygulardan biri olan dürtülerimizin beynimizi lob lob yediği o ilk annelik günlerinde, bambaşka bir canavara dönüşeceksiniz. Kendinizi tanıyamayacaksınız,"ben napıyorum?" diyeceksiniz. Ya da başkalarını tanıyamayacak "bunlara ne oldu böyle?" diyeceksiniz. Hazır olun. Bunu dedim; ama sadece laf olsun diye çünkü asla hazır olmayacaksınız. Nihohahahahah! Çünkü herkes ilk defa o bebeğin annesi, babası, dedesi, anneannesi, babaannesi olacak. Herkes ne yaptığını bilmeyecek ve herkes bir anlamda "lohusa" olacak. Toplu lohusalık şenliklerinde bol bol lohusa şerbeti içip, dilinize en sağlamından bir kemik edinin ve toplumca yoksun olduğumuz şeyi yapın "empati kurun", yani karşı taraf olun.

Bir gün siz de, o kızdığınız insanların rollerini edineceksiniz, "ben yapmam, efendim!" dediğiniz şeyleri yaparken yakalayacaksınız kendinizi. Yıllar geçince unutacaksınız "o ilk günler ve o ilk heyecanda size ne yapılmıştı da mutlu olmuştunuz ne demişlerdi de kırılmıştınız?". Çünkü insanın harika bir güncelleme sistemi var twitter misali ve çok derin sondaj lazım ilkleri hatırlamak için.
O ilk günlerde Mevlana olun, Yunus olun, Dalai Lama olun ve lütfen mümkün olduğunca sakin olun. Konuşun ve anlatın. Ünlü düşünürlerin de dediği gibi "Hepsi geçecek"
Dip not: Benim ve çevremdeki hamilelerin deneyimlerinden derlenmiştir.
Memenize devamlı yapışık, hayatı pamuk ipliğiyle size bağlı, günde 15 kere filan altına yapan, daha tam olarak tanımadığınız, yaptığınız hiçbir şeye tepki vermiyormuş gibi gelen, uyku diye bir şey bırakmayan, bazen eski hayatınızı çok özlediğiniz anlardan bile suçluluk duyduğunuz, size en baba çaresizliği tattıracak, "e ama o da babası o da uykusuz kalsın o zaman" gibi bilgisizce ve zaman zaman öfke dolu cümleler sarf edeceğiniz, bir anda herkesin bir şeyi olan, ama en çok sizin olan, herkesten kıskandığınız nurtopu gibi bir bebeğiniz oldu, Allah bağışlasın.
Yamanla ilk 40 gün kabus gibiydi desem abartmış olmam. Şimdi üzerinden 14 ay geçmiş olduğu için dingin bir kafayla değerlendirebiliyorum o günleri. Ama sahiden ne kadar zorlanmış, ne kadar harap olmuşuz?

Emzirmek denen şey sonraları alışsanız da ilk başları tuhaf gelen, hatta kimi annelerin biraz rahatsız edici olarak tanımladığı bir durum. Emzirme yastıkları ve bir sürü değişik teknoloji olsa da, ciyak ciyak ağlayan bir bebekle gram organize olamadığınız, hep arkanızı toplayan ve kaprislerinizi çeken annenize rağmen gecenin bir yarısı o yastığı almadan bebeği kucakladığınız gibi memeye tutmak zorunda kalacağınız ya da emzirme koltuğu olarak satın aldığınızda, satıcının ergonomisini ortopedisini öve öve bitiremediği, yayıla yayıla emzireceğinizi hayal ettiğiniz o koltuğun aslında o kadar konforlu olmadığını fark edeceğiniz, işte çocuğun kafasının mobilyanın ahşabına değdiği ya da emzirirken uyuya kalmak suretiyle kolunuzun kayması ile bebeğin kucağınızda olması gerektiği şekilde duramadığı ve bazen yeter ki sussun diye yatağın içinde sekize katlanmış şekilde memeyi dayadığınız için ertesi sabah ağrılar içinde uyandığınızda "hah sırtım ayvayı yemiş" diyeceğiniz günler olacak. O kutlu günler çabuk geçiyor; ama geçtikten sonra çabuk geçtiğini fark ediyorsunuz. Yaşarken, zaman o kadar da akışkan olmayan koyu kıvamlı bir bebek maması gibi yapışıp kalıyor üstünüze.
Her şeyin bebek sevimliliğinde gittiği gün içindeki toplam yarım saat, onu ne çok sevdiğinizi, onun dünyanın en güzel bebeği olduğunu, oh iyi ki de doğurmuş olduğunuzu ve mis gibi koktuğunu düşünüyorsunuz.
Ama peşin peşin avcunuzun içine sayılan 23 1/2 saat eşinizi uykusuzluğun ağırlığıyla flulaşan bir görüntü halinde görebileceğiniz, kusmuk ve bozuk yoğurt aromalı kaka kokusunun atmosferinizin bir parçası haline geldiği, eşinizle bir daha eskisi gibi oturup muhabbet edemeyeceğinizi sandığınız, bebeğiniz ya sarılık olursa sizden alıp hastaneye verirlerse, sekiz saat fototerapi görürse "ben naparım?" diye ödünüzün patladığı histerik,şizofrenik ve paranoid bir ruh hali içinde, eve gelen gidenin "sütü mü yok acaba?", çocuk mu doymuyor ki?" gibi cümlelerinin sizi çok üzebileceği ve çocuğun nispeten düzene girmesi, sizin işi kotarmanızın bir level daha atlamak, dolayısıyla başarılı ya da başarısız olmakla bağdaştırıldığı günler birbirini kovalayacak.
Bu arada yığınla kitap okumuş olsanız da, "biz hazırız ve bu çocuğu istiyoruz" diyerek eşinizle voltran oluşturmuş olsanız da, çocuğunuz portakalda vitamin bile değilken eşinizin size hediye gelen patik ve çoraba kanıp çocuk yapmışsınız hissiyatı veren konuşmalarına ifrit olacaksınız. Kocanızın, erkekliğin aşağıya bakınca her şeyin güllük gülistanlık olduğunu zannetikleri yaylalarından, sizin ne nemrut bir kadın olduğunuzu ve şimdiye kadar her şeyin altından kalkan becerikli ve cengaver ruhunuzun fos çıktığını hissettiren gözlerle size baktığını fark edecek ve deliye döneceksiniz, yanında da kendisine dair bir kucak hayal kırıklığı hediyesi.
Ha, bu arada aşkınızı muhafaza edeceksiniz, aranızda bebekten başka konuşacak bir şey yokmuş gibi, "bebek emdi, bebek yaptı, bebek güldü" diyecek sonra uykusuzluğun emdiği enerjinizle diğer konuların konuşmaya değer olmadığına kanaat getirip "ben en iyisi uyuyayım şu uyurken" diyeceksiniz.
Eşinizi olayın ne kadar içine çekmeye çalışsanız da; üzgünüm o bir erkek ve kabul edin ki memeleri yok, en azından pek fazla verimli oldukları söylenemez. Dolayısıyla artık o dönemde yoga mı yaparsınız, tesbihe mi başlarsınız çekirdek mi çitlersiniz bilmem ama zavallı adamların ilk günlerde hiçbir şey yapamayacağını huşu içinde kabul ediniz. Tabi ki sadece sizin deva olabildiğiniz sorunlu anlardan bahsediyorum, yoksa bebeğin sessiz durduğu o nadir anlarda, kucakta tutma ve "oy babasının kuzusu" deme becerisine sahipler.
Bu arada gelen misafirlerden, akrabalardan, anneanne ve babaannelerden, dediğiniz her şeye sizden önce alınmaya hazır kişiler çıkacak. Kendi zamanlarıyla karşılaştıracaklar durumu, "aman biz de büyüttük ne var?" diyecekler, emzik, bakım, şefkat, kucağa alıştırma, sallama ve beslenme konularında size "tamam bildiğiniz gibi yapın, eninde sonunda şunu yapacaksınız boşuna direnmeyin, ne var yani altı üstü bir çocuk, bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu, hah biz de kitapla büyüttük sizi" diyerek karşılaşılan zorlukları bir an önce çözmek adına, sizin tarzınıza çok da saygı duymadan bir şeyleri yapmaya, kotarmaya çalışacaklar. Tammamen iyi niyetle!! Dedikleri şekilde düşünmeseniz de susmak zorunda kalacaksınız, eşinizle papaz olacaksınız, ağlama krizleri ve soğuk savaşlar başlayacak. Çok eğlenceli değil mi?
Sizin onun annesi olduğunu ve en çok birbirinize ihtiyaç duyduğunuzu unutarak, kucakta tutmak, size vermemek isteyecekler,"biraz daha kalsın bende" diyecekler. Bu sözleri sizin bebeğinize daha doymadığınız ve henüz mola istemediğiniz o ilk günlerde söylemelerinin hata olduğunu bile bile, ya da unutmuş olarak sarf edecekler. İstediğiniz yardım çağrılarına hiç üşenmeden laf sokarak yanıt verecekler "N'oldu susturamadınız di mi?" gibi.
Şu mola meselesine gelince. Annelik, o ilk günlerinde bir hastalıktır. Bu insanın kontrol edebileceği bir şey değildir. Hem mola vermek ve eski günlerinize dönmek istersiniz, hem de çocuğunuz tamamen size yapışık olsun istersiniz. Bunun psikolojideki adı "doğum sonrası sendromu" mudur yoksa bu bir önceki aşama mıdır emin değilim; ama bir sendrom kıvamında olduğu kesin.
Evet, bebek karnınızın dışındadır artık; ama hala içinizde gibidir. Daha vücudunuz bile bebeğin içinizde olduğunu sanır da, karnınız şiştir. Eh, şu halde herkesin sizden yılların Doçent Doktor Anne Hanım'ı tavırları beklemesi biraz saçmadır aslında. Ama çoklu faktörlerin analizcisi bir kişi olarak, sizin "Eh onlar da haklı tabi sevecekler çocuğumu, mıncırıp, sulu sulu öpecekler ve yiyecek gibi koklayacaklar. Teyzesi, amcası, eniştemin çocuğu ve beşinci nesil kuzen olarak en doğal hakları bu." demenizi ister herkes. Eğlencenin dozu giderek artıyor kızlar!
Hamilelikte insanların göbeğinize fütürsuzca dokunmayı bir hak gibi görmelerinin devam filmi, emzirmenin ne kadar özel bir şey olduğunu unutmaları ile gösterime girecek. "Ayyyy ne tatlıığğğğ!" diyerek sizin ilk başlarda çok tuhaf ve rahatsız edici bulduğunuz memeyi bir silah gibi kınından çıkarma hareketi sırasında burnunuzun dibine girmeye çalışacaklar. "Kardeşim bi git, ben sana veririm çocuğu seversin, görmüyor musun emziriyoruz girmesene burnumun dibine!" diyemeyeceksiniz. Bu da sinir katsayınızı artıracak.
Bir kere dünyanın en hijyenik ortamından gelen, ve besini bile hijyenik olsun diye annesinin memesinde muhafaza edilen bir bebeğin öpülmesi çok bencilce, bu konuda sınır tanımayın, alınırlarsa alınsınlar, çocuğunuzun sağlığı söz konusu. Başka konularda incelikten kırılabilirsiniz, sizin seçiminiz; ama bu konuda ödün vermeyin.
Anne ve baba tarafının tavrı birbirinden biraz farklı olacak. Anne tarafı hem anneyi hem de çocuğu düşünecek, "ben bakayım da kızım biraz uyusun" diyecek, baba tarafı "bu bizim torunumuz, oğlumuzun çocuğu, soyumuzun devamı" diyecek. Bu da içbüdüsel bir şey. Tabi sözsel olarak ifade edilmiyor bu; ama hissiyat bu. Ben bir oğul anası olarak böyle derdim en mağara insanı ve tarih öncesi yanımla.
Çocuğunuzun kucağınızda susmadığı, ama biraz uzak olsa da sakinliğin kıyılarına yaklaştığınızı hissettiğiniz, hani "hah sakinleşiyor, başardım galiba" diyecek olduğunuz anlarda "hemen dur bir de ben alayım" diye hop kapıverecekler çocuğunuzu kucağınızdan. Şşşşt! Bir şey demeyeceksiniz. Bu tamamen size yardım etmek istemelerinden ve çocuğun daha fazla sıkıntı çekmek istememelerinden kaynaklanıyor. İyi bir şey yani. Ama tabi sizdeki psikoloji "aldılar çocuğumu, kopardılar benden, böhüğ" şeklinde olabilir.
Velhasıl kelam, insanın içindeki o hayvani duygulardan biri olan dürtülerimizin beynimizi lob lob yediği o ilk annelik günlerinde, bambaşka bir canavara dönüşeceksiniz. Kendinizi tanıyamayacaksınız,"ben napıyorum?" diyeceksiniz. Ya da başkalarını tanıyamayacak "bunlara ne oldu böyle?" diyeceksiniz. Hazır olun. Bunu dedim; ama sadece laf olsun diye çünkü asla hazır olmayacaksınız. Nihohahahahah! Çünkü herkes ilk defa o bebeğin annesi, babası, dedesi, anneannesi, babaannesi olacak. Herkes ne yaptığını bilmeyecek ve herkes bir anlamda "lohusa" olacak. Toplu lohusalık şenliklerinde bol bol lohusa şerbeti içip, dilinize en sağlamından bir kemik edinin ve toplumca yoksun olduğumuz şeyi yapın "empati kurun", yani karşı taraf olun.

Bir gün siz de, o kızdığınız insanların rollerini edineceksiniz, "ben yapmam, efendim!" dediğiniz şeyleri yaparken yakalayacaksınız kendinizi. Yıllar geçince unutacaksınız "o ilk günler ve o ilk heyecanda size ne yapılmıştı da mutlu olmuştunuz ne demişlerdi de kırılmıştınız?". Çünkü insanın harika bir güncelleme sistemi var twitter misali ve çok derin sondaj lazım ilkleri hatırlamak için.
O ilk günlerde Mevlana olun, Yunus olun, Dalai Lama olun ve lütfen mümkün olduğunca sakin olun. Konuşun ve anlatın. Ünlü düşünürlerin de dediği gibi "Hepsi geçecek"
Dip not: Benim ve çevremdeki hamilelerin deneyimlerinden derlenmiştir.
Etiketler:
anne olmak,
Babalık,
gereksiz bilgiler,
iletişim,
ilkler,
sabır sabır ya sabır,
ziyaretçiler
8 Ocak 2012 Pazar
Bir haftasonu hızında büyüme
Yaman oğlum sen bir haftasonunda bir sürü şey öğrenebiliyorsun! Tebrikler!
Bu cuma akşamı sana banyo yaptırdım sonra seni yatağının içine bıraktım. Çıplak çıplak kendini bir o yana bir bu yana atarken sen, yatağının üzerindeki 'bunting' usülü Yaman yazısını gösterip Yaaa, Man dedim birkaç kez. Sen de bunun üzerine Yaaa dememin akabinde Maaan diye tamamladın adını.
Yine cuma günü artık doğmak üzere olan Arven için unnado'dan sipariş ettiğimiz Dikkat Bebek Var güncesi geldi. Baban birkaç tane de kitap almış sana. Onları okurken (!) mesela banyoyu gösterirken kafana dokunup bıcı bıcı işareti yaptın, lazımlığı gösterip ee! dedin, musluğu görünce el yıkama işareti yaptın, yiyeceklerin olduğu sayfaya mama dedin, saati gösterip saat nerede deyince odanı işaret ettin, fırça kelimesini duyunca diş fırçası tutar gibi yaptın, çamaşır makinesini görünce vuu dedin. E daha ne olsun, resmen yaladın yuttun şu dünyayı.
Televizyonda alkışlı programlar olunca elinde ne olursa olsun bırakıp alkışladın! Büyüyorsun büyüyorsun. Artık yataklardan aşağıya iniyorsun. Hem de gayet temkinlisin.
Anneannen sana şu şarkıyı öğretmiş:
Köpek uçmak istemiş, bir gün kargaya gitmiş,
Arven'in kapı süsünü yaptık Pazar günü. Ayşegül Teyzenlerde binbir çeşit sevimlilikler yaptın. Fırına, bulaşık makinesine, her türlü elektrikli alete saldırdın. İlk kez kumandalı araba gördün, pek sevdin.
Babanla oynadınız, güreştiniz. Baban durmadan puan topluyor bu manevralarla. Seni arabaya attığı gibi gezdirdi evin içinde.
Haa bir de iyice değişik sesler çıkarmaya başladın. Gıcı pıhı mıhı sis his pis filan diyorsun. Pek komiksin çocuk!
Bu cuma akşamı sana banyo yaptırdım sonra seni yatağının içine bıraktım. Çıplak çıplak kendini bir o yana bir bu yana atarken sen, yatağının üzerindeki 'bunting' usülü Yaman yazısını gösterip Yaaa, Man dedim birkaç kez. Sen de bunun üzerine Yaaa dememin akabinde Maaan diye tamamladın adını.
Yine cuma günü artık doğmak üzere olan Arven için unnado'dan sipariş ettiğimiz Dikkat Bebek Var güncesi geldi. Baban birkaç tane de kitap almış sana. Onları okurken (!) mesela banyoyu gösterirken kafana dokunup bıcı bıcı işareti yaptın, lazımlığı gösterip ee! dedin, musluğu görünce el yıkama işareti yaptın, yiyeceklerin olduğu sayfaya mama dedin, saati gösterip saat nerede deyince odanı işaret ettin, fırça kelimesini duyunca diş fırçası tutar gibi yaptın, çamaşır makinesini görünce vuu dedin. E daha ne olsun, resmen yaladın yuttun şu dünyayı.
Televizyonda alkışlı programlar olunca elinde ne olursa olsun bırakıp alkışladın! Büyüyorsun büyüyorsun. Artık yataklardan aşağıya iniyorsun. Hem de gayet temkinlisin.
Anneannen sana şu şarkıyı öğretmiş:
Köpek uçmak istemiş, bir gün kargaya gitmiş,
Karga ona anlatmış bizimki de inanmış
Açmış bacaklarını, dikmiş kulaklarını,
Havlayıp birkaç kere, atmış kendini yere,
Köpek düşmüş vah vah vah,
Karga da gülmüş ha ha ha.
Bu şarkının en can alıcı yeri olan son satırını öğrenmişsin iyice. Kargada gülmüş? deyince anneannen hahaha! diyorsun :)
Bir de Ali Baba'nın şarkısını söylemeye başlayınca da, anneannenin ilk söylediği hayvan inek olduğundan moo diyorsun.
Arven'in kapı süsünü yaptık Pazar günü. Ayşegül Teyzenlerde binbir çeşit sevimlilikler yaptın. Fırına, bulaşık makinesine, her türlü elektrikli alete saldırdın. İlk kez kumandalı araba gördün, pek sevdin.
Babanla oynadınız, güreştiniz. Baban durmadan puan topluyor bu manevralarla. Seni arabaya attığı gibi gezdirdi evin içinde.
Haa bir de iyice değişik sesler çıkarmaya başladın. Gıcı pıhı mıhı sis his pis filan diyorsun. Pek komiksin çocuk!
2 Ocak 2012 Pazartesi
Marifetler 13. ay
Eveet Artık 2012'deyiz. Bugün 2 Ocak. Anneanneni hastaneye götürmüştük kontrol için. Hastanenin merdivenlerinden inmek çok hoşuna gitti. İlk kez merdivenden indin.
SÖYLEYEBİLDİĞİ KELİMELER
Anne, baba, dede, tahta, mama, meme, aba, gel, git, hatice, nenene (anneanne)
MANUEL BECERİLER
Tükenmez kalemi açıp kapama
Düğmelere basma
Masanın üzerindeki şeyleri çekme
Küçük nesneleri ve iplikleri tutabilme
Kalemle halı üstü duvar ve kağıtları karalayabilme
TANIMLAMA BECERİLERİ
Telefon çalınca elini kulağına götürüp telefon hareketi yapma
Sıcak şeyleri görünce cıs anlamına gelen hıs!
Çamaşır makinesini görünce vuuu
Arabayla oynarken ıııın
Şaşırınca ah deme
Küveti görünce bıcı bıcı hareketi yapar
Pisi pisi deyince ve kedi görünce pisi hareketi ve pencereden dışarıyı gösterme
Buzdolabının üstündeki resimlerimizi tanıyıp anne baba der
Bezini gösterip e! Der
Bezini gösterip öff kokuyor deyince burnunu tutup solur
Lazımlığını gösterip e! Der
İnek görünce mooo der
Ağzını sil deyince ıslak mendille ağzını siler
SEVİMLİ MARİFETLER
Adam gibi otur deyince bacak bacak üstüne atma
Halının üstündeki saat resmini gösterip sonra da duvarındaki saati gösterme
Ah başıma gelenler aaah aah deyince ebaşını ellerinin arasına alıp sallana
Bıktım senden deyince yaka silkme
Hayır deyip parmak sallayınca aynısını yapma
Öpücük atma
Yaman yok deyip üstüne örtü örünce hiç kıpırdamadan bekler
Banyoda ayaklarını yıka deyince ayağını tutup banyo fırçasıyla yıkar
CEVAPLAYABİLDİĞİ SORULAR
Kaç yaşındasın? Parmağıyla 1 yapar.
Yaman kim? Ben deyip kendini gösterir
Ağzın, burnun, göbüşün, ayakların, gözlerin, saçların kulakların nerede deyince gösterir
Nasıl bıcı bıcı olunur deyince elinle saç yıkama hareketi yapar
Çak deyince elini açar
Beş yap deyince parmaklarınla beş yapar
Kitabındaki deniz yıldızına "dız" der
Kitabındaki kız çocuğunu öper
Senin aklın nerede deyince kafasını gösterir
Anneannen sana nasıl kızıyor deyince parmak sallar
Sevimli bir şey görünce ayyy der
HUYLAR
Uyku emerek, bebek arabasında
Yüzü koyun uyur, deli yatar
Yastıklara ve yorganlara gömülmeyi çok sever
Hurmayı, kuru üzümü, muzu, yoğurdu, eti, balığı, ekmeği ve galetayı çok sever
Bir şey yemeden önce tadına bakar, beğenmezse çıkarır
Asansöre binmeyi çok sever
Atta deyince ağlıyorsa susar, kapı açılınca herkesten önce koşar
Biz eve gelince çığlık atarak koşar
Düzenli, üst üste sıralı şeyleri sevmez hemen bozar.
Kapağı açılabilen, iç içe geçen alengirli şeyleri çok sever
Banyoyu ve suda çırpınmayı çok sever
Saklambaç oynamayı çok sever
Koş koş koş ya da yakalıcam yakalıcam deyince çok heyecanlanır ve çığlık atar
Müzik duyunca dans eder
Kitap okumayı sever, bütün kitaplığı yere indirip tek tek açar
İlgisini çeken şeyler
Küçük mutfak aletleri
Gözlükler
Telefonlar
Anahtarlar
Işıklı sesli her şey
Hayvanlar
Çocuklar
Parfüm şişeleri, kremler,
vidalar, keskin sivri ve tehlikeli her şey
kapaklı her şey
buzdolabı, bulaşık makinesi, çamaşır makinesi10
Sevmediği şeyler
Fazla tüylü hareketli şeyler
Yapraklı büyük bitkiler
Süs çiçekleri
Korktuğu şeyler
Elektrik süpürgesi, blendır, ani hareketler ve yüksek sesler
Muzurluklar yasak olan bir şeyi yapmaya yeltenmeden önce gelip sırnaşır çeşitli sevimlilikler yapar
29 Kasım 2011 Salı
Anneanne vs Yaman





Anneannenle süper bir ikili oldunuz. Senin dilini öğrendi. Her gün yeni bir şey öğretti sana. Okuldan her geldiğimde hemen sana öğrettiklerini gösterdiği minik performansınızı izledim. Dışarıya çıktık gezdik dolaştık birlikte. Forum'a gittik gezmeye Eyüp'e gittik. Eyüp Sultan Camii'nin içinde gezindin emekledin yayıldın. Sonra biz anneannenin namaz kılmasını beklerken dışarıda sen kucağımda uyuyakaldın kafan düşmüş gitmiş ben de yüzün bana dönük olmadığı için farketmedim, oradan bir kız söyledi abla çocuk uyumuş diye. O zaman yüzünü bana döndürdüm kanguruda. Derin derin uyudun.
Sonra bir kere deniz kenarına gittik baban, anneannen, sen ve ben. Biz deniz kenarında çay içtik, boğazı ve balık tutanları gelen geçeni izledik. Sen de fosur fosur uyudun.
Pazara gittik birlikte sen artık ciddi ciddi dengeni kurabiliyorsun diye sana pazardan altı kaymayan patik çoraplardan aldık. Öyle rahat ettin ki. Pıt pıt pıt yürüdün bir oraya bir buraya, başın sıkışınca emekliyordun ama olsun.
Anneannen 6 Kasım'da bayram için İzmir'e gitmeden önce ayakta duruyor ve 15-20 adım atıyordun ama bacakların yeterince güçlenmemişti henüz. Bir iki kez çömelip ayağa kalktın tutunmadan ve düşmeden ama 7-8 Kasım itibariyle adamakıllı yürüdüğünü söyleyebiliriz.
Etiketler:
anneannee,
ayağa kalkma,
destekle ayağa kalkma,
ilk adım,
ilkler,
minik ayaklar,
yürüme
9 Kasım 2011 Çarşamba
Gereksiz bilgiler ve bir gerekli bilgi
İlk kez çömeldin: Bu ne biçim bilgi diyenler için. (6 Kasım) Ayaktayken çömeldi ve sonra tekrar ayağa kalktı diyeyim. Haaa dediğinizi duyar gibiyim. Bu Yaman'ın bacakları güçlendi demek!
Göbeğini sıkıştır: Yaman Ayşegül'ün bize geldiği ilk gün (28 ekim) gördüğü kocaman göbeğine dehşet içinde bakarak, göbeğinin varlığını keşfetti.
Bebek işaret dili işe yarıyor: Yaman su hareketini yapabiliyor. (7 Kasım) Dudağa sus der gibi parmakla dokunma hareketi. Bunu deli gibi durmadan yaparak aynı anda şuna benzer cümleler söylerseniz: "Susadın mı? Su mu istiyorsun? Demek su istiyorsun? Oh su da pek güzelmiş." o zaman öğreniyor çocuk.Deli değilim ben!
Göbeğini sıkıştır: Yaman Ayşegül'ün bize geldiği ilk gün (28 ekim) gördüğü kocaman göbeğine dehşet içinde bakarak, göbeğinin varlığını keşfetti.
Bebek işaret dili işe yarıyor: Yaman su hareketini yapabiliyor. (7 Kasım) Dudağa sus der gibi parmakla dokunma hareketi. Bunu deli gibi durmadan yaparak aynı anda şuna benzer cümleler söylerseniz: "Susadın mı? Su mu istiyorsun? Demek su istiyorsun? Oh su da pek güzelmiş." o zaman öğreniyor çocuk.Deli değilim ben!
Etiketler:
bebek işaret dili,
gereksiz bilgiler,
göbek,
ilkler,
marifetler
homo erectus Yaman!
Evet sonunda gerçekten yürümeye başladın. Artık bir yerden bir yere giderken ayaklarını kullanıyorsun. Önce dikey başlayan, sonra diagonal ve sonra paralele doğru seyreden bir yürüyüşün var oğlum. Son iki haftadır zaten yürüyordun ama onlar daha çok deneyseldi. Şimdi ellerini denge aracı olarak kullanmak suretiyle buzdolabından masaya masadan bize sonra bulaşık makinesine oradan koltuğa gidip duruyorsun. Bu arada ilk arabam denen oyuncak her eve lazımdır. Her çocuğun dostu ilk arabamı şiddetle tavsiye ediyoruz.
Yaman için "bu çocuk yaşını karşılar" yakıştırmaları her zaman yapılmış olsa da, ilk arabam olmasaydı dengeleme konusunda bu kadar iyi olacağını sanmıyorum.
Babaya kocaman bir alkış bu oyuncağı sana aldığı için.
Yaman için "bu çocuk yaşını karşılar" yakıştırmaları her zaman yapılmış olsa da, ilk arabam olmasaydı dengeleme konusunda bu kadar iyi olacağını sanmıyorum.
Babaya kocaman bir alkış bu oyuncağı sana aldığı için.
16 Ekim 2011 Pazar
Anneanne, Dolap ve Cem Isırık
Hiçbir şeye yetişemiyorum! Çok yoğun geçiyor günler, yoğun ve hızlı. Durup düşünmeye bunalıma girmeye savsaklanamaya vakit yok. Evin işi, işin işi, seninle vakit geçirmek, babanla vakit geçirmek, kendimle vakit geçirmek, anneannenle muhabbet etmek ve bunun yanı sıra kitap, dergi okumak film izlemek. Hepsi bir arada. Mesela şu an saat 1:46 ve ben okul için çalışma kağıdı hazırladım. Geç saate kalınca karnım acıktı, mutfağa gidip yoğurt aldım. Sabak 6:30'da kalkmam lazım tabi.
Bu arada bir beş gündür iki üç adım gidebiliyorsun. Yani 12 Ekim itibariyle il denemelere başladın. Dün de tükürük saçarak pırrrrrrrrrrfffffffftttttttttttttttt diye bir ses çıkarmayı öğrendin. Tabi ki annem öğretti. Ben burnumu silerken buna benzer bir ses çıkarıyorum diye "anne nasıl yapıyor oğlum" sorusunun cevabı olarak almaya çalıştı bu sesi ama sonra ben engel oldum. Yapma dedim millet de başka bir şey sanacak. Şimdi sadece karşındaki yapınca yapıyorsun.
Anneannen sana erken bir doğum günü hediyesi aldı. Odanda eskiden bozma bir dolabın vardı, üzülüyordum sana bir dolap alamadık diye. Neden koyduysak o dolabı, bi kişi de yahu ne kadarlık şey bu dolap dememiş işte. Bir dolap kadar masraf etmiştik zaten ona. Bizim de senin şaşkınlığından duruma uyanacağımız yoktu. Neyse ki anneannen imdadımıza yetişti. Cem amcanla baban da kurdular bugün. Çok güzel oldu anneannen sağolsun.
Odana boy cetveli ile bir de saatin takıldı. Baban duvar delmeye karşı olmasına karşın Cem Amcan her türlü duvar delme olayını desteklediğinden annen odnan güç alıverdi. Baban surat astı ama umrumda değildi şahsen :) Sağol Cem Amca!
Cem Amcan senin kolundan bir ısırık aldı, sen de kopardın yaygarayı. Neden yaptın dedik, dayanamadım kolunu tutunca pek leziz geldi gözüme dedi. Baban intikam peşinde, yandı bu Arven, ısırık içinde kalacak.
Bu arada bir beş gündür iki üç adım gidebiliyorsun. Yani 12 Ekim itibariyle il denemelere başladın. Dün de tükürük saçarak pırrrrrrrrrrfffffffftttttttttttttttt diye bir ses çıkarmayı öğrendin. Tabi ki annem öğretti. Ben burnumu silerken buna benzer bir ses çıkarıyorum diye "anne nasıl yapıyor oğlum" sorusunun cevabı olarak almaya çalıştı bu sesi ama sonra ben engel oldum. Yapma dedim millet de başka bir şey sanacak. Şimdi sadece karşındaki yapınca yapıyorsun.
Anneannen sana erken bir doğum günü hediyesi aldı. Odanda eskiden bozma bir dolabın vardı, üzülüyordum sana bir dolap alamadık diye. Neden koyduysak o dolabı, bi kişi de yahu ne kadarlık şey bu dolap dememiş işte. Bir dolap kadar masraf etmiştik zaten ona. Bizim de senin şaşkınlığından duruma uyanacağımız yoktu. Neyse ki anneannen imdadımıza yetişti. Cem amcanla baban da kurdular bugün. Çok güzel oldu anneannen sağolsun.
Odana boy cetveli ile bir de saatin takıldı. Baban duvar delmeye karşı olmasına karşın Cem Amcan her türlü duvar delme olayını desteklediğinden annen odnan güç alıverdi. Baban surat astı ama umrumda değildi şahsen :) Sağol Cem Amca!
Cem Amcan senin kolundan bir ısırık aldı, sen de kopardın yaygarayı. Neden yaptın dedik, dayanamadım kolunu tutunca pek leziz geldi gözüme dedi. Baban intikam peşinde, yandı bu Arven, ısırık içinde kalacak.
Etiketler:
bebek odası,
Cem,
dolap,
ilk adım,
ilkler,
oda hazırlıkları,
yürüme
14 Temmuz 2011 Perşembe
Mam mam mam - mem mem mem
Bugün seninle Beyhan Teyze ve Dilek Teyze'nle buluşmak üzere Agora'ya gittik Belgin Hoca da oradaydı. Kahve Dünyası'nda oturduk, muhabbet ettik dedikodu yaptık. Ama günün yıldız sendin tabi ki. Herkes seni sevdi, "aman da aman" "şşt" "sen ne sevimlisin, gel bakiim" şeklindeki sataşmalara maruz kaldın gün boyu.
Beyhan Teyzen güya hamile ama 4 ayda ala ala 1 kg almış. Çok güzel bir hamile olacağına eminim. Lüleburgaz'daki doktoru %51 erkek demiş bebeği için. Çok kesin konuşmuş değil mi anneciğim? :)
Onlardan ayrıldıktan sonra gezdik gezdik seninle, arabanın içinde zaman zaman slinginde ama hep efendi efendi oturdun. Otur otur canın sıkıldı ve bugün yani 14 Temmuz aksiyonsuz geçmesin diye, yeni bir şey söyledin. Mem mem mem, mam mam mam! Dönüşte bir külah yedin. Bir de banyo yaptın, şimdi mışıldıyorsun içeride. Seni çok seviyorum bıdığım benim :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



