4 Ağustos 2012 Cumartesi
Top patladı Yaman!
Babası gelince hep birlikte üzüm şeftali ve doğanın diğer bereketlerinden faydalanmak için köye gitmiştik. Ramazan sebebiyle top patlayınca Yamanım da boş bulunup feci bir şekilde irkildi ve korktu. "Top patladı anneciğim dedim. top neeerde?" dedi o da. "Anneciğim minarenin içi top dolu, hoca her gün topa iğne batırıyor. Top da güm diye patlıyor. Bir de ezan okuyorlar. O da artık yemek yiyebilirsiniz demek."
Bu hikayeyi en az 30 kez anlattı gün boyunca.
Neden topun patlamasıyla ilgili böyle bir hikaye uydurdum ve de hikayemi beğendim? Çünkü ateş yakmak, patlatmak ve netice olarak bu kadar ses çıkarmak gibi eylemlere çocuğumu özendirmek istemedim. Zaten köye gittiğimizde ocakta yanan ateşigörünce büyülendi. "Ateş nakalım ateş nakalım" diye dolaştı durdu bütün gün :)
31 Temmuz 2012 Salı
Çocuğum konuşsun!
Çocuğun mümkün olduğunca erken konuşması ne işe yarar? Bir kere içindekileri içinde tutmak zorunda kalmayacağı için huzurlu olur sonra sizin "bu mu? yoksa bu mu? haaa buuuu!" diye en az sekiz tahminden sonra istediği şeyi anlamanızı beklemek zorunda kalmaz. Düşünsenize siz bile bu dünyanın yabancısı olmadığınız halde içinizde bir iki derdi biriktirseniz hemen " bir kaşık passiflora içeyim de kendime geleyim" derken; dünyaya henüz inmiş bebeğiniz ayağının tozuyla bir sürü şeye maruz kalıp bir de derdini anlatamazsa ne çilekeş bir minik insana dönüşür?
Özellikle söylüyorum beklenti içinde olmamak lazım çocuklarımız canı istedikleri zaman ve gerçekten hazır olduklarında yani onlara göre zamanı geldiğinde bir şeyleri yapabilecekler. Biz en fazla yardımcı olabiliriz onlara, tökezlediklerinde ya da yanlış yaptıklarında ellerinden tutup "olur öyle" demekle yükümlü kişileriz sadece. Yani onlara henüz olağan olmayan dünyanın herkes için ilk başta öyle olduğunu ama sonra herkesin "olayı anladığını" anlatmak görevimiz.
Bir kere hiçbir çocuk diğerine benzemez, gelişimi de benzemez. Yani karşılaştırma yapmak "abav filancanın çocuğu dahiymiş" demek çocuğunuza haksızlık etmek olur ve kesinlikle çocuklar bunu hissederler. Kitap en iyi arkadaştır bir aile için. Sahiden bir şeyler yapmanın sevinci oluyor ben Yaman'la kitap okurken. Babasıyla, anneannesiyle ve çevresindeki herkesle kitap okumak çok hoşuna gidiyor onun. Hem de benim gibi çocuğu biraz fazla (aralıksız yarım saatten fazla) çizgi film izleyince vicdan azabına bağlayan bir anne için gerçekten en çok zevk aldığım şey oğlumla kitap okumak. O bir şeyle röğrendikçe beynindeki nöronlar aksonlar sinapslar coştukça benim de coşasım geliyor. 0-3 yaş diye bas bas bağıran uzmanları çok seviyorum. 0-3 en güzel yaş aralığı. Çocuğunuz "bu ne?" deyince "holley beee! merak etti!" diye havalara sıçrayıp topuklarınızı birbirinize vurduğunuz bir dönem!
Kesinlikle çocuktur anlamaz demeden konuşun konuşun! Etrafınzda gördüklerinizi, gazetedki resimleri, parmaklarınızdaki çizgileri her şeyi her şeyi... Siz de ne cümleler kurabileceğinize şaşıracaksınız, içinizde bir Gülten Dayıoğlu bir Enid Blyton yeşeriverecek. Ve zaten ne yazsanız size hayran bir çift böcük göz var size bakan, tazı gibi dikilmiş iki ısırılası kulak.
12 Haziran'da başlamışım bu yazıya, yaklaşık iki ay önce yani birkaç da örnek eklemişim o zaman için. Hani amaaan çocuğa u öğretilmez,anlamaz o söyleyemez o diyenler için örnek olsun. Yemeği mama uykuyu nennen diye bilmesine gerek yok ben de yaşayarak öğrendim bunu.
"Bu sözcükler Yaman'ın odasındaki halıdan öğrendikleri: Pasifik Okyanusu, Atlantik Okyanusu, Hint Okyanusu, İglo, Eskimo, Piramit.
Bunlar da aldığımız "Keşfedin, Büyük Makineler" serisinden öğrendikleri: Döner Kepçe Tamburu, Delgi makinesi, çalı budama makinesi, kök sebze hasat makinesi, damalamassitemiyle ilaç püskürtm earacı, paletli düz kepçe vs. Bir şantiyeye stabaşı olacak kadar bilgisi var artık :)
Anneannesi Yaman'a masal anlatırken masal bitti diyormuş.. Bitti kelimesini masalın bitmesiyle bağdaştırmış olacak ki, ben "evet annecim o kadaaaar "dedim. Yaman da: "O kadar. Bitti. Masal bitti." dedi. Bu tür geçmişe dönük anıları, sözcükleri hatırlaması pek güzel pek eğlenceli, nasıl da hoşuma gidiyor.
Özellikle söylüyorum beklenti içinde olmamak lazım çocuklarımız canı istedikleri zaman ve gerçekten hazır olduklarında yani onlara göre zamanı geldiğinde bir şeyleri yapabilecekler. Biz en fazla yardımcı olabiliriz onlara, tökezlediklerinde ya da yanlış yaptıklarında ellerinden tutup "olur öyle" demekle yükümlü kişileriz sadece. Yani onlara henüz olağan olmayan dünyanın herkes için ilk başta öyle olduğunu ama sonra herkesin "olayı anladığını" anlatmak görevimiz.
Bir kere hiçbir çocuk diğerine benzemez, gelişimi de benzemez. Yani karşılaştırma yapmak "abav filancanın çocuğu dahiymiş" demek çocuğunuza haksızlık etmek olur ve kesinlikle çocuklar bunu hissederler. Kitap en iyi arkadaştır bir aile için. Sahiden bir şeyler yapmanın sevinci oluyor ben Yaman'la kitap okurken. Babasıyla, anneannesiyle ve çevresindeki herkesle kitap okumak çok hoşuna gidiyor onun. Hem de benim gibi çocuğu biraz fazla (aralıksız yarım saatten fazla) çizgi film izleyince vicdan azabına bağlayan bir anne için gerçekten en çok zevk aldığım şey oğlumla kitap okumak. O bir şeyle röğrendikçe beynindeki nöronlar aksonlar sinapslar coştukça benim de coşasım geliyor. 0-3 yaş diye bas bas bağıran uzmanları çok seviyorum. 0-3 en güzel yaş aralığı. Çocuğunuz "bu ne?" deyince "holley beee! merak etti!" diye havalara sıçrayıp topuklarınızı birbirinize vurduğunuz bir dönem!
Kesinlikle çocuktur anlamaz demeden konuşun konuşun! Etrafınzda gördüklerinizi, gazetedki resimleri, parmaklarınızdaki çizgileri her şeyi her şeyi... Siz de ne cümleler kurabileceğinize şaşıracaksınız, içinizde bir Gülten Dayıoğlu bir Enid Blyton yeşeriverecek. Ve zaten ne yazsanız size hayran bir çift böcük göz var size bakan, tazı gibi dikilmiş iki ısırılası kulak.
12 Haziran'da başlamışım bu yazıya, yaklaşık iki ay önce yani birkaç da örnek eklemişim o zaman için. Hani amaaan çocuğa u öğretilmez,anlamaz o söyleyemez o diyenler için örnek olsun. Yemeği mama uykuyu nennen diye bilmesine gerek yok ben de yaşayarak öğrendim bunu.
"Bu sözcükler Yaman'ın odasındaki halıdan öğrendikleri: Pasifik Okyanusu, Atlantik Okyanusu, Hint Okyanusu, İglo, Eskimo, Piramit.
Bunlar da aldığımız "Keşfedin, Büyük Makineler" serisinden öğrendikleri: Döner Kepçe Tamburu, Delgi makinesi, çalı budama makinesi, kök sebze hasat makinesi, damalamassitemiyle ilaç püskürtm earacı, paletli düz kepçe vs. Bir şantiyeye stabaşı olacak kadar bilgisi var artık :)
Anneannesi Yaman'a masal anlatırken masal bitti diyormuş.. Bitti kelimesini masalın bitmesiyle bağdaştırmış olacak ki, ben "evet annecim o kadaaaar "dedim. Yaman da: "O kadar. Bitti. Masal bitti." dedi. Bu tür geçmişe dönük anıları, sözcükleri hatırlaması pek güzel pek eğlenceli, nasıl da hoşuma gidiyor.
Etiketler:
anne olmak,
çocuk terbiyesi,
iletişim,
ilkler,
kitap,
kitap sevgisi,
konuşma
Yaman ve alet çantası
Dün annemin lavabonun altındaki alengirli borular patladı ve evimize tatlı bir serinlik doldu. Sonunda tesisatçıyı çağırdık ve adam tamire başladı. Yaman önce adamcağızı muhtelif sorularıyla sıkıştırdı. "Amca bu ne? Amca napıyo?" şeklinde. Sonra bir ara adamın dışarı çıkıp malzeme alması gerekti, o arada çantası bizde kaldı. yaman çantanın başına geçti ve tabi ki benim gözetimimde ne var ne yoksa kurcaladı, inceledi. Kadınların genetiğinde ayakkabı, çanta, toka parfüm varsa erkeklerin genetiğinde de vida, alyen, matkap ucu ve somun vardır. İşte kanıt, işte videosu!
20 Temmuz 2012 Cuma
Umay doğdu
Sonunda Sabiha-Hakan Kalkan çifit de aramıza katıldı. Kızları Umay bugün doğdu. Ben daha göremedim artık eve çıktıktan sonra maaaile gideriz.
Çınar, Çınar, Zeynep, Zeynep, Elif, Arven, Nehir, Alp Mete... giderek genişleyen bir çevresi oldu Yaman'ın. Hepsinin abisi oldun oğlum ya, daha dün gibi sanki doğduğun, kucağımıza gelişin. Hep dün gibi kalsın sana olan sevgimiz.
Tuvalet eğitimi
Yaman'ın uzun bir lazımlık geçmişi var. Neredeyse oturabildiği 5,5-6 aydan bu yana lazımlık tepelerinde geziyor. Bu nedenle gururla söylüyorum: kendisi birçok bebeğe kıyasla temiz büyümesine ve sık bez değiştirmesine rağmen az bez tüketmiştir. Evde çalışan bir anne olsaydım kesinlikle eski usül bez kullanırdım gündüzleri bunu da ifade edeyim :)
Tabi ki lazımlığa oturmak istemediği, arıza çıkardığı, inatlaştığı dönemler oldu; ama tatil dolayısıyla evden eve, gezmelerden gezmelere koşmamıza ve düzenli bir hayat sürmemiş olmasına rağmen 15 gün içinde henüz 19 ayını bile doldurmamışken çişini söyledi. Çok çok mutluyum! Teşekkürler tuvalet, elveda bezler!
Tabi ki lazımlığa oturmak istemediği, arıza çıkardığı, inatlaştığı dönemler oldu; ama tatil dolayısıyla evden eve, gezmelerden gezmelere koşmamıza ve düzenli bir hayat sürmemiş olmasına rağmen 15 gün içinde henüz 19 ayını bile doldurmamışken çişini söyledi. Çok çok mutluyum! Teşekkürler tuvalet, elveda bezler!
18 Temmuz 2012 Çarşamba
1. Kriz: Sütten Kesme

19. ayını doldurmak üzere olan Yaman artık bebekten çok çocuk kıvamına gelmiş durumda. Kendi kendine yönlendirmesiz cümleler kurup tespitler yapabiliyor, dolayısıyla birçok şeyin de farkında. Ben de hazır yaz tatili girmişken haydi hooop tuvalet olayı da emzirme olayı da bitsin, yeni sezona rahat girelim diye İzmir'e tatile gelir gelmez çalışmalara başladım.
Yaman'ın emme saatleri konusunda bir bilgilendirmeyle girizgah yapayım. Yaman sabah kalkınca, kahvaltıdan sonra, öğle uykusundan önce ve uyandıktan sonra, akşam yemeğinden önce bastırsın diye atıştırmalık niyetine, akşam yemeğinden sonra bastırsın diye tatlı niyetine ve uyumadan önce masal eşliğinde, gece uyanıp rüyasını hayra yorayım diye bir iki kez olmak üzere meme emen, emiş gücü yüksek bir vatan evladıydı.
Anneannem ve muhtelif aile büyüklerinin Yaman 1 yaşını geçtiğinde "Amaaan 2 yaşına kadar çocuk mu emzirilir? Artık kocaman olmuş o!" demelerine kulak asmadım, "Doktorumuz 2 yaşa kadar emzir dedi bi kerem" diye karşılık verdim. Hani Yaman'a baktığınızda iştahı gayet yerinde (maşallah, tahtaya tak tak) bir adam-çocuk olmasına rağmen, emzirmenin o keyifli sarmaş dolaşlığına kanıverdim. Uyaaaan ey gaflete düşmüş anneeee! 2 yaşına kadar emzirin diye gelişmekte olan ülkelerin iştah duygusu gelişmemiş ve imkansızlıklardan ötürü yeterince beslenemeyecek çocuklarına söylüyorlar. Siz hiç üstünüze alınmayın çocuğu Bizanslılar gibi but kemiren anneler!
Neyse efendim, bendeniz Yaman'ın uysallığına kanarak yavaş yavaş azaltmayöntemini denemeye karar verdim. Zira benim her şey güzellikle anlatıldığında "Hmmm, ne kadar doğru konuştun anne, vallahi bravo!" diye gözlerle bana bakan evladım konu memeye gelince 1,5 yıldır edindiği ne kadar mantık, ilişki kurma, nedensellik vs varsa bir kenara atıverdi ve "Memeeeööööğ" diye istediğini alma konusunda kararlı olduğunu belirtti.
Gündüzleri annemin avutmasıyla, masalla uyuyan çocuk masalcı ben olunca su koyuvermeye başladı. Benim anlatmaya başladığım masal karşısında gözlerini kocaman açarak "Dostum, harika masal uyduruyor olabilirsin, ama meme olmadan inan çekilmiyorsun" adlı 3 numaralı bakışıyla beni nakavt etti. Ben de onun yanından koşarak uzaklaştım ve "Annnneeeeeee" diye durumu profesyonelce (!) anneme sevk ettim. Bir gün, iki gün derken idare ettik. Sonra uykudan uyanınca birkaç kez kendi literatürümde "huysuzluk ve mutsuzluk silahını kasıtlı olarak kullanma" diye tabir edebileceğim anlamsızca debelenme, hiçbir şey istememe, her şeyi aynı anda isteyip sonra da istememe gibi tutum ve davranışlar içine girdiğinde emzirdim. Akabinde birkaç kez herhangi bir düzene bağlı olmaksızın gündüz iki ya da üç kez emzirmeye kadar indik. Gece uykuya dalmadan önce ısrarla "meme" dedi ve uykudan önce emzirmeye devam ettim.
Bu arada yaz tatili vesilesiyle seyir halinde olduğumuzu ve uzun süreli olarak önce abimde, sonra anneannemlerde kaldığımızı belirteyim. Hatta arada, bir sünnet düğününe bile katıldık; ama düğün evi telaşında çocuğu anlamsızca üzmenin anlamı yok diye süten kesme işini askıya alıp istediği zaman emzirdim.
Sonra yazlık daimi ikamet adresimize döndük. Kutsal internet erişimine kavuşur kavuşmaz yerli yabancı ayırt etmeden hemen bulduğum her tür makaleyi okudum. Gece 11'den 3'e kadar yaptığım ileri aydınlanma seansının ardından kafamda yanan bir sürü ampülle, "Aaaa! kolaymış bee!" diyerek uyumadım tabi ki. Bunun ciddi bir iş olduğunu ama Yaman'ın verdiği tüm tepkilerin ve gidişatın meme=güven duygusu=annenin yanında olması/olmaması=düzenin değişmesi korkusu deme olduğunu öğrenince gayet normal olduğunu anladım.
Sütten kesme işinde pek agresif bulduğum memeye bir şey (salça vs) sürme, bant yapıştırma vb. şekillerde ecnebinin aversion dediği iğrendirme yöntemiyle çocuğu ürkütüp kaçırma olayını hiçbir zaman desteklemedim. Benimle aynı kafadaysanız, çevrenizden şunları çok duyacaksınız: "Ay hiç uğraşma, ben salça sürdüm bir günde bıraktı memeyi", "Aaaaa, o da bir şey mi ben bir bant yapıştırdım bir daha yüzüne bakmadı" şeklindeki "bir andacı tutum" pek benim tarzım değil doğrusu. Çocuğumun emmeyi bu kadar sevdiğini bile bile, biraz daha zor olduğunu bilsem de, yine de yavaşça bu duruma alışması daha iyi gibi geliyor. Zira ben hamileyken bir arkadaşımın yeğeni memeyi zor bıraktığı için ona pek çekici gelmiş olacak ki, çölde susuz kalmış bedevi gibi atlamıştı üstüme
Bir diğer yöntem de çocuğu bir yakına bırakıp annenin çocuktan birkaç günlüğüne uzaklaşması. Bu daha mantıklı gibi görünse de geride kalana çok büyük eziyet. Zira bu durumda, çocuğu devamlı meşgul etmek ve gece avutmak zorunda kalacak ve çelik gibi sinirlere sahip bir bilge kişiden bahsediyoruz. Bu da pek bulunası değil, birde n'olursa olsun böyle hassas bir dönemde çocuğumun çok güvendiğim ellerde bile olsa bensiz olması biraz ona haksızlık gibi geliyor.

Yavaşça memeden ayırma yöntemi yani azaltma yöntemi ise 1 yaştan büyük çocuklarda biraz daha uzun zaman alıyor deniliyor birçok kaynakta. Ancak şunu söyleyebilirim, eğer çocuğunuzla iletişiminiz bizim Yaman'la olduğumuz gibi iyiyse birkaç günlük ufak çaplı kriz ve huysuzluğun ardından dikkatini dağıtma yönteminin desteğiyle birlikte emmeyi isteme ve emme sıklığında ciddi bir azalma söz konusu oluyor.
Anneannem gece emmesinin çocuğun karnını iyice doyurmaktan geçtiğini, çocuğun karnı iyice doyduğunda gece uyanmadığını ,dolayısıyla bir süre sonra da gece emmeyi unuttuğunu söyledi. Biz de klasik pirinç unlu bebek muhallebisi yedirelim dedik. Yaman'a hiçbir zaman gece yatmadan önce kof şişlik verici karbonhidrat ağırlıklı şeyler vermemiştim. Uykudan önce içine minik ekmekler doğranmış tarhana çorbası ya da o günkü menüde ne varsa onu yedirerek yatırıyordum. Neyse biz muhallebiyi pişirdik, yedirmek için taklalar attım; ama bana mısın demedi, o gece yine emerek uyudu.
Mesela dün gece Yaman hiç uyanmadı ve emmedi; ancak gündüz şişlik ve ağrı problemi yaşadığım için öğlen biraz ben çağırarak emzirdim. Ondan önceki gece uyandı "Anneciğim su vereyim mi sana?" dedim. "Vey" dedi. Sonra "Haydi yat anneciğim" dedim. Yattı uyudu. Yine bir önceki gece ve dün gece hiç emmeden masalla uyudu. Tabi ki memeyle 15 dakikada uyuyan çocuk 1 saatte uyudu; ama sonuçta o kadar da uğraştırması normal artık diyorum kendi kendime.
Bugün de öğle uykusundan önce göbeği şişene kadar balık yemişti ve uykudan önce emmek istediğinde, "Anneciğim balık yedikten sonra süt emilmez ama" dedim. Bir iki mızıldandı sonra masal dikkat dağıtıcısı ile bir süre sonra uyudu. Uyandıktan sonra da emmek istedi ve ağladı ben de emzirdim; ancak emzirirken, "Anneciğim artık büyüyorsun ve meme yakında bitecek. Artık hep yemek yemeye başlayacağız, süt yok. Ama anne seninle oynayacak, sana sarılacak, seni hep sevecek" dedim. Dikkatle dinledi ve gülümsedi. Toplam 5 dakika emdikten sonra kendiliğinden ayrıldı ve kitabına döndü. Bu gece de yine emmek istedi ve ağladı ben de emzirdim ancak bir memeden diğerine kendisi geçti herhalde az geliyordu süt. Emerken yine sütün biteceğinden, onun artık büyüdüğünden bahsettim. "Anladın mı?" dedim "Anladım" dedi. Diğer memeyi biraz uzun emince bu kez ben bıraktırdım "Anneciğim, hadi uyuyalım artık" dedim. İtiraz etmedi.
Sözün özü, memeyi bırakma konusunda iyiye gidiyoruz. Ancak ilk birkaç gün Yaman'ın ufak tefek direnmeleri, beni çok yıldırdı ve umutsuzluğa düşürdü diyebilirim. Çocuk yetiştirirken birçok şey hakkında araştırıp okuyup ön hazırlığımı kuşanmış bir şekilde çıksam da er meydanına, bu kez resmen faka bastım, tongaya düştüm ve de bilgisizlik+bit kadar çocuğun iradesi+travma oluşturma korkusu+anneliğe özgü vicdani ret bileşenleri karşısında ilk zorlukta ne memeden kesme ne de tuvalet konusunda baskıcı olma kararlılığını toplayabildim kendimde. O yüzden bulduğu her şeyi okuyan ey anneler, sözüm size! sakın sakın yaklaşan fırtınanın kokusunu duymazlıktan gelmeyin! Önünüzdeki günlerde olabilecekler konusunda önden önden bilgi biriktirin.
Sanırım bu tür büyüme krizleri bataklık gibi. içinde çırpınır ve "Tükendim, yeter artık, çok yoruldum, nasıl bitecek bu dönem?" derseniz giderek daha kötü bir hal alıyor her şey. Ama her insan gibi bir gün onun da kendi ayakları üzerinde duracağını ve bunun sadece geçici bir şey olduğu şeklindeki öngörünüzle ilerlerseniz gerçekten geçip gidiyor.
Şu an memeden kesme işinin 10. günündeyiz. Bugün iki kez toplam 8-9 dakika emdi. Gelişmeler yakında
Etiketler:
1,
5yaş,
kriz,
meme,
memeden kesme,
süt,
sütten kesme
5 Temmuz 2012 Perşembe
1,5 yaş marifetnamesi
Tıbbi durum: Yaman 19 ayı bitirdi. 13 kilo ve 87 cm. Ayak numarası 24. Altta ve üstte sekizer dişten 16 tane dişi var. Şimdiye kadar bir kez parmağında uçuk çıktı ve enfekte oldu, iki kez üşüttü ve ilaç kullandı, bir kez bir virüs marifetiyle bacaklarında ve poposunda su çiçeğine benzeyen bir şeyler çıktı., azı dişlerini çıkarırken ishal oldu, defalarca düşüp dudağını patlattı, kafasını şişirdi, beyaz teninden de anlaşılacağı üzere "allerjiye yatkın olabilir" dedi doktor, Sabaha karşı ve yemeklerden bir süre sonra, sabahleyin ve öğle uykusundan uyanınca ve uyumadan önce anne sütü emiyor. Emzik ya da biberon kullanmıyor.
Sevdiği yemekler: Et yemeyi ve çorba içmeyi seviyor. Brokoli, pırasa, kabak gibi lifli sebzelerden tüketiyor ama aç olması lazım. Makarna ve köfteye bayılıyor ve sofrada bunlar varsa öteki yemeklerden yemiyor, balık yemeyi çok seviyor, yoğurda hasta, tahin pekmez ve cevizli sucuk seviyor, bal ve reçeli pek sevmedi, sütlaca Özsüt diyor ve iyi yapılmışının hastası. Bitter çikolata ve kahve telvesi seviyor, çay içmek hoşuna gidiyor. Ev yapımı kek ve kurabiye, börek, poğaça ve simiti seviyor. Peynir olarak dil, kaşar peyniri ve örgü peynir tercih ediyor, vasıfsız beyaz peynire yüz vermiyor. Kahvaltıda 1 tam yumurta yiyor ve zeytine hemen hemen hiç hayır demiyor.
Tuvalet alışkanlığı: Henüz bezden kurtulmadı. ancak çiş ve kaka diyebiliyor. Kakanın özel bir şey olduğunu öğrendi, 2 aydır köşelere gidip yapıyor. Bezini değiştirmek hoşuna gitmiyor özellikle de oyun oynamak istediği zamanlar tuvalete gitmeyi ya da bezini değiştirmeyi istemiyor. Kısacası "Amaaan bu dünyada ölüm var yormayın beni, bırakın keyfini süreyim" mode on :)
Kişisel temizlik: Her gün banyo yapıyor. Kışın en fazla banyo aralığı 2 günde bir idi. Banyoyu ve köpükle oynamayı çok seviyor. Banyo sona erdikten sonra "Bak bakalım ayakların buruşmuş mu?" diyoruz, bakıyor ve "buruşmuş" diyerek banyodan çıkmayı kabul ediyor. Parmak boya yapıyorsak banyodan çıkarmak biraz daha zor olabiliyor. O zaman da banyodan bir şey alıp, "haydi bunu da alalım da gidelim" dediğimiz zaman kabul ediyor. Tırnak makasının ne işe yaradığını biliyor ve tırnakları uzadığında "kes" diyor ama yine de keserken makası almak istediği için zor anlar yaşıyoruz.
Oral durum: Kağıt ya da benzeri yumuşak olup ağzının içinde çevirebileceği şeyler dışında çiğnenmesi normal tek şey olan sakızı pek bir seviyor. Yere düşen bir şeyi ağzına atmaya yelteniyor, höt dediğimiz anda geri adım atıyor. Şampuanı, sabun köpüğünü, pastel, parmak boyaları, kalemleri ağzına sokuyor ya da yalıyor. Hala süt emiyor. Kısacası devir oral devri hala :))))
Dilsel gelişim: "Salona git babanı çağır", "Bunu al babana götür" gibi aşamalı emirleri yerine getirebiliyor. 3-4 kelimelik cümleler yapabiliyor. "İstiyom" ve "istemiyom" diyerek derdini anlatabiliyor. Yemek yemek istediğinde mutfağa gelip "acıktım" diyor. "Kepçe nükü alıyo, kammonun içine boşaltıyo" şeklinde birbirine bağlı cümleler kurabiliyor. Birisine soru sormasını söylediğimizde çoğunlukla soruyu kendi cevaplıyor, yani soruyu bir başkasına aktarmayı beceremiyor. Örnek vaka:
A: Yaman babana nasılsın de.
Y: İyiyim.
"Ben de, ben de" diyor ancak bazen birinci tekil kişi yerine "Maman" ya da "Maman'ın" diyor. "Nereye, Kim, Ne, Nasıl, Kimin" sorularını kullanabiliyor. Bazen insanlar için kim yerine ne diyebiliyor. Nerede kelimesinin cevabının sonuna de, da eki getirerek cevap veriyor. "Bu kimin?" dendiğinde "Babanın, Mamanın, annenin, anneannenin, Dedenin, babaannenin" dışındaki isimlerin sonuna da nın, in ekini getirebiliyor. Kendi kendine yalnız kaldığında ya da arabasında gezinirken bildiği tekerlemeleri söyleyebiliyor. "Elektrik yok, karanlık, mum yakalım, çakmak" gibi bağlantılar kurabiliyor. İstemediği şeylerde ya da değil anlamında bazen "omaş omaş" (olmaz, olmaz) diyor.
Hayır ve evet kelimelerini net olarak söyleyebiliyor. Bazen hayır yerine "omaş", bazen de evet yerine "ha" ya da "he" diyor.
Doğa-Evren: Hayvanların seslerini ve adlarını biliyor. Meyvelerin adlarını biliyor. Aydede, güneş yıldız, ışık, aydınlık, karanlık kavramlarını biliyor. "Çiçekler, ağaçlar, yapraklar koparılmaz" deyince dinliyor. Gördüğü her çiçeği koklamaya çalışıyor. Hayvanları seviyor, köpek ya da kedi görünce kaçmıyor. Tekin bir şekilde hareket etmeyen ya da aniden hareket eden şeyleri sevmiyor. Dünya gezegenini görünce dünya diyor. Dünya haritası halısındaki yer alan kutup ayısı, iglo, eskimo, tapınak, Eiffel kulesi gibi kelimeleri söyleyebiliyor ve gösterebiliyor. Bulut, rüzgar, sıcak, soğuk, kar, yağmur gibi meteorolojik durumları biliyor ve söylüyor.
Korktukları: Yanında aniden gürültüyle bir alet çalışmasından korkuyor. Bu elektrik süpürgesi, blender ya da motorsiklet olabilir. Kavga edenlerden, bağrışmalardan korkuyor. Sıcak şeylerin ellenmemesi gerektiğini biliyor. "Elleme yanarsın, düşersin, kırılır" gibi şeylerden çekinip duraksıyor ya da duruyor. İlaç içmekten korkuyor. Hatta ilaç kutuları ortaya çıktığı zaman. "Omaş omaş, istemiom istemiom" diyerek bağırıyor ve ağlıyor.
Teknik bilgi: Döner kepçe tamburu, çalı budama makinesi, damlama sitemiyle ilaçlama makinesi gibi kelimeleri söyleyip, söz konusu iş ve tarım makinelerinin resimlerini birbirinden ayırt edebiliyor.
Arabaların jant, plaka, egzoz, marka, teker, direksiyon, vites kolu, benzin deposu, kasası, bagajı gibi parçalarını gösteriyor ve adlarını söyleyebiliyor. Bilgisayar, ekran, klavye, maus kelimelerini söyleyebiliyor.
Televizyonu, ışıklı, sesli oyuncakların düğmelerini doğru olarak kullanabiliyor. Her türlü tamir aletini (Pense, testere, çekiç, somun anahtarı, vida, matkap) biliyor ve söylüyor. Düğmelere basılınca ne olacağını biliyor.
Motor beceriler: Kaşığıyla döke saça da olsa karnını doyurabiliyor. Çatal kullanabiliyor, tabi ki çoğu zaman öteki elinden yardım alarak. İki eliyle ve tek eliyle bardaktan su içebiliyor.
Kemerini patolonunun biyelerine geçirebiliyor. Kapakları açabiliyor. Kalem tutabiliyor, karalama yapabiliyor. Makas kullanamıyor.
Müzikal durum: Arabaya bindiğinde müzik diyerek teyibi açtırıyor. Duyduğu her şeyi tekrar ediyor. Evet aklınıza gelebilecek her şeyi.. Mesela bu dönemin pek meşhur şarkılarından ai se eu te pego adlı şarkıyı ay sego pe ve "delicia" kısmını "elisya" diye söylüyor. Hüdayda, somebody that I used to know, ai se eu te pego şarkılarını tanıyor. Bunun dışında müzik duyduğu zaman dans ediyor.
Zaman kavramı: Evimize gelen misafirleri hatırlıyor ve onlarla yaptığımız şeylere dair anıları var. Bir olayı anlatmaya başladığınızda olayla ilgili kişileri ve önemli noktaları siz söylemeden tamamlayabiliyor. Gitcez, biz geldik, duymuyo yani şimdiki zaman, geçmiş zaman ve gelecek zaman kullanımını anlıyor ve kullanıyor. Geçmişi hatırlıyor ve anlatmak yada başkasından dinlemek çok hoşuna gidiyor. Sabah uyanınca "Parka gidelim diyor." Yazın "Kahvaltıdan sonra gidelim" dediğimizde "tamam, olur" diyor.
Takıntılı olduğu şeyler:
Oyun hamuru
Parmak boya
Tırnak makası
Saç kurutma makinesi
Muz
Çubuk kraker.
Bunlar olduğu zaman ağlıyorsa susuyor ya da bunları verdiğimizde veya vaat ettiğimizde parktan çıkmayı ya da sevdiği bir şeyi yapmayı bırakabiliyor.
Doktora gittiğinde başına pek hoşlanmayacağı eyler geleceğini biliyor.
Şapka sevmiyor, güneş gözlüğünü güneşten çok rahatsız olmadıkça takmayı sevmiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)