Şen kahkahaların yükseldiği bir parkın yanından geçerken hepimiz içinde mutlu çocukların oynadığını düşünürüz. Oysa ki parklar çeşitli entrikaların döndüğü, sinsi düşmanların gözlerinin çocuğunuzun üzerinde olduğu, pençeden tut boynuza kadar çeşitli savunma sistemlerine sahip olmanız gereken vahşi doğanın ta kendisidir. Bildiğiniz cangıldır!
Parklarda gözlemlediğim çocuk türlerini burada paylaşmak ve henüz parklarla tanışmamış annelere bir nebze olsun yardımcı olabilmek isterim. Bu yazıyı iyice çalışırsanız, park konusunda en az bir iki kur atlar, kuzunuzu bazı tehlikelere karşı koruyabilirsiniz.
#1 Elleme o benim! Bu çocuklar çok bencildir. Parkın bisiklet, scooter, paten, top, janjanlı yanar dönerli topaç, zamane modası saçma sapan oyuncak sahibi ya da kova kürek takımı sahibi kalburüstü sınıfındandır.Bunlar genelde birlikte takılırlar ve sürü halinde dolaşırlar. Çoğumlukla müdavimi oldukları parklar vardır. Parktaki kast sisteminin tamamı üzerinde bir hegamonya kurmuşlardır.
#2 Bakayım? Bu çocuğa dikkat! Bakayımcı çocuk genelde sinsice çocuğunuza yaklaşıp üstünden başından tutun da oyuncağına ayakkabısına kadar çocuğunuzun herhangi bir şeyini incelemek isteyebilir. (Bkz takipçi çocuk) Bazıları sevecen ve insani bir yaklaşımcı iken bir kısmı sinsidir ve dostluk kisvesi altında çocuğunuzun elindeki oyuncağı almak isteyebilir. Burada bir de psikopat anne faktörü varsa, yani "amaan çocuk o" deyip konuyu geçiştirmeyen, bilakis "Hanım, hanım! çocuğuna sahip çık" deyip elini beline koyan anneye çatarsanız geri dönülmez sonuçlar doğabilir.
#3 Gel gel! Bunlar sevgi kumkumaları şirinlik muskalarıdırlar. Sizinkinden büyüklerse durmadan çocuğunuza yardım eder, parktaki oyuncakların içinde, yanında yol verirler, koruyup kollarlar. Sizinkinden küçük ya da sizinkiyle aynı yaştalarsa ilk görüşte aşk gibi bir duyguyla çocuğunuza bağlanır, ona öpücük verir, sarılır ve peşinden ayrılmazlar (bkz takipçi çocuk)
#4 Git! ya da Yaaa Anneee! Hmmm dedirten ve sizin tespitten tespite koşmanıza yol açan çocuk profilidir. Bu çocuklar asosyalliği severler. İnsan olarak sadece kuzenlerini görmüşlerdir, evde peşinden ıslak mendille koşulan çocuklar olurlar genelde. Başka bir şeyi ya da kişiyi hayatlarına alamazlar. Çocuğunuzun sevgi göstermesiyle birlikte analarının eteğinin arkasına saklanırlar ve çocuğunuz şaşakalır.
#5 Anneee! Yaa anneeecilikten biraz daha farklıdır. Anneee diyen çocuk genelde annesinin güvenlik çemberinden uzaklaşmıştır ve yanına yaklaşan bu çocuğun tehlike mi yoksa arkadaş mı olduğunu kestirme işini annesine bırakmak istemektedir. Annesi vize verirse çocuğunuzla oynar ya da ona yakınlık gösterir.
#6 Takipçi çocuk Bu çocuk bizim lisede öğretmenler için dediğimiz gibi sizin çocuğunuza "takar". Devamlı çocuğunuzu izler, kontrol eder. Birinci olasılık, çocuğunuzun elindeki bir şeyi almak için plan yapar. Önce bakayımcı çocuk kisvesi altında yaklaşabilir. Boş bir anınızda çocuğunuzun ipini topunu kamyonunu ütüverir. Ya da çocuğunuzu herhangi bir şeyden dolayı kıskanmıştır ve zarar vermek ister. Bunun için de çeşitli yöntemleri vardır. Kaydırakta hemen arkasından gelip beline tekmeyi koymaya çalışabilir, bisikletini çocuğunuzun üstüne sürebilir. Geleceğin seri katili ya da kung fu ustası olabilirler.
#7 Tuzakçı çocuk Bu çocuklar parktaki oyuncakları kullanım amacı dışında kullanarak kötü örnek olmayı ve diğer çocukları ayartmayı severler. Daha çok yaşları biraz büyük olan çocuklar bu gruba girer. Salıncağa ayaklarıyla basar, kaydırakta aşağıdan yukarıya doğru giderler. O ana kadar "kaydıraktan böyle kayılır salıncakta şöyle sallanılır" deyince yüzünüze "annem her şeyi bilir" dercesine ilahi bir onay ve sevgiyle bakan çocuğunuz size döner ve "hani başka türlü olmuyordu?" diyen gözlerle hesap sorar. (Tam olarak böyle hissediyorsanız ya uzun süredir parktasınızdır ya da paranoyanın ilk belirtilerini gösteriyorsunuz. Her iki durum için de önce eve gidin sonra çocuktan uzaklaşın) Bunlar çocuğunuzun kesin kurallarla örülmüş park algısının ve sizin iyi olduğunu düşündüğünüz güvenlik önlemlerinin içine tükürüp bir de size gülerler.
#8 Koşan çocuk Bu çocuklar road runner misali fütürsüzce koşarlar. Yön duyguları yoktur. Üzerlerinde bir zırh varmışcasına canları hiç yanmaz, düşünce hiçbir şey olmadan zombi gibi tekrar kalkarlar ve durdurulamazlar. Maganda kurşunu gibidirler, nereden geleceklerini bilemezsiniz. Hemen parktan çıkın ve başka bir park bulun.
#9 Aç çocuk ve doğuştan tok çocuk Çocuğunuzun yediği her şeyi yemek isteyen çocuğa aç çocuk denir. Açlıkları dışında yukarıdaki özelliklerden herhangi birine sahip olabilirler. (Yukarıdakilerden en az birine daha uyuyorlarsa hemen uzaklaşın.) Elinizde bir tane olan yiyeceği almak isterler, "ama bunu ben kendi çocuğuma getirdim" dediğinizde bağırmaya başlar ve annelerine şikayet ederler. Bütün park size pis pis bakar. Annesinin oynarken yemek yesin diye parka getirdiği çocuğa da doğuştan tok çocuk denir. Tok çocuğun sağ/sol arkasında/önünde bir adet kaşıklı anne/anneanne/babaanne vardır. Bu çocuk hiç acıkmaz; güneş ve suyla çalışır, az yakar, doğa dostudur, ancak annesi sinir hastasıdır. Annesi çocuktan daha tehlikeli olabileceğinden sizin öneri dediğiniz şeyi akıl vermek olarak algılayabileceğinden yorum yapmayın.
#10 Abur cubur çocuk ya da Nifak çocukBu çocuklar genelde ellerinde cips, kola, şeker gibi dikkat çekici, hışırtılı ve parlak ambalajı olan gıda maddeleriyle dolaşırlar ve sizin bunlardan korumaya çalıştığınız çocuğunuzu planlanan gıda tablosunun dışına çıkarmayı amaçlarlar. Obez olabilirler de olmayabilirler de, dış görünüşe aldanmayın. Ancak parka kesinlikle oynamak için gelmemişlerdir. Ağır adımlarla parkın içinde turlayıp tüm çocukların elindekini görmesini sağlarlar. Kontratak şansınız sıfırdır. Tüm çocuklar fareli köyün kavalcısı masalının bir canlandırmasını yaparlar. Olay genelde çocukların topluca ağlamasın, annelerin çocuklarının kolunu çekiştirerek bakkala gitmesiyle sonuçlanır.
#11 Terkedilmiş çocuk Bu çocukları ebeveynleri parka bırakmıştır. Bırakıldıkları ve başlarında kimse olmadıkları için Peter Pan gibidirler. Parkta anarşiyi temsil ederler. Genellikle parka bırakılma süresinin uzunluğuyla doğru orantılı olarak pis olurlar. Burun karıştırıp, yerdeki her şeyi ağızlarına sokarlar, yukarıdaki kötü özelliklerin hepsine aynı anda sahip olabilirler. Ancak ilginç bir şekilde çocukların hepsine hükmedebilmektedirler. Demek ki lider olunmaz lider doğulur! Acilen parktan kaçın.
#12 Soran çocuk Soran çocuk, önce çocuklara özgü merak sanıp sevgi ve muhabbetle cevapladığınız soruların sayısını ve sorulma hızını tatmin edici cevaplarınızdan bağımsız olarak arttırır. Büyük ihtimalle ileride bilim insanı ya da mahallenin müzeviri olacaktır. Bir şekilde annesine yönlendirmeye bakın. Ancak annesi bankın birinde çekirdek çitleyip dantel ören ya da telefonla konuşan kişi olabilir. Vasisine ulaşılamıyorsa uzaklaşın.
11 Haziran 2012 Pazartesi
Gurbetçi annenin İstanbul'da arkadaş bulma yöntemleri
Ey yazıyı okumaya başlayacak İstanbul yaşayıcısı gurbetçi anne! Memleketin nedir bilmiyorum; ama bir İzmirli olarak insanların samimi ve sıcak olduğu bir memleketten gelince, İstanbul kutup bölgesi gibi geliyor insana; dolayısıyla bir iki kişiyle selamlaşınca kutupta yaz hissiyatı geliveriyor.
Gelmiş olduğumuz bu şehirde birçok tanıdık, eş, dost olmasına rağmen yakın çağın modası olan görüşememe meselesinden dolay yalnız kalınabiliyor. Zira semtler birbirinden uzak, bir çay oturmaya şehrin öbür ucuna çocukla gitmek zor gelebiliyor, bir de söz konusu arkadaşlar çocuklu değilse bir süre sonra ne zaman gidecekler acaba diye görünüze bakabiliyorlar ya da çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılamak için muhabbetinizi o kadar çok bölmek zorunda kalıyorsunuz ki bir süre sonra "biz neden bahsediyorduk ya?" bile demek istemediğiniz sessizlikler başlayabiliyor.
Bu sebeple size bazı yöntemler telkin edeceğim, ister tatbik edersiniz ister ders çıkarırsınız :)
Birinci yöntemimiz çağımızın vebası ya da yalnızlığın sanal devası internet tabi ki. Benim İstanbul'dan edindiğim ilk arkadaş Nurturia'dan Burcu. Daha doğrusu yüz yüze görüştüğüm ilk kişi Burcu. Kendisiyle ne zamandır Nurturia'dan mesajlaşıyorduk, sonunda bir gün kırdık şeytanın bacağını ben Düşevi Çocuk Kitapçısına gideceğim dedim o da "ben gelirim" dedi. Buluştuk Düşevi'ne gittik kitap aldık bizim Yaman ve Demir Beylere. Sonra Dükkan Burger'in nefis burgerlerinden yedik, benimkisi ilkti ve son oldu. Burcu gelse de götürse beni yine :) Demir gayet aç ve havalıydı Yaman ise gayet kıpırdak.
Bir diğer yöntem bebek bakım odası girişimciliği ya da direkt telefon verme yöntemi Bu biraz elektrik meselesi tabi. Forum'da e-bebek'in içinde gezinirken Yaman'ın acıkması tuttu. Haydi emzirmeye e-bebek'in bebek odasına. Bir baktım ki odada bir pehlivancık ve annesi. Alt alma işlemi sırasında muhabbet etmeye başladık. Mali Müşavirmiş. Emekmiş adı. Ev ve işyeri çok uzakmış onu hatırlıyorum da nereden nereye bir mesafeydi hatırlamıyorum şimdi. Çok tatlı biriydi, Göktürk'ten bahsettim çok beğendiğini söyledi, ben de tabi ki şiddetle tavsiye ettim burada oturmasını. Gelirseniz beklerim dedim ve telefoumu verdim, o da birkaç gün sonra mesaj çekti sağolsun. Belki bir gün çıkar gelir, ara beni :)
Diğer yöntem parkta otururken yanaşma yöntemi. Bu çok verimli olmayabiliyor yani bir iki kez daha karşılaşmak gerekebilir bu yöntemde :) Bir de parkta çocukları takip edeceğim derken muhabbet koyulaşamıyor ne yazık ki. O yüzden parkta sosyalleşecekseniz kesinlikle babanın olduğu bir günü seçin.
Spor salonunda arkadaşmaca. Bir spor salonuna gidiyorsanız ki ben başladım ve gitme konusunda da hala inatçıyım Yaman'ın hastalığı, huysuzluğu vs girse de araya...Ancak pek sosyalleşemedim daha orada. Sanırım daha çok kariyer yapıp çocuk yapma enerjilerini spora sevk eden insanlar oldukları için.
Tanıdığın kızı yöntemi çok işe yarar. Görüşme sıklığı konusunda garanti verilemese de en az iki kez görüşülür. Mesela kayınvalidemin arkadaşının gelini Elif için durum böyle. Onlar da bizim muhitte oturuyorlar ve bir park maceramız, üç kez çay içmişliğimiz oldu. Devamı da gelecek inşallah.
Komşuya kurabiye götürme deyince biraz kulağa tuhaf gelebilir. Hani çaresizlik ve asosyalliğin son raddesindeymişsiniz gibi. Ancak çok işe yarıyor, şiddetle tavsiye ederim. Tabi ki söz konusu komşunun medeniyette nasibini almış olması lazım. Yoksa işiniz yaş.
Sizin yeni yöntemleriniz varsa buyurun.
Gelmiş olduğumuz bu şehirde birçok tanıdık, eş, dost olmasına rağmen yakın çağın modası olan görüşememe meselesinden dolay yalnız kalınabiliyor. Zira semtler birbirinden uzak, bir çay oturmaya şehrin öbür ucuna çocukla gitmek zor gelebiliyor, bir de söz konusu arkadaşlar çocuklu değilse bir süre sonra ne zaman gidecekler acaba diye görünüze bakabiliyorlar ya da çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılamak için muhabbetinizi o kadar çok bölmek zorunda kalıyorsunuz ki bir süre sonra "biz neden bahsediyorduk ya?" bile demek istemediğiniz sessizlikler başlayabiliyor.
Bu sebeple size bazı yöntemler telkin edeceğim, ister tatbik edersiniz ister ders çıkarırsınız :)
Birinci yöntemimiz çağımızın vebası ya da yalnızlığın sanal devası internet tabi ki. Benim İstanbul'dan edindiğim ilk arkadaş Nurturia'dan Burcu. Daha doğrusu yüz yüze görüştüğüm ilk kişi Burcu. Kendisiyle ne zamandır Nurturia'dan mesajlaşıyorduk, sonunda bir gün kırdık şeytanın bacağını ben Düşevi Çocuk Kitapçısına gideceğim dedim o da "ben gelirim" dedi. Buluştuk Düşevi'ne gittik kitap aldık bizim Yaman ve Demir Beylere. Sonra Dükkan Burger'in nefis burgerlerinden yedik, benimkisi ilkti ve son oldu. Burcu gelse de götürse beni yine :) Demir gayet aç ve havalıydı Yaman ise gayet kıpırdak.
Bir diğer yöntem bebek bakım odası girişimciliği ya da direkt telefon verme yöntemi Bu biraz elektrik meselesi tabi. Forum'da e-bebek'in içinde gezinirken Yaman'ın acıkması tuttu. Haydi emzirmeye e-bebek'in bebek odasına. Bir baktım ki odada bir pehlivancık ve annesi. Alt alma işlemi sırasında muhabbet etmeye başladık. Mali Müşavirmiş. Emekmiş adı. Ev ve işyeri çok uzakmış onu hatırlıyorum da nereden nereye bir mesafeydi hatırlamıyorum şimdi. Çok tatlı biriydi, Göktürk'ten bahsettim çok beğendiğini söyledi, ben de tabi ki şiddetle tavsiye ettim burada oturmasını. Gelirseniz beklerim dedim ve telefoumu verdim, o da birkaç gün sonra mesaj çekti sağolsun. Belki bir gün çıkar gelir, ara beni :)
Diğer yöntem parkta otururken yanaşma yöntemi. Bu çok verimli olmayabiliyor yani bir iki kez daha karşılaşmak gerekebilir bu yöntemde :) Bir de parkta çocukları takip edeceğim derken muhabbet koyulaşamıyor ne yazık ki. O yüzden parkta sosyalleşecekseniz kesinlikle babanın olduğu bir günü seçin.
Spor salonunda arkadaşmaca. Bir spor salonuna gidiyorsanız ki ben başladım ve gitme konusunda da hala inatçıyım Yaman'ın hastalığı, huysuzluğu vs girse de araya...Ancak pek sosyalleşemedim daha orada. Sanırım daha çok kariyer yapıp çocuk yapma enerjilerini spora sevk eden insanlar oldukları için.
Tanıdığın kızı yöntemi çok işe yarar. Görüşme sıklığı konusunda garanti verilemese de en az iki kez görüşülür. Mesela kayınvalidemin arkadaşının gelini Elif için durum böyle. Onlar da bizim muhitte oturuyorlar ve bir park maceramız, üç kez çay içmişliğimiz oldu. Devamı da gelecek inşallah.
Komşuya kurabiye götürme deyince biraz kulağa tuhaf gelebilir. Hani çaresizlik ve asosyalliğin son raddesindeymişsiniz gibi. Ancak çok işe yarıyor, şiddetle tavsiye ederim. Tabi ki söz konusu komşunun medeniyette nasibini almış olması lazım. Yoksa işiniz yaş.
Sizin yeni yöntemleriniz varsa buyurun.
Yaman topraklandı
Bugün Yaman'la parka gittik. Arven'in gözünde bir kırmızılık vardı, o yüzden onlar katılamadılar park sefasına. Ama yaman çok eğlendi parkta resmen topraklandı çocukcağız :)
25 Nisan
25 Nisan
23 Nisan 2012 kuzenler buluştu!
23 Nisan tatilinde Yaman'ın dayısı, yengesi ve kuzeni geldi. Zaman kısa, İstanbul kalabalıktı ancak elimizden geleni yaptık :)
Onlar gece geç geldiler, Yaman uyuyordu. Yaren uyurken izledi, ben gece emzirirken kapılarda dört gözle bir umut bekledi uyanır da oynar mıyız diye ama nafile. Ertesi sabah uyanınca tanıştılar.
Yaman hemen ısındı Yaren'e. Zaten çocukları çok seviyor. Yengesiyle de barıştı yıldızları . Harika vakit geçirdiler sahiden. Çok sevindim.
Güzel bir kepçe almışlar Yaman'a. Bayıldı bizimki, dört döndü etrafında kepçenin.
Onlar gece geç geldiler, Yaman uyuyordu. Yaren uyurken izledi, ben gece emzirirken kapılarda dört gözle bir umut bekledi uyanır da oynar mıyız diye ama nafile. Ertesi sabah uyanınca tanıştılar.
Yaman hemen ısındı Yaren'e. Zaten çocukları çok seviyor. Yengesiyle de barıştı yıldızları . Harika vakit geçirdiler sahiden. Çok sevindim.
Güzel bir kepçe almışlar Yaman'a. Bayıldı bizimki, dört döndü etrafında kepçenin.
Teker Teker Tekerleme Vol #2
Ooooo portakalı soydum
Başucuma koydum
Ben bir yalan uydurdum
Duma duma duma dum
Kırmızı mum
Ben bir küçük askerim
Vatanımı beklerim
Eğer düşman gelirse
Kafasını ezerim
Kuzu kuzu me
Bin Tepeme
Haydi gidelim
Yaman Abiye
Başucuma koydum
Ben bir yalan uydurdum
Duma duma duma dum
Kırmızı mum
Ben bir küçük askerim
Vatanımı beklerim
Eğer düşman gelirse
Kafasını ezerim
Kuzu kuzu me
Bin Tepeme
Haydi gidelim
Yaman Abiye
28 Mayıs 2012 Pazartesi
Yaman'ın akademik durumu
Yaman'ın anne ve babası süper geyik çevirmektedir.
Honore de Balzac'a biz Balzaklı Onur derdik.
Hihohahaa diye gülüşürken o sırada süt emmekte olan Yaman meşguliyetinden kafasını kaldırır şehadet parmağını havaya diker ve Onuuğ der. Sonra da fotoğraf çekme mimiğini yapar.
Yani diyor ki: Onur'dan bahsediyorsunuz. Ben Onur'u hatırlıyorum. Onur benim fotoğrafımı çekmişti.
Bu ara bir tekerlemeye takılmış durumda Yaman: Duma duma dum Kırmızı mum!
Adın ne? Maman Gungo
Baban ne iş yapıyor? Makine
Babanın işi ne? Mühhendis
Annenin işi ne? Ömemen
Annenin adı ne? Hatice
Anneannenin adı ne? Semmaa
Bu ara Ayşegül İzmir'e gitti kalmaya. Cem-Ayşegül ve Arven'den oluşan Yazar ailesini biliyor. Cem de geçen akşam bize gelmişti. Çok sevindi geldiklerine. Cim cim cim diye dolaştı evde. Sonra durdu. Arven! Neede? Ayşegül? Neeede? dedi.
Dediğimiz her şeyi tekrar ediyor. Pepee'nin oyuncaklarına bakıyorduk, üzerindeki çıkartmalarda karakterlerin resimleri de var. Tek tek saydırdı ilk başta bana. Şila Zulu köpüş sonra da resimdeki diğer nesneleri söyledik. Ağaç, çiçek vs. O arada tabi her resimde Pepee olduğu için herkesi saydıktan sonra ve tabi ki Pepee dedim birkaç kez. Oradan tabi ki ve lokomotif kelimelerini öğrendi. Ve dün ilk kez tabi ki kelimesini şöyle kullandı: Anneciğim aşağıya inmek ister misin?
Tabi ki!
Mattematik dersinde ilerlemeye devam ediyoruz. Bu haftasonu sabajleyin aramıza geçti ve babasıyla birlikte ayak parmağı kisvesi altındaki leblebi ve fındıklarını saydılar. Biiir, ikiii diye uzata uzata. Geçen haftadan bu yana da 10'ar 10'ar sayabiliyor.
Sözcükler diye çok faydalı bir kitabı Tudem yayınlarının zaten bir Tudem sever olarak rahatlıkla söyleyebilirim kesinlikle alınması gereken birçok kitap Tudem'in eseri oluyor. Anneannesi Harfleri tek tek göstermiş oradan. Şimdi sözcükler kelimesinin içindeki tüm harfleri tanıyabiliyor.
Geçmişe dair anı hafızası çok iyi. Mesela Berk bize geldiğinde fotoğraf makinesini sormuştu biz de onu elleme Yaman o Berkin dedik. Şimdi arada bir hatırlıyor Berk'in Berkin Berkin diye geziniyor biryandan da fotoğraf çekme hareketi yapıyor.
Masada oturup yemek yerken Anne, Hatice, İşte Baba, Gokan işte, Anneanne işte burda diyor.
Tahin pekmez sevdalısı oğlum, buradan Koska'ya sesleniyorum her türlü reklam teklifine açığız. Oğlum bir tahin pekmez insanı, balığın üzerine tahin pekmez yenir kuralını kesinlikle çok iyi kavradı. Baluk baluk diye sabırsızlık içinde soğumasını bekliyor balığın. Akabinde mideyi balıkla dolduruyor ve ta-hin, pek-mez, ta-hin, pek-mez diye sayıklıyor.
Tatlı yeme raporu: Hala beş altı kez bitter çikolata yemişliği var, 4 tane de kahve dünyasının çikolata kaplamalı mini gofretlerinden yedi, yan komşunun cebren ve hile ile verdiği bir iki bisküviyi saymazsak abur cubur niyetine yediği şeyler, avutamadığımız trafik sıkışıklığına bağlı uzun süre oto koltuğunda oturma zorunluluğu esnasında verdiğimi çubuk kraker ve Galetacızade markasının çekirdekli galetasını çok seviyor.
Honore de Balzac'a biz Balzaklı Onur derdik.
Hihohahaa diye gülüşürken o sırada süt emmekte olan Yaman meşguliyetinden kafasını kaldırır şehadet parmağını havaya diker ve Onuuğ der. Sonra da fotoğraf çekme mimiğini yapar.
Yani diyor ki: Onur'dan bahsediyorsunuz. Ben Onur'u hatırlıyorum. Onur benim fotoğrafımı çekmişti.
Bu ara bir tekerlemeye takılmış durumda Yaman: Duma duma dum Kırmızı mum!
Adın ne? Maman Gungo
Baban ne iş yapıyor? Makine
Babanın işi ne? Mühhendis
Annenin işi ne? Ömemen
Annenin adı ne? Hatice
Anneannenin adı ne? Semmaa
Bu ara Ayşegül İzmir'e gitti kalmaya. Cem-Ayşegül ve Arven'den oluşan Yazar ailesini biliyor. Cem de geçen akşam bize gelmişti. Çok sevindi geldiklerine. Cim cim cim diye dolaştı evde. Sonra durdu. Arven! Neede? Ayşegül? Neeede? dedi.
Dediğimiz her şeyi tekrar ediyor. Pepee'nin oyuncaklarına bakıyorduk, üzerindeki çıkartmalarda karakterlerin resimleri de var. Tek tek saydırdı ilk başta bana. Şila Zulu köpüş sonra da resimdeki diğer nesneleri söyledik. Ağaç, çiçek vs. O arada tabi her resimde Pepee olduğu için herkesi saydıktan sonra ve tabi ki Pepee dedim birkaç kez. Oradan tabi ki ve lokomotif kelimelerini öğrendi. Ve dün ilk kez tabi ki kelimesini şöyle kullandı: Anneciğim aşağıya inmek ister misin?
Tabi ki!
Mattematik dersinde ilerlemeye devam ediyoruz. Bu haftasonu sabajleyin aramıza geçti ve babasıyla birlikte ayak parmağı kisvesi altındaki leblebi ve fındıklarını saydılar. Biiir, ikiii diye uzata uzata. Geçen haftadan bu yana da 10'ar 10'ar sayabiliyor.
Sözcükler diye çok faydalı bir kitabı Tudem yayınlarının zaten bir Tudem sever olarak rahatlıkla söyleyebilirim kesinlikle alınması gereken birçok kitap Tudem'in eseri oluyor. Anneannesi Harfleri tek tek göstermiş oradan. Şimdi sözcükler kelimesinin içindeki tüm harfleri tanıyabiliyor.
Geçmişe dair anı hafızası çok iyi. Mesela Berk bize geldiğinde fotoğraf makinesini sormuştu biz de onu elleme Yaman o Berkin dedik. Şimdi arada bir hatırlıyor Berk'in Berkin Berkin diye geziniyor biryandan da fotoğraf çekme hareketi yapıyor.
Masada oturup yemek yerken Anne, Hatice, İşte Baba, Gokan işte, Anneanne işte burda diyor.
Tahin pekmez sevdalısı oğlum, buradan Koska'ya sesleniyorum her türlü reklam teklifine açığız. Oğlum bir tahin pekmez insanı, balığın üzerine tahin pekmez yenir kuralını kesinlikle çok iyi kavradı. Baluk baluk diye sabırsızlık içinde soğumasını bekliyor balığın. Akabinde mideyi balıkla dolduruyor ve ta-hin, pek-mez, ta-hin, pek-mez diye sayıklıyor.
Tatlı yeme raporu: Hala beş altı kez bitter çikolata yemişliği var, 4 tane de kahve dünyasının çikolata kaplamalı mini gofretlerinden yedi, yan komşunun cebren ve hile ile verdiği bir iki bisküviyi saymazsak abur cubur niyetine yediği şeyler, avutamadığımız trafik sıkışıklığına bağlı uzun süre oto koltuğunda oturma zorunluluğu esnasında verdiğimi çubuk kraker ve Galetacızade markasının çekirdekli galetasını çok seviyor.
4 Mayıs 2012 Cuma
Dilsel gelişim cross check
İlk cümleler
Işık nan! = Işık yan!
Anne ge! = Anne gel!
Kapı aç!
Kamyon kepçe kaja!= Kamyon ve kepçe kaza yaptı
Favori kelimeler
Ben en çok bi daa bidaa ve bişii demesini seviyorum arka arkaya söylüyor. Bir de aaaa? diyor ilginç bir şey görünce.
Bağımsız oyun oynama durumu
Kendi kendine oynamaya başladı. Efendim güya arabalar kaza yapıyormuş. Olay mahallinden de Yaman geçiyormuş ve örümcek hisleriyle olaya müdahale edip polisi arıyormuş. Senaryo böyle. Yaman hemen "avoo pıliiis" diyor. Heeen heeen diyerek dolaşıyor evi elinde arabayla. Kajaa kajaa diyor. Sonra da avoo poliiis diyor.
Beşer isimleri
Dün komşumuz Gülcan ve Emine geldiler çay içmeye. Cücan ve E-mi-ne dedi. Şimdilik Ali, Osman, Ayşe, Onuuğ, Gökan, Hatici, Nuyi, Nuuşen, Jim, Ahmet, Yeco, Kurbiş, Pepe, Şila, Şuşu, bebe diyor.
Kişisel bilgiler
Babanın işi ne Ma-ki-ne
Annenin işi ne Öömen
Zamirler
Bu ara beni odaya çağırırken "ben gee" diyor. Bu zamir işi zor zanaat sahiden. Ben benim sen de sensin Yaman deyince haaaığ? dedi garibim :)
Geometri
Üçgen
Kayee
Daaaye
Aağıdaki kısa filmimiz bir çilek yeme seansınsan alıntıdır :
Işık nan! = Işık yan!
Anne ge! = Anne gel!
Kapı aç!
Kamyon kepçe kaja!= Kamyon ve kepçe kaza yaptı
Favori kelimeler
Ben en çok bi daa bidaa ve bişii demesini seviyorum arka arkaya söylüyor. Bir de aaaa? diyor ilginç bir şey görünce.
Bağımsız oyun oynama durumu
Kendi kendine oynamaya başladı. Efendim güya arabalar kaza yapıyormuş. Olay mahallinden de Yaman geçiyormuş ve örümcek hisleriyle olaya müdahale edip polisi arıyormuş. Senaryo böyle. Yaman hemen "avoo pıliiis" diyor. Heeen heeen diyerek dolaşıyor evi elinde arabayla. Kajaa kajaa diyor. Sonra da avoo poliiis diyor.
Beşer isimleri
Dün komşumuz Gülcan ve Emine geldiler çay içmeye. Cücan ve E-mi-ne dedi. Şimdilik Ali, Osman, Ayşe, Onuuğ, Gökan, Hatici, Nuyi, Nuuşen, Jim, Ahmet, Yeco, Kurbiş, Pepe, Şila, Şuşu, bebe diyor.
Kişisel bilgiler
Babanın işi ne Ma-ki-ne
Annenin işi ne Öömen
Zamirler
Bu ara beni odaya çağırırken "ben gee" diyor. Bu zamir işi zor zanaat sahiden. Ben benim sen de sensin Yaman deyince haaaığ? dedi garibim :)
Geometri
Üçgen
Kayee
Daaaye
Aağıdaki kısa filmimiz bir çilek yeme seansınsan alıntıdır :
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)