23 Kasım 2010 Salı

Herkes seni bekliyor

Oğlum, güzel bir kurban bayramı geçirdik bu sene. Gelen giden bol oldu, biz de gezdik bayağı bir. Amcanla Yengen geldi Eskişehir'den hem bayrama hem de belki gelirsen diye seni görmeye. Anıl'la Onur da geldi ama nafile. Herkes İzmir'den ayrılacağı son ana kadar biletlerini erteletme umudunu taşıdı içinde. 
Dayınla Yengen İzmir'e geliş gidiş tarihlerini bana bildirip bildirip sipariş verdiler, "şu gün gelsin bugün gelmesin" diye. 
Yaren bize geldiğinde odandan çıkmak bilmedi, gözlerini kocaman açıp açıp göbeğimi izledi, öpücükler kondurdu karnıma. Minicik ellerini koyup karnımın üzerine her kıpırdayışında hayrete düştü. Her şeyi sana o öğretecekmiş, seni kucağına alıp sevecekmiş. 
Bu arada arkadaşlarımız "bayramdan sonra gelsin" dediler senin için, "tatil dönüşü görelim" dediler. Elif Teyzen her gün aradı "Doğurdun mu bugün?"diye. Rengin Teyzen bayramda geliyorum bak dedi, Cem ve Ayşegül yolda dönerken aradılar bizi  "bu gece doğacak" dediler.
Telefonlar açılmayınca endişelendi herkes "acaba doğdun mu?" diye. 
Senden sonra gelmesi beklenenler bile geldi. Begüm doğdu bayramda onu görmeye gittik. 
Az kaldı :)






11 Kasım 2010 Perşembe

The Final Countdown















İşte hastane süslerimiz ve odan...  Defterini ben süsledim. Dolabını baban yaptı. Süslerini keçeden diktim. Nevresim takımın ve dolap perden de babaannen ve anneannenin marifeti :) Hatta dedenin bile emeği var... Doktor 25 Kasım'da gelebileceğini söyledi. Ama herkes bayramda gelmeni istiyor. Bakalım ne yapacaksın?

5 Kasım 2010 Cuma

Vedat Milor vs Baban

Senin baban çok etobur bir insandır. Canı her koşulda et çekebilir. Televizyonda et gördüğü zaman hemen canı et ister, salyaları akar, hadi bunu geçtim biri bahsederse bile içi gider. Hele de sulu et, kuzu çevirme, lime lime dökülmüş, kemiği silkeliyorsun et kemikten ayrılıyor dedin miydi baban biter, vücudundaki bütün protein çekilir, kolesterolü düşer.

Bu konuyla ilgili olarak televizyonda en sevdiği şeylerden bir tanesi Vedat Milor adlı degustatör ve gurme adlı NTV'de program yapan bir adamı izlemek, adamın yaptığı her eleştiriye mukabil adama kızmak ve onu hem her şeyi yiyip içip hem de hiçbir şeyi beğenmemekle suçlamaktır.


Pırogram geç yayınlandığından ötürü canı hep bir şey çeker; ama ben yemesine engel olurum ve aramızda şöyle diyaloglar geçer:
(Televizyonda Vedat Milor ve tanıttığı restaurantın sahibi konuşuyor) RS - Efendim etin sulu olması lezzetli olması demektir; ancak Kayserililer eti iyi pişmiş seviyor.
VM - (Küşnemesini iştahla yemektedir) Ben az pişmiş severim içi pembe olacak.
Bu sırada meyve yemekteyizdir. Babanın salyaları kendini fütürsüzce salmıştır, midesi durmamacasına sinyaller göndermektedir beyne. Baban dolar dolar dolar ve sonunda çözülür:
- Hayatım dolaptaki tavuğu yiyebilir miyiz? Hem et hem ızgara olduğu için sağlıklı. (Hani belki yer, ben zarfımı atayım taktiği)
- Hayır hayatım olmaz çünkü saat 11 oldu. En fazla süt içebilirsin.
- Bi' kokoreç yiyelim o zaman bari (Son bir debelenme, minicik bir umut)
- Süt ya da meyve.
- ##***!!!

Benim canım meyve çeker, zeytinyağlı yaprak sarması ya da kabak çiçeği dolması çeker, badem ceviz çeker. Yine canımın kuru üzüm çektiği bir gün baban şöyle dedi:
Nasıl bir damak zevkin var senin ya? İnsanın canı kuru üzüm çeker mi? Et çeker, ızgara çeker, kavurma çeker. Oğlum bir gelsin dünyaya ben onu etle, kavurmayla kelle paçayla besleyeceğim.

Büyü de şu babanla bahçede tandır yapın, kuzu çevirin be oğlum! :)

4 Kasım 2010 Perşembe

Laissez faire!

Seni uyutmak için sallamayacağız.
Kucak delisi, şımarık, "isterim de isterim!" diye bağıran bir çocuk olmayacaksın
Sen yemezsen peşinden koşmayacağız. Böylece yemek seçemeyeceksin.
Sen istemezsen seni zorlamayacağız.
Seni hem akıllı, hem saygılı, hem bilinçli, hem eğlenceli, hem mutlu bir çocuk yapacağız.
Senin her istediğini yapmayacağız.
Anne babamızın bizi büyütürken yaptığı hataları yapmayacağız!
Seni hijyen delisi olarak yetiştirmeyeceğiz.Toprağın içinde elin yüzün kirlenmiş de olacak arada bir.

Çok başarılı olacaksın.
Doğru seçimler yapacaksın.
Hatalarından ders alacaksın.
Zeki olacaksın.
Üniversiteyi hemen kazanacak, istediğin şeyi hemen başaracaksın.
Kendi işini kendin göreceksin.

Oğlum, bunlar dilekler tabi ki. Hepsini yapamayacağız adım gibi biliyorum. Ama gönülden geçenler bunlar. Bu listeyi ve şu an aklıma gelmeyenleri ilerde dönüp bakmak için yazdım buraya.
Yaşayıp göreceğiz hepsini :)

1 Kasım 2010 Pazartesi

Oğlum biz babanla birlikte aşerdik :)


Çamaşır günü

Bugün birkaç çamaşırını daha yıkadık. Hava da bir güneşli ki sorma, rüzgarda sallana sallana, güneşi yiye yiye kurudu çamaşırların. Bir de bu sabun tozu denen şey süper kokuyor oğlum, resmen temizlik kokuyor. O kadar çok kıyafetin var ki, bunu söylediğime pişman olabilirim ama, salyalarını saçmakta serbestsin :)




31 Ekim 2010 Pazar

Odan...


Oğlum, sen bizim hayatımıza bir sürü eğlenceli şey soktun. Bir patiği sevmek, duvara çıkartma yapıştırmak ve bir "erkek" odası nasıl olurun üzerine kafa yormak gibi...