16 Ekim 2011 Pazar

Anneanne, Dolap ve Cem Isırık

Hiçbir şeye yetişemiyorum! Çok yoğun geçiyor günler, yoğun ve hızlı. Durup düşünmeye bunalıma girmeye savsaklanamaya vakit yok. Evin işi, işin işi, seninle vakit geçirmek, babanla vakit geçirmek, kendimle vakit geçirmek, anneannenle muhabbet etmek ve bunun yanı sıra kitap, dergi okumak film izlemek. Hepsi bir arada. Mesela şu an saat 1:46 ve ben okul için çalışma kağıdı hazırladım. Geç saate kalınca karnım acıktı, mutfağa gidip yoğurt aldım. Sabak 6:30'da kalkmam lazım tabi.
Bu arada  bir beş gündür iki üç adım gidebiliyorsun. Yani 12 Ekim itibariyle il denemelere başladın. Dün de tükürük saçarak pırrrrrrrrrrfffffffftttttttttttttttt diye bir ses çıkarmayı öğrendin. Tabi ki annem öğretti. Ben burnumu silerken buna benzer bir ses çıkarıyorum diye "anne nasıl yapıyor oğlum" sorusunun cevabı olarak almaya çalıştı bu sesi ama sonra ben engel oldum. Yapma dedim millet de başka bir şey sanacak. Şimdi sadece karşındaki yapınca yapıyorsun.
Anneannen sana erken bir doğum günü hediyesi aldı. Odanda eskiden bozma bir dolabın vardı, üzülüyordum sana bir dolap alamadık diye. Neden koyduysak o dolabı, bi kişi de yahu ne kadarlık şey bu dolap dememiş işte. Bir dolap kadar masraf etmiştik zaten ona. Bizim de senin  şaşkınlığından duruma uyanacağımız yoktu. Neyse ki anneannen imdadımıza yetişti. Cem amcanla baban da kurdular bugün. Çok güzel oldu anneannen sağolsun.
Odana boy cetveli ile bir de saatin takıldı. Baban duvar delmeye karşı olmasına karşın Cem Amcan her türlü duvar delme olayını desteklediğinden annen odnan güç alıverdi. Baban surat astı ama umrumda değildi şahsen :) Sağol Cem Amca!
Cem Amcan senin kolundan bir ısırık aldı, sen de kopardın yaygarayı. Neden yaptın dedik, dayanamadım kolunu tutunca pek leziz geldi gözüme dedi. Baban intikam peşinde, yandı bu Arven, ısırık içinde kalacak.

14 Ekim 2011 Cuma

Cem ve Ayşegül transferi ve de Arven

Cem ve Ayşegül Cuma günü taşınma işiyle uğraştılar, Ayşegül kocaman karnıyla taşındı garibim. Çok zor hamile hamile taşınmak. Allah sabır versin diyoruz kendisine.
Bebeklerinin ismini Arven koyacaklarmış. Bir Elf kızı gibi güzel olur inşallah, tabi Cem Amca'nın genlerinin resesif resesif oturması lazım bir köşede yoksa işi biraz zor kızın :p Ayşegül Teyze'nin akıllı genleri kontrolü ele alır bence. Ona minik kışlık eldivenler aldık zira kendisinin Ocak ayında gelmesi bekleniyor.
Kendisi kızılderili soyundan olacak, kızılderili şaman geleneklerine göre kutsanacak. Ugh!

Arwen
J. R. R. Tolkien'in kurgusal Orta Dünya evreninde karakter 200px
Yüzüklerin Efendisi film üçlemesinde Akşamyıldızı Arwen.
Unvanı/Diğer adıAkşamyıldızı, Undómiel
İsminin anlamıSoylu Hanım
IrkıYarı elf, Yüzük Savaşı sırasında insan olmayı tercih ediyor
SilahıHadhafang
Doğum tarihiÜ.Ç. 241
Ölüm tarihiD.Ç. 121
ÜlkesiAyrıkvadi, sonraları Gondor
Bahsedildiği
kitap(lar)
Yüzük Kardeşliği
Kralın Dönüşü


Bu arada Kadir Amca ile Pınar Teyze'nin kızları nehir doğdu, çok tatlı bir şey ama küçük bir kordon enfeksiyonu geçirmiş ama geçti gitti göbek düştü düşecek dedi Pınar telefonda. Mini mini kızlar geliyor, oley!!!

11. ay ya da bir yaşına 1 ay filan kaldı

Dün itibariyle ilk kez babana bilinçli olarak gel dedin. Bir de bugün ilk kez anneannenin aldığı oyuncağın turuncu halkasını geçirdin çubuğa. Yaşasın oğlumun motor kasları!!
Üst üste duran şeyler hiç sevmiyorsun, katlanmış çamaşır mı? Düzenli çekmeceler mi? Üst üste dizilmiş okey taşları mı? Bunlara tahammülün yok kesinlikle! Her şeyi yıkıp dağıtıyorsun ama bu huyunun aksine tamamen sevecen güleç bir çocuksun. Anneannenle harika vakit geçiriyorsunuz birlikte. Her gün yeni bir marifet ediniyorsun kendine.  Haftasonu IKEA evimizin her şeyi dedik ve gittik raf aldık odan için. Sonunda baban kira evinin duvarları delinmez ayıptır günahtır yasağını deldi duvarlarla birlikte. Teşekkürler Cem ve Ayşegülün buraya taşınması) Çok neşeli on delik salonumuza 5 delik de senin duvarına açtık. Bugün küçük bir delgeç deliğinden iplik geçirmeye çalıştın, ince kaslarına söz geçirebilsen ip çoktaaan uzanacaktı öteki tarafa ama heyhaaaat!

22 Eylül 2011 Perşembe

10 ay marifetnamesi

Yaman tay tay duruyor 1 haftadır. koltuktan koltuğa geçiyor tutuna tutuna :) gol, mama, meme, baba, bam diyor. ah başıma gelenler, başbaş, bitti, pisi pisi, gel, bu, fışfış kayıkçı işaretlerini yapıyor, müzik duyunca dans ediyor. köfteyi, tavuğu, makarnayı, kuru& taze meyveleri kendisi yiyor. suyu yudumlarken kaşlarını kaldırıyor. cüzdan kurcalamayı çok seviyor, kapak açabiliyor, çekmeceleri dolap kapaklarını açıp kapatıyor, lazımlıkta işi bitince ayağa kalkmak istiyor. hiç şeker yemedi, kabloları kemiriyor, prizlere parmak sokuyor, kocaman odada gidip en kafa çarpılası yerlere gidiyor. gitmesini istemediğimiz yere "ı ı, cık cık" deyip parmağımızı hayır anlamında salladığımızda gitmiyor.



Yaren

      

Yaren Ablan seni çok seviyor. Doğduğun ikinci gün seni ziyarete geldi. O günden bu yana seninle ilgili her şeyi soruyor. İlk oyuncaklarını o getirdi sana. Onun ilk oyuncakları senin ilk oyuncakların oldu.
Sen daha konuşmadan önce her gün soruyordu "konuşuyor mu, yürüyor mu?" diye

Telefonda konuşurken ona tesadüfen "Aba" dedin, bana abla dedi diye uçuyor sevinçten.

Sana hep hediye alıp getirdi her gelişinde, tabi hızla büyüdüğün için tecrübeli bir anne olarak Yengen büyük büyük alıyor ki seneye ya da daha sonra giyebilesin. Ama Yaren Ablan ifrit oluyormuş bu duruma. Hep sonra giyer diyorsunuz hiç giymiyor aldıklarımızı diyormuş. En son aldıkları hediye eşortman oluyor artık üstüne. O yüzden sevinçli. Belki bize gelirler yeniden buluşursunuz :)

İstanbul işi

Anne olarak ilk kez çalışmaya başladım. Çok zor geldi gitmek bir o kadar da kutlu bir gündü benim için, zira bir senedir sosyal ortam dediğin şey facebook'ta takılmaya tekabül eder olmuştu. Gerçi gebe gebe benim kadar gezen var mıdır, çocuğu 35 günlükken kim yılbaşı eğlencesine gider bilinmez; ama özellikle İstanbul'a geldiğimizden bu yana benim için dışarıya çıkmak bir hazırlıklar silsilesi ile eşdeğer olmuştu. bez, ıslak mendil, sus ve yedek kıyafet olmadan kesinlikle dışarı çıkamaz olmuştum. Hem yeni okula gitmek yeni insanlar tanımak hem de benim için yepisyeni İstanbul trafiğiyle can ciğer olmak biraz ürkütücü bir başlangıç  menüsü olmuştu doğrusu. İlk günler evden okula gidebiliyorken okuldan eve dönemeyip ya Edirne'ye ya da Anadolu yakasına doğu seyirtme şeklinde üstün bir başarı sergileyerek babanın takdirini kazandığımı da eklemeliyim. Ancak asıl takdiri yanlışlıkla saptığım güzergahta o saatte civcivli trafiğin göbek yerinden, eve kadar tek bir çizik almadan gelmekle kazandım.
İkinci hafta başka bir okulda eğitim almak üzere başka bir güzergahtan git gel yaptım; hem de maşallah dilimi ısırayım bol kamyonlu bir güzergahtan sağ salim çıktım.
Tüm bu maceraların ötesindeki güzellik ise öğlenleri eve gelip seni emzirebilme fırsatımın olmasıydı. Sen iki hafta daha rahat rahat anne sütü alabil diye her öğlen ciddi bir yolu gittim geldim.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Hasta

Cumartesi akşamından beri ishalsin oğlum. İsalle ilgili bir sıkıntı yok da salya akmaya başladı yine. öndeki dörtlüleri alttan üstten tamamladın ya, acaba azı dişi mi geliyor? Huzursuzsun, sıkıntılısın. Büyümek de zor iş dedi baban bu dünyada her şey zor dedi.
Doktora götürdük seni tahlillerde bir şey çıkmadı. Ve doktor seni her hastaneye götürüşümüzde her zaman olduğu gibi "olur öyle" dedi. Hayatın boyunca olur öyle hastalığı olsun sadece, örtünüp yatınca geçsin :)