22 Eylül 2011 Perşembe

İstanbul işi

Anne olarak ilk kez çalışmaya başladım. Çok zor geldi gitmek bir o kadar da kutlu bir gündü benim için, zira bir senedir sosyal ortam dediğin şey facebook'ta takılmaya tekabül eder olmuştu. Gerçi gebe gebe benim kadar gezen var mıdır, çocuğu 35 günlükken kim yılbaşı eğlencesine gider bilinmez; ama özellikle İstanbul'a geldiğimizden bu yana benim için dışarıya çıkmak bir hazırlıklar silsilesi ile eşdeğer olmuştu. bez, ıslak mendil, sus ve yedek kıyafet olmadan kesinlikle dışarı çıkamaz olmuştum. Hem yeni okula gitmek yeni insanlar tanımak hem de benim için yepisyeni İstanbul trafiğiyle can ciğer olmak biraz ürkütücü bir başlangıç  menüsü olmuştu doğrusu. İlk günler evden okula gidebiliyorken okuldan eve dönemeyip ya Edirne'ye ya da Anadolu yakasına doğu seyirtme şeklinde üstün bir başarı sergileyerek babanın takdirini kazandığımı da eklemeliyim. Ancak asıl takdiri yanlışlıkla saptığım güzergahta o saatte civcivli trafiğin göbek yerinden, eve kadar tek bir çizik almadan gelmekle kazandım.
İkinci hafta başka bir okulda eğitim almak üzere başka bir güzergahtan git gel yaptım; hem de maşallah dilimi ısırayım bol kamyonlu bir güzergahtan sağ salim çıktım.
Tüm bu maceraların ötesindeki güzellik ise öğlenleri eve gelip seni emzirebilme fırsatımın olmasıydı. Sen iki hafta daha rahat rahat anne sütü alabil diye her öğlen ciddi bir yolu gittim geldim.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Hasta

Cumartesi akşamından beri ishalsin oğlum. İsalle ilgili bir sıkıntı yok da salya akmaya başladı yine. öndeki dörtlüleri alttan üstten tamamladın ya, acaba azı dişi mi geliyor? Huzursuzsun, sıkıntılısın. Büyümek de zor iş dedi baban bu dünyada her şey zor dedi.
Doktora götürdük seni tahlillerde bir şey çıkmadı. Ve doktor seni her hastaneye götürüşümüzde her zaman olduğu gibi "olur öyle" dedi. Hayatın boyunca olur öyle hastalığı olsun sadece, örtünüp yatınca geçsin :)

4 Ağustos 2011 Perşembe

Tekerlemeler Vol II

Uzun zamandır fırsat bulamadım yazmaya zira sen kelimenin tam anlamıyla hiç durmuyorsun. Nerede hareket orada bereket düsturundan hareketle devamlı surette oradan oraya gidiyorsun, üstümüze çıkıyorsun,, dolap açıp kapıyorsun, bir yerlere tırmanıyorsun. Köye gittiğimizde anneannem dayanamadı ve sonunda hatırında kalan tekerlemelerden bir bukle söyledi. İşte folklorümüzün önemli bir parçası tekerlemelerimiz:

Oğlan oğlan oyundan 
Elmalının köyünden 
Pekçe bakın boynuna 
Bir kız gelsin koynuna

Armut dalda dallanır
Yere düşer ballanır
Benim oğlan hemen sevdalanır


Oğlan oğlan hoş oğlan
Atlara bin de koş oğlan
Atlar cami kapısında 
Kendisi hafız oğlan


Abbas Abbas ab getir
Abbas oğluma top getir
Abbas topun kırmızı
Oğlum yemez karpuzu

14 Temmuz 2011 Perşembe

Mam mam mam - mem mem mem

Bugün seninle Beyhan Teyze ve Dilek Teyze'nle buluşmak üzere Agora'ya gittik Belgin Hoca da oradaydı. Kahve Dünyası'nda oturduk, muhabbet ettik dedikodu yaptık. Ama günün yıldız sendin tabi ki. Herkes seni sevdi, "aman da aman" "şşt" "sen ne sevimlisin, gel bakiim" şeklindeki sataşmalara maruz kaldın gün boyu. 


Beyhan Teyzen güya hamile ama 4 ayda ala ala 1 kg almış. Çok güzel bir hamile olacağına eminim. Lüleburgaz'daki doktoru %51 erkek demiş bebeği için. Çok kesin konuşmuş değil mi anneciğim? :) 
Onlardan ayrıldıktan sonra gezdik gezdik seninle, arabanın içinde zaman zaman slinginde ama hep efendi efendi oturdun. Otur otur canın sıkıldı ve bugün yani 14 Temmuz aksiyonsuz geçmesin diye, yeni bir şey söyledin. Mem mem mem, mam mam mam! Dönüşte bir külah yedin. Bir de banyo yaptın, şimdi mışıldıyorsun içeride. Seni çok seviyorum bıdığım benim :) 

       

Ayağa kalk ey bebek!

Eveet... bir sürü değişiklik, bir sürü taze haber.
12 Temmuz 2011 itibariyle ilk kez kendi çabanla bir yere tutunarak ayağa kalktın ve bu çok hoşuna gitti. Ayakta dimdik durmanın tadı hiçbir şeyde yoktur. Yine büyük laflar edesim geliyor oğlum senin her ilkinde olduğu gibi. Hep böyle tek başına dimdik ayakta durasın inşallah. Kimselere muhtaç olmadan kendi kendine giden kendini bilen bir koca adam olursun.
Yine aynı gün ilk kez dolap kapağı açtın, kapağı açarsam kapıyı da açarım diyerek bir de kapı açtın. Açtığın ilk kapı anneannenin koridor kapası, ilk kapak da anneannenin televizyon dolabının kapağı. Diliyorum ki kendisine kapak lazım gelen çok az kişiyle tanışırsın ve kapılarını hep sevdiğin insanlara, başarıya ve mutluluklara açarsın. Tabi sana da her akşam güleryüzle kapı açan sevdiceğin ve çocukların olur. Ooof of! Sus Hatice anne sus!
Benim en büyük maceram, canım oğlum o kadar güzel bir mutluluk ve ışıksın ki yüreğime aklıma, her şey artık yepisyeni seninle!

Kurcama kurcuklama

 


 



Kurcuklamayı çok seviyorsun canım oğlum. Senin için ortalık karıştırmak ve düğmelere basmak yaşam tarzı gibi bir şey. Kumanda, klavye, bilgisayar kasası, düğmeleri olan herhangi bir şey senin için eğlencenin ta kendisi demek. Meraklı olman çok hoşuma gidiyor, o minicik parmaklarınla etrafı talan etmenden çok büyük keyif alıyorum! Kafanı vura vura, düşe kalka öğrenmene hastayım. Süpersin sen!

30 Haziran 2011 Perşembe

De da ge kihhhh!!!

Artık De de de da da da ge ge kkkkkihhhh seslerini çıkartabiliyorsun. Çok eğleniyorsun. Yuvarlanıyorsun, emekliyorsun, kendi kendine oturabiliyorsun, hatta tutunup ayağa kalmaya çalışıyorsun. Bu arada gün içinde neredeyse iki bez kullanıyoruz ve tüm çişini kakanı lazımlığa yapıyorsun. Afferin sana :)