| Anne bebek dergisi'nde yer almak için tık tık |
3 Şubat 2012 Cuma
2 Şubat 2012 Perşembe
Search: Annelik+kusmuk+kaka+kabus
Kanında annelik varmış ve bunu doğuştan biliyormuş gibi davranılıyor hep kadınlara. Oysa ki anne olduğunuz ilk gün, doğumhaneden eve döndükten sonra özelikle ilk üç ay sizi çok zorlayacak günlerin habercisi demektir.
Memenize devamlı yapışık, hayatı pamuk ipliğiyle size bağlı, günde 15 kere filan altına yapan, daha tam olarak tanımadığınız, yaptığınız hiçbir şeye tepki vermiyormuş gibi gelen, uyku diye bir şey bırakmayan, bazen eski hayatınızı çok özlediğiniz anlardan bile suçluluk duyduğunuz, size en baba çaresizliği tattıracak, "e ama o da babası o da uykusuz kalsın o zaman" gibi bilgisizce ve zaman zaman öfke dolu cümleler sarf edeceğiniz, bir anda herkesin bir şeyi olan, ama en çok sizin olan, herkesten kıskandığınız nurtopu gibi bir bebeğiniz oldu, Allah bağışlasın.
Yamanla ilk 40 gün kabus gibiydi desem abartmış olmam. Şimdi üzerinden 14 ay geçmiş olduğu için dingin bir kafayla değerlendirebiliyorum o günleri. Ama sahiden ne kadar zorlanmış, ne kadar harap olmuşuz?

Emzirmek denen şey sonraları alışsanız da ilk başları tuhaf gelen, hatta kimi annelerin biraz rahatsız edici olarak tanımladığı bir durum. Emzirme yastıkları ve bir sürü değişik teknoloji olsa da, ciyak ciyak ağlayan bir bebekle gram organize olamadığınız, hep arkanızı toplayan ve kaprislerinizi çeken annenize rağmen gecenin bir yarısı o yastığı almadan bebeği kucakladığınız gibi memeye tutmak zorunda kalacağınız ya da emzirme koltuğu olarak satın aldığınızda, satıcının ergonomisini ortopedisini öve öve bitiremediği, yayıla yayıla emzireceğinizi hayal ettiğiniz o koltuğun aslında o kadar konforlu olmadığını fark edeceğiniz, işte çocuğun kafasının mobilyanın ahşabına değdiği ya da emzirirken uyuya kalmak suretiyle kolunuzun kayması ile bebeğin kucağınızda olması gerektiği şekilde duramadığı ve bazen yeter ki sussun diye yatağın içinde sekize katlanmış şekilde memeyi dayadığınız için ertesi sabah ağrılar içinde uyandığınızda "hah sırtım ayvayı yemiş" diyeceğiniz günler olacak. O kutlu günler çabuk geçiyor; ama geçtikten sonra çabuk geçtiğini fark ediyorsunuz. Yaşarken, zaman o kadar da akışkan olmayan koyu kıvamlı bir bebek maması gibi yapışıp kalıyor üstünüze.
Her şeyin bebek sevimliliğinde gittiği gün içindeki toplam yarım saat, onu ne çok sevdiğinizi, onun dünyanın en güzel bebeği olduğunu, oh iyi ki de doğurmuş olduğunuzu ve mis gibi koktuğunu düşünüyorsunuz.
Ama peşin peşin avcunuzun içine sayılan 23 1/2 saat eşinizi uykusuzluğun ağırlığıyla flulaşan bir görüntü halinde görebileceğiniz, kusmuk ve bozuk yoğurt aromalı kaka kokusunun atmosferinizin bir parçası haline geldiği, eşinizle bir daha eskisi gibi oturup muhabbet edemeyeceğinizi sandığınız, bebeğiniz ya sarılık olursa sizden alıp hastaneye verirlerse, sekiz saat fototerapi görürse "ben naparım?" diye ödünüzün patladığı histerik,şizofrenik ve paranoid bir ruh hali içinde, eve gelen gidenin "sütü mü yok acaba?", çocuk mu doymuyor ki?" gibi cümlelerinin sizi çok üzebileceği ve çocuğun nispeten düzene girmesi, sizin işi kotarmanızın bir level daha atlamak, dolayısıyla başarılı ya da başarısız olmakla bağdaştırıldığı günler birbirini kovalayacak.
Bu arada yığınla kitap okumuş olsanız da, "biz hazırız ve bu çocuğu istiyoruz" diyerek eşinizle voltran oluşturmuş olsanız da, çocuğunuz portakalda vitamin bile değilken eşinizin size hediye gelen patik ve çoraba kanıp çocuk yapmışsınız hissiyatı veren konuşmalarına ifrit olacaksınız. Kocanızın, erkekliğin aşağıya bakınca her şeyin güllük gülistanlık olduğunu zannetikleri yaylalarından, sizin ne nemrut bir kadın olduğunuzu ve şimdiye kadar her şeyin altından kalkan becerikli ve cengaver ruhunuzun fos çıktığını hissettiren gözlerle size baktığını fark edecek ve deliye döneceksiniz, yanında da kendisine dair bir kucak hayal kırıklığı hediyesi.
Ha, bu arada aşkınızı muhafaza edeceksiniz, aranızda bebekten başka konuşacak bir şey yokmuş gibi, "bebek emdi, bebek yaptı, bebek güldü" diyecek sonra uykusuzluğun emdiği enerjinizle diğer konuların konuşmaya değer olmadığına kanaat getirip "ben en iyisi uyuyayım şu uyurken" diyeceksiniz.
Eşinizi olayın ne kadar içine çekmeye çalışsanız da; üzgünüm o bir erkek ve kabul edin ki memeleri yok, en azından pek fazla verimli oldukları söylenemez. Dolayısıyla artık o dönemde yoga mı yaparsınız, tesbihe mi başlarsınız çekirdek mi çitlersiniz bilmem ama zavallı adamların ilk günlerde hiçbir şey yapamayacağını huşu içinde kabul ediniz. Tabi ki sadece sizin deva olabildiğiniz sorunlu anlardan bahsediyorum, yoksa bebeğin sessiz durduğu o nadir anlarda, kucakta tutma ve "oy babasının kuzusu" deme becerisine sahipler.
Bu arada gelen misafirlerden, akrabalardan, anneanne ve babaannelerden, dediğiniz her şeye sizden önce alınmaya hazır kişiler çıkacak. Kendi zamanlarıyla karşılaştıracaklar durumu, "aman biz de büyüttük ne var?" diyecekler, emzik, bakım, şefkat, kucağa alıştırma, sallama ve beslenme konularında size "tamam bildiğiniz gibi yapın, eninde sonunda şunu yapacaksınız boşuna direnmeyin, ne var yani altı üstü bir çocuk, bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu, hah biz de kitapla büyüttük sizi" diyerek karşılaşılan zorlukları bir an önce çözmek adına, sizin tarzınıza çok da saygı duymadan bir şeyleri yapmaya, kotarmaya çalışacaklar. Tammamen iyi niyetle!! Dedikleri şekilde düşünmeseniz de susmak zorunda kalacaksınız, eşinizle papaz olacaksınız, ağlama krizleri ve soğuk savaşlar başlayacak. Çok eğlenceli değil mi?
Sizin onun annesi olduğunu ve en çok birbirinize ihtiyaç duyduğunuzu unutarak, kucakta tutmak, size vermemek isteyecekler,"biraz daha kalsın bende" diyecekler. Bu sözleri sizin bebeğinize daha doymadığınız ve henüz mola istemediğiniz o ilk günlerde söylemelerinin hata olduğunu bile bile, ya da unutmuş olarak sarf edecekler. İstediğiniz yardım çağrılarına hiç üşenmeden laf sokarak yanıt verecekler "N'oldu susturamadınız di mi?" gibi.
Şu mola meselesine gelince. Annelik, o ilk günlerinde bir hastalıktır. Bu insanın kontrol edebileceği bir şey değildir. Hem mola vermek ve eski günlerinize dönmek istersiniz, hem de çocuğunuz tamamen size yapışık olsun istersiniz. Bunun psikolojideki adı "doğum sonrası sendromu" mudur yoksa bu bir önceki aşama mıdır emin değilim; ama bir sendrom kıvamında olduğu kesin.
Evet, bebek karnınızın dışındadır artık; ama hala içinizde gibidir. Daha vücudunuz bile bebeğin içinizde olduğunu sanır da, karnınız şiştir. Eh, şu halde herkesin sizden yılların Doçent Doktor Anne Hanım'ı tavırları beklemesi biraz saçmadır aslında. Ama çoklu faktörlerin analizcisi bir kişi olarak, sizin "Eh onlar da haklı tabi sevecekler çocuğumu, mıncırıp, sulu sulu öpecekler ve yiyecek gibi koklayacaklar. Teyzesi, amcası, eniştemin çocuğu ve beşinci nesil kuzen olarak en doğal hakları bu." demenizi ister herkes. Eğlencenin dozu giderek artıyor kızlar!
Hamilelikte insanların göbeğinize fütürsuzca dokunmayı bir hak gibi görmelerinin devam filmi, emzirmenin ne kadar özel bir şey olduğunu unutmaları ile gösterime girecek. "Ayyyy ne tatlıığğğğ!" diyerek sizin ilk başlarda çok tuhaf ve rahatsız edici bulduğunuz memeyi bir silah gibi kınından çıkarma hareketi sırasında burnunuzun dibine girmeye çalışacaklar. "Kardeşim bi git, ben sana veririm çocuğu seversin, görmüyor musun emziriyoruz girmesene burnumun dibine!" diyemeyeceksiniz. Bu da sinir katsayınızı artıracak.
Bir kere dünyanın en hijyenik ortamından gelen, ve besini bile hijyenik olsun diye annesinin memesinde muhafaza edilen bir bebeğin öpülmesi çok bencilce, bu konuda sınır tanımayın, alınırlarsa alınsınlar, çocuğunuzun sağlığı söz konusu. Başka konularda incelikten kırılabilirsiniz, sizin seçiminiz; ama bu konuda ödün vermeyin.
Anne ve baba tarafının tavrı birbirinden biraz farklı olacak. Anne tarafı hem anneyi hem de çocuğu düşünecek, "ben bakayım da kızım biraz uyusun" diyecek, baba tarafı "bu bizim torunumuz, oğlumuzun çocuğu, soyumuzun devamı" diyecek. Bu da içbüdüsel bir şey. Tabi sözsel olarak ifade edilmiyor bu; ama hissiyat bu. Ben bir oğul anası olarak böyle derdim en mağara insanı ve tarih öncesi yanımla.
Çocuğunuzun kucağınızda susmadığı, ama biraz uzak olsa da sakinliğin kıyılarına yaklaştığınızı hissettiğiniz, hani "hah sakinleşiyor, başardım galiba" diyecek olduğunuz anlarda "hemen dur bir de ben alayım" diye hop kapıverecekler çocuğunuzu kucağınızdan. Şşşşt! Bir şey demeyeceksiniz. Bu tamamen size yardım etmek istemelerinden ve çocuğun daha fazla sıkıntı çekmek istememelerinden kaynaklanıyor. İyi bir şey yani. Ama tabi sizdeki psikoloji "aldılar çocuğumu, kopardılar benden, böhüğ" şeklinde olabilir.
Velhasıl kelam, insanın içindeki o hayvani duygulardan biri olan dürtülerimizin beynimizi lob lob yediği o ilk annelik günlerinde, bambaşka bir canavara dönüşeceksiniz. Kendinizi tanıyamayacaksınız,"ben napıyorum?" diyeceksiniz. Ya da başkalarını tanıyamayacak "bunlara ne oldu böyle?" diyeceksiniz. Hazır olun. Bunu dedim; ama sadece laf olsun diye çünkü asla hazır olmayacaksınız. Nihohahahahah! Çünkü herkes ilk defa o bebeğin annesi, babası, dedesi, anneannesi, babaannesi olacak. Herkes ne yaptığını bilmeyecek ve herkes bir anlamda "lohusa" olacak. Toplu lohusalık şenliklerinde bol bol lohusa şerbeti içip, dilinize en sağlamından bir kemik edinin ve toplumca yoksun olduğumuz şeyi yapın "empati kurun", yani karşı taraf olun.

Bir gün siz de, o kızdığınız insanların rollerini edineceksiniz, "ben yapmam, efendim!" dediğiniz şeyleri yaparken yakalayacaksınız kendinizi. Yıllar geçince unutacaksınız "o ilk günler ve o ilk heyecanda size ne yapılmıştı da mutlu olmuştunuz ne demişlerdi de kırılmıştınız?". Çünkü insanın harika bir güncelleme sistemi var twitter misali ve çok derin sondaj lazım ilkleri hatırlamak için.
O ilk günlerde Mevlana olun, Yunus olun, Dalai Lama olun ve lütfen mümkün olduğunca sakin olun. Konuşun ve anlatın. Ünlü düşünürlerin de dediği gibi "Hepsi geçecek"
Dip not: Benim ve çevremdeki hamilelerin deneyimlerinden derlenmiştir.
Memenize devamlı yapışık, hayatı pamuk ipliğiyle size bağlı, günde 15 kere filan altına yapan, daha tam olarak tanımadığınız, yaptığınız hiçbir şeye tepki vermiyormuş gibi gelen, uyku diye bir şey bırakmayan, bazen eski hayatınızı çok özlediğiniz anlardan bile suçluluk duyduğunuz, size en baba çaresizliği tattıracak, "e ama o da babası o da uykusuz kalsın o zaman" gibi bilgisizce ve zaman zaman öfke dolu cümleler sarf edeceğiniz, bir anda herkesin bir şeyi olan, ama en çok sizin olan, herkesten kıskandığınız nurtopu gibi bir bebeğiniz oldu, Allah bağışlasın.
Yamanla ilk 40 gün kabus gibiydi desem abartmış olmam. Şimdi üzerinden 14 ay geçmiş olduğu için dingin bir kafayla değerlendirebiliyorum o günleri. Ama sahiden ne kadar zorlanmış, ne kadar harap olmuşuz?

Emzirmek denen şey sonraları alışsanız da ilk başları tuhaf gelen, hatta kimi annelerin biraz rahatsız edici olarak tanımladığı bir durum. Emzirme yastıkları ve bir sürü değişik teknoloji olsa da, ciyak ciyak ağlayan bir bebekle gram organize olamadığınız, hep arkanızı toplayan ve kaprislerinizi çeken annenize rağmen gecenin bir yarısı o yastığı almadan bebeği kucakladığınız gibi memeye tutmak zorunda kalacağınız ya da emzirme koltuğu olarak satın aldığınızda, satıcının ergonomisini ortopedisini öve öve bitiremediği, yayıla yayıla emzireceğinizi hayal ettiğiniz o koltuğun aslında o kadar konforlu olmadığını fark edeceğiniz, işte çocuğun kafasının mobilyanın ahşabına değdiği ya da emzirirken uyuya kalmak suretiyle kolunuzun kayması ile bebeğin kucağınızda olması gerektiği şekilde duramadığı ve bazen yeter ki sussun diye yatağın içinde sekize katlanmış şekilde memeyi dayadığınız için ertesi sabah ağrılar içinde uyandığınızda "hah sırtım ayvayı yemiş" diyeceğiniz günler olacak. O kutlu günler çabuk geçiyor; ama geçtikten sonra çabuk geçtiğini fark ediyorsunuz. Yaşarken, zaman o kadar da akışkan olmayan koyu kıvamlı bir bebek maması gibi yapışıp kalıyor üstünüze.
Her şeyin bebek sevimliliğinde gittiği gün içindeki toplam yarım saat, onu ne çok sevdiğinizi, onun dünyanın en güzel bebeği olduğunu, oh iyi ki de doğurmuş olduğunuzu ve mis gibi koktuğunu düşünüyorsunuz.
Ama peşin peşin avcunuzun içine sayılan 23 1/2 saat eşinizi uykusuzluğun ağırlığıyla flulaşan bir görüntü halinde görebileceğiniz, kusmuk ve bozuk yoğurt aromalı kaka kokusunun atmosferinizin bir parçası haline geldiği, eşinizle bir daha eskisi gibi oturup muhabbet edemeyeceğinizi sandığınız, bebeğiniz ya sarılık olursa sizden alıp hastaneye verirlerse, sekiz saat fototerapi görürse "ben naparım?" diye ödünüzün patladığı histerik,şizofrenik ve paranoid bir ruh hali içinde, eve gelen gidenin "sütü mü yok acaba?", çocuk mu doymuyor ki?" gibi cümlelerinin sizi çok üzebileceği ve çocuğun nispeten düzene girmesi, sizin işi kotarmanızın bir level daha atlamak, dolayısıyla başarılı ya da başarısız olmakla bağdaştırıldığı günler birbirini kovalayacak.
Bu arada yığınla kitap okumuş olsanız da, "biz hazırız ve bu çocuğu istiyoruz" diyerek eşinizle voltran oluşturmuş olsanız da, çocuğunuz portakalda vitamin bile değilken eşinizin size hediye gelen patik ve çoraba kanıp çocuk yapmışsınız hissiyatı veren konuşmalarına ifrit olacaksınız. Kocanızın, erkekliğin aşağıya bakınca her şeyin güllük gülistanlık olduğunu zannetikleri yaylalarından, sizin ne nemrut bir kadın olduğunuzu ve şimdiye kadar her şeyin altından kalkan becerikli ve cengaver ruhunuzun fos çıktığını hissettiren gözlerle size baktığını fark edecek ve deliye döneceksiniz, yanında da kendisine dair bir kucak hayal kırıklığı hediyesi.
Ha, bu arada aşkınızı muhafaza edeceksiniz, aranızda bebekten başka konuşacak bir şey yokmuş gibi, "bebek emdi, bebek yaptı, bebek güldü" diyecek sonra uykusuzluğun emdiği enerjinizle diğer konuların konuşmaya değer olmadığına kanaat getirip "ben en iyisi uyuyayım şu uyurken" diyeceksiniz.
Eşinizi olayın ne kadar içine çekmeye çalışsanız da; üzgünüm o bir erkek ve kabul edin ki memeleri yok, en azından pek fazla verimli oldukları söylenemez. Dolayısıyla artık o dönemde yoga mı yaparsınız, tesbihe mi başlarsınız çekirdek mi çitlersiniz bilmem ama zavallı adamların ilk günlerde hiçbir şey yapamayacağını huşu içinde kabul ediniz. Tabi ki sadece sizin deva olabildiğiniz sorunlu anlardan bahsediyorum, yoksa bebeğin sessiz durduğu o nadir anlarda, kucakta tutma ve "oy babasının kuzusu" deme becerisine sahipler.
Bu arada gelen misafirlerden, akrabalardan, anneanne ve babaannelerden, dediğiniz her şeye sizden önce alınmaya hazır kişiler çıkacak. Kendi zamanlarıyla karşılaştıracaklar durumu, "aman biz de büyüttük ne var?" diyecekler, emzik, bakım, şefkat, kucağa alıştırma, sallama ve beslenme konularında size "tamam bildiğiniz gibi yapın, eninde sonunda şunu yapacaksınız boşuna direnmeyin, ne var yani altı üstü bir çocuk, bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu, hah biz de kitapla büyüttük sizi" diyerek karşılaşılan zorlukları bir an önce çözmek adına, sizin tarzınıza çok da saygı duymadan bir şeyleri yapmaya, kotarmaya çalışacaklar. Tammamen iyi niyetle!! Dedikleri şekilde düşünmeseniz de susmak zorunda kalacaksınız, eşinizle papaz olacaksınız, ağlama krizleri ve soğuk savaşlar başlayacak. Çok eğlenceli değil mi?
Sizin onun annesi olduğunu ve en çok birbirinize ihtiyaç duyduğunuzu unutarak, kucakta tutmak, size vermemek isteyecekler,"biraz daha kalsın bende" diyecekler. Bu sözleri sizin bebeğinize daha doymadığınız ve henüz mola istemediğiniz o ilk günlerde söylemelerinin hata olduğunu bile bile, ya da unutmuş olarak sarf edecekler. İstediğiniz yardım çağrılarına hiç üşenmeden laf sokarak yanıt verecekler "N'oldu susturamadınız di mi?" gibi.
Şu mola meselesine gelince. Annelik, o ilk günlerinde bir hastalıktır. Bu insanın kontrol edebileceği bir şey değildir. Hem mola vermek ve eski günlerinize dönmek istersiniz, hem de çocuğunuz tamamen size yapışık olsun istersiniz. Bunun psikolojideki adı "doğum sonrası sendromu" mudur yoksa bu bir önceki aşama mıdır emin değilim; ama bir sendrom kıvamında olduğu kesin.
Evet, bebek karnınızın dışındadır artık; ama hala içinizde gibidir. Daha vücudunuz bile bebeğin içinizde olduğunu sanır da, karnınız şiştir. Eh, şu halde herkesin sizden yılların Doçent Doktor Anne Hanım'ı tavırları beklemesi biraz saçmadır aslında. Ama çoklu faktörlerin analizcisi bir kişi olarak, sizin "Eh onlar da haklı tabi sevecekler çocuğumu, mıncırıp, sulu sulu öpecekler ve yiyecek gibi koklayacaklar. Teyzesi, amcası, eniştemin çocuğu ve beşinci nesil kuzen olarak en doğal hakları bu." demenizi ister herkes. Eğlencenin dozu giderek artıyor kızlar!
Hamilelikte insanların göbeğinize fütürsuzca dokunmayı bir hak gibi görmelerinin devam filmi, emzirmenin ne kadar özel bir şey olduğunu unutmaları ile gösterime girecek. "Ayyyy ne tatlıığğğğ!" diyerek sizin ilk başlarda çok tuhaf ve rahatsız edici bulduğunuz memeyi bir silah gibi kınından çıkarma hareketi sırasında burnunuzun dibine girmeye çalışacaklar. "Kardeşim bi git, ben sana veririm çocuğu seversin, görmüyor musun emziriyoruz girmesene burnumun dibine!" diyemeyeceksiniz. Bu da sinir katsayınızı artıracak.
Bir kere dünyanın en hijyenik ortamından gelen, ve besini bile hijyenik olsun diye annesinin memesinde muhafaza edilen bir bebeğin öpülmesi çok bencilce, bu konuda sınır tanımayın, alınırlarsa alınsınlar, çocuğunuzun sağlığı söz konusu. Başka konularda incelikten kırılabilirsiniz, sizin seçiminiz; ama bu konuda ödün vermeyin.
Anne ve baba tarafının tavrı birbirinden biraz farklı olacak. Anne tarafı hem anneyi hem de çocuğu düşünecek, "ben bakayım da kızım biraz uyusun" diyecek, baba tarafı "bu bizim torunumuz, oğlumuzun çocuğu, soyumuzun devamı" diyecek. Bu da içbüdüsel bir şey. Tabi sözsel olarak ifade edilmiyor bu; ama hissiyat bu. Ben bir oğul anası olarak böyle derdim en mağara insanı ve tarih öncesi yanımla.
Çocuğunuzun kucağınızda susmadığı, ama biraz uzak olsa da sakinliğin kıyılarına yaklaştığınızı hissettiğiniz, hani "hah sakinleşiyor, başardım galiba" diyecek olduğunuz anlarda "hemen dur bir de ben alayım" diye hop kapıverecekler çocuğunuzu kucağınızdan. Şşşşt! Bir şey demeyeceksiniz. Bu tamamen size yardım etmek istemelerinden ve çocuğun daha fazla sıkıntı çekmek istememelerinden kaynaklanıyor. İyi bir şey yani. Ama tabi sizdeki psikoloji "aldılar çocuğumu, kopardılar benden, böhüğ" şeklinde olabilir.
Velhasıl kelam, insanın içindeki o hayvani duygulardan biri olan dürtülerimizin beynimizi lob lob yediği o ilk annelik günlerinde, bambaşka bir canavara dönüşeceksiniz. Kendinizi tanıyamayacaksınız,"ben napıyorum?" diyeceksiniz. Ya da başkalarını tanıyamayacak "bunlara ne oldu böyle?" diyeceksiniz. Hazır olun. Bunu dedim; ama sadece laf olsun diye çünkü asla hazır olmayacaksınız. Nihohahahahah! Çünkü herkes ilk defa o bebeğin annesi, babası, dedesi, anneannesi, babaannesi olacak. Herkes ne yaptığını bilmeyecek ve herkes bir anlamda "lohusa" olacak. Toplu lohusalık şenliklerinde bol bol lohusa şerbeti içip, dilinize en sağlamından bir kemik edinin ve toplumca yoksun olduğumuz şeyi yapın "empati kurun", yani karşı taraf olun.

Bir gün siz de, o kızdığınız insanların rollerini edineceksiniz, "ben yapmam, efendim!" dediğiniz şeyleri yaparken yakalayacaksınız kendinizi. Yıllar geçince unutacaksınız "o ilk günler ve o ilk heyecanda size ne yapılmıştı da mutlu olmuştunuz ne demişlerdi de kırılmıştınız?". Çünkü insanın harika bir güncelleme sistemi var twitter misali ve çok derin sondaj lazım ilkleri hatırlamak için.
O ilk günlerde Mevlana olun, Yunus olun, Dalai Lama olun ve lütfen mümkün olduğunca sakin olun. Konuşun ve anlatın. Ünlü düşünürlerin de dediği gibi "Hepsi geçecek"
Dip not: Benim ve çevremdeki hamilelerin deneyimlerinden derlenmiştir.
Etiketler:
anne olmak,
Babalık,
gereksiz bilgiler,
iletişim,
ilkler,
sabır sabır ya sabır,
ziyaretçiler
31 Ocak 2012 Salı
Zıvanadan çıkmak
zıvana
isim (zıva'na) Farsça zub¥ne1. İki ucu açık küçük boru
2. Bir kilit dilinin yerleşmesi için açılmış delik
3. Pipo veya sigara ağızlığının sap bölümü
Dün Yaman saat 9:30'da kalktı gece 1:30'a kadar arada sadece 2 saat uyuyarak ayakta kaldı..
Bütün gün ıh sesi eşliğinde evin tüm eşyalarınıa sordu. Tutup tutup mutfağa götürdü beni. Bu aralar kahve makinesine takmış durumda. Kahve makinesini gösterip hüüp diyor, eliyle de fincan işareti yapıyor. Huysuz değil bilakis çok neşeli ve aşırı aktifti; ama iki gündür aralıksız kar yağışı, dışarı çıkamamak ve Yaman'ın bulaşıkları makineye bile koymama izin vermeyecek derecede kelimenin tam anlamıyla paçama yapışıp kalması hasebiyle hafiften dengemi yitirmişim. Bunun üzerine eşimin fuara hazırlanmasından dolayı eve geç gelmesini ve yetişkin bir kimseyle 1 yaş seviyesinin üzerinde bir muhabbet yapamamayı da ekleyin. Uykudan denge merkezi alt üst oldu, gözlerinden uyku akmak ne demek bizzat gördüm ve fakat uyumamak için direndi. Sonuç ben saat 12'de hemen disiplinli anne olup hayır Yaman artık uyuyacaksın deyip onu odasına sürükledim Emzirdim, homurdanarak emzirdi, sonunda o hiç inmeyen işaret parmağını kaldırdı, gözlerini açıp kapısının arkasında asılı olan oyuncak torbasını gösterdi ve ıh dedi. Ve işte zzzzzzzıvanaaaaaa!!!
Hemen Yaman'ı indirdim kucağımdan. Kızdığımı anladı bana oyuncak getirmeye başladı. Gülümseyerek boynunu yana devirdi, bildiği en sevimli mimikler eşliğinde. Işığı açtık ve kapıyı gösterdim, Babana git dedim, babası içeride çalışıyordu. Babasına gitti ve son bir buçuk saatlik dönemeçte o babasıyla mini oyunlar oynadı, ben de balkona çıkıp bir daha dünyaya gelirsem kesinlikle erkek olarak gelmeye and içtim sonra da üşüyüp tıpış tıpış içeri girdim tabi.
Sonra birkaç dengesiz hareket sonucu kafasını sağa sola çarpmasının akabinde 1:15 gibi haydi annecim artık uyuyalım dedim, kucağım aldım. bu arada elinde bir sürü eski kredi kartı, banka ve kimlik kartını sıkı sıkı tutuyordu. Haydi bırakalım onları dedim, dandini dandini dastana danalar girmiş bostana dedim gitti Yaman.
Kendinizi tanıyamazsınız anne olunca, sabrınızın sınırlarında üç tur atar gülümseyerek geri dönersiniz.
isim (zıva'na) Farsça zub¥ne1. İki ucu açık küçük boru
2. Bir kilit dilinin yerleşmesi için açılmış delik
3. Pipo veya sigara ağızlığının sap bölümü
Dün Yaman saat 9:30'da kalktı gece 1:30'a kadar arada sadece 2 saat uyuyarak ayakta kaldı..
Bütün gün ıh sesi eşliğinde evin tüm eşyalarınıa sordu. Tutup tutup mutfağa götürdü beni. Bu aralar kahve makinesine takmış durumda. Kahve makinesini gösterip hüüp diyor, eliyle de fincan işareti yapıyor. Huysuz değil bilakis çok neşeli ve aşırı aktifti; ama iki gündür aralıksız kar yağışı, dışarı çıkamamak ve Yaman'ın bulaşıkları makineye bile koymama izin vermeyecek derecede kelimenin tam anlamıyla paçama yapışıp kalması hasebiyle hafiften dengemi yitirmişim. Bunun üzerine eşimin fuara hazırlanmasından dolayı eve geç gelmesini ve yetişkin bir kimseyle 1 yaş seviyesinin üzerinde bir muhabbet yapamamayı da ekleyin. Uykudan denge merkezi alt üst oldu, gözlerinden uyku akmak ne demek bizzat gördüm ve fakat uyumamak için direndi. Sonuç ben saat 12'de hemen disiplinli anne olup hayır Yaman artık uyuyacaksın deyip onu odasına sürükledim Emzirdim, homurdanarak emzirdi, sonunda o hiç inmeyen işaret parmağını kaldırdı, gözlerini açıp kapısının arkasında asılı olan oyuncak torbasını gösterdi ve ıh dedi. Ve işte zzzzzzzıvanaaaaaa!!!
Hemen Yaman'ı indirdim kucağımdan. Kızdığımı anladı bana oyuncak getirmeye başladı. Gülümseyerek boynunu yana devirdi, bildiği en sevimli mimikler eşliğinde. Işığı açtık ve kapıyı gösterdim, Babana git dedim, babası içeride çalışıyordu. Babasına gitti ve son bir buçuk saatlik dönemeçte o babasıyla mini oyunlar oynadı, ben de balkona çıkıp bir daha dünyaya gelirsem kesinlikle erkek olarak gelmeye and içtim sonra da üşüyüp tıpış tıpış içeri girdim tabi.
Sonra birkaç dengesiz hareket sonucu kafasını sağa sola çarpmasının akabinde 1:15 gibi haydi annecim artık uyuyalım dedim, kucağım aldım. bu arada elinde bir sürü eski kredi kartı, banka ve kimlik kartını sıkı sıkı tutuyordu. Haydi bırakalım onları dedim, dandini dandini dastana danalar girmiş bostana dedim gitti Yaman.
Kendinizi tanıyamazsınız anne olunca, sabrınızın sınırlarında üç tur atar gülümseyerek geri dönersiniz.
30 Ocak 2012 Pazartesi
Haberler Haberler
Well, well, well!
Sonunda Hakan Sabiha Kalkan çifti de çocuklu aileler grubuna katılıyor. Kızları olacakmış. Heyecanla bekliyoruz.
Arven hanımefendi maşallah dedirtecek bir hızda büyümeye devam ediyor, sağlık sıhhat on numara.
Rengin ve Soner'in de bebekleri 6. aya girdi bile.
Sonunda Hakan Sabiha Kalkan çifti de çocuklu aileler grubuna katılıyor. Kızları olacakmış. Heyecanla bekliyoruz.
Arven hanımefendi maşallah dedirtecek bir hızda büyümeye devam ediyor, sağlık sıhhat on numara.
Rengin ve Soner'in de bebekleri 6. aya girdi bile.
Alp Mete de geldiii!!!!
5 Ocak'ta doğdu Alp Mete. Ufuk ve Beyhan çok mutlu. Beyhan çok güzel bir anne olmuş, Ufuk da heyecanlı bir baba.
Seni ziyarete gelmişti anne karnındayken. Mevlüdü bile okundu ama biz gidemedik çok kar yağdı, yollar pek bir zorlu. Ama hediyemizi hazırladık, en kısa zamanda koklamaya geleceğiz Yaman'la. Artık bilfiil tanışırsınız :)


Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



