30 Ocak 2012 Pazartesi

Damacana

Yaman'ın damacana sevgisi bitmez ben bunu anladım. 

Yaramazlıklar

Eveeeet Yaman'ın becerileriyle orantılı olarak ilerleyen muzır neşriyat katsayısı giderek artıyor.

   




Kırdığı ilk oyuncak: Dedesinin BİM'den aldığı off road polis arabası.
Olayın gelişimi: Anne mutfakta çeşitli işlerle meşgulken Yaman koridora seyirtmiştir. Normalden uzun süren bir sessizliğin ardından Yaman'ın bir şeylerle meşgul olduğunu anlayan anne koridora bakar. Bir de ne görsün? Yaman oyuncağı parçalamış, içindekini çıkarmış annesine göstermektedir.
Kırdığı ilk züccaciye: mavi cam bardak. Bulaşık makinesine arkasını dönen annesinin bu boş anını fırsat bilmiş, bardağı kaptığı gibi yere atmış, bir de bakalım kırık şeyle parmağımı nasıl keserim deyip eğilip almaya yeltenmiş annesinin süper refleksleri sayesinde ev kazasından yırtmıştır.
Çalıştırabildiği beyaz eşya: Bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, midi fırın.
İçine girmeye çalıştığı yerler: Bulaşık makinesi ve gardırobu

Allahım bize yardım et! :)))

26 Ocak 2012 Perşembe

Pepee'nin hayranları çoğalıyor

Pepee  TRT'nin koca kafalı bir çizgi filim karakteri. Ancak tam Türk işi. Dedesinin koçum benim dediği, eğlenmek için halk oyunları oynayan bir çocuk Pepee.
Yaman'ın gözünü dikip baktığı tek program, o kadar ki Pepee başlıyor dediğimizde koşa koşa geliyor içeriden salona, elinde ne varsa bırakıyor, oturuyor yere.

Pepee

Telaşa mahal yok!

Çocuk terbiyesi, tuvalet eğitimi. Çok temel ve anne babaları tedirgin eden konular. 14 aylık annelik tecrübemle diyebilirim ki "telaşa mahal yok"

Öncelikle hemen Harvey Karp'ın "Mahallenin en mutlu bebeği" ve "Mahallenin en mutlu yumurcağı" kitaplarını ediniyoruz.

Biz şu an yumurcak aşamasındayız. Karp, gerçekten çok önemli şeyler hatırlatıyor bize:
1. Öncelikle bebeklerin mağara adamlarından hiçbir farkı yok ve bir sene hatta birkaç ay içinde insanlığın yüz binlerce yılda bulduğu ve kullanmaya başladığı yetiyi ve alet edevatı kullanmaya başlıyorlar.
2. Bebekler dilini bilmedikleri bir ülkede yaşıyorlar, çok klişe olacak ama ilk birkaç yıl "anlıyorum ama konuşamıyorum" düzeyinde kalıyorlar. Dolayısıyla 1 ila 2 yaş arası bir çocuğa sesiniz yükselterek kurduğunuz uzun cümleler kelimenin tam manasıyla işlemiyor. En fazla 2-3 kelimelik cümleler kuruyoruz.
3. En zorlayıcı kısımlardan biri de bu bence. Tekrar onların hayatında çok önemli. Defalarca sordukları şeyler onların kendilerini güvende ve tanıdıkları ortamda hissetmelerini sağlıyor. Mesela Yaman durmadan bize saatini gösteriyor ve bizim "evet o  Yaman'ın saati" dememizi istiyor. Aynı örnek defalarca aynı çizgi filmi izlemek isteyen çocuklar için de verilebilir. Çocuk içinden "Ne olacağını biliyorum" diye düşünüyormuş. Geleceği görüyorum, olacakları biliyorum, her şey kontrol altında ve güvendeyim.
4. İletişimde fast-food kuralı dediği bir şey var Karp'ın. Önce çocuğun dediği şeyi tekrarla ve onu anladığını belli et. Fast food kuralı adını hamburgercilerdeki şu diyalogtan alıyor.
Müşteri: İki hamburger iki kola istiyorum
Garson: İki hamburger iki kola. Başka bir şey?
Siz de çocuğun derdini anladığınızı ona yansıtıyorsunuz. Bu noktada zavallı 1-4 yaş arası  çocuk açısından baktığımızda o ciyak ciyak bağırırken sizin delirtici bir ses tonunda çocukla uzun cümleler kurarak konuşmanız çok sinir bozucu sahiden.


İşe yaradı mı? Kesinlikle! Yaman bezini takmamı istemiyordu. Dönmek istiyordu ama artık onu tutup sabitlemekte zorlandığımdan şöyle dedim: "Aşağı inmek istiyorsun. Aşağı. Aşağı. Aşağı. Oyun oyun oyun istiyorsun. Yaman oyun. Yaman oyun." Sonra durdu. Tam da kitapta dediği gibi "Bir şey mi dedin?" bakışıyla. "Bezi takalım oynayacağız. Yaman Anne Oyun. Yaman anne Oyun. Yaman anne oyun" dedim ve bekledi.
Mucize gibi.



http://vimeo.com/13553831

Sömestr tatili ve hatasız kul olmaz

Sömestr tatili geldi ve biz anneanneni biraz soluklansın diye İzmir'e yolladık. Kadıncağız bayağı bir yorulmuştu artık. Gerçekten çok hareketli bir çocuk oldun Yamancığım. Senin çocuk unvanını kazanman ayrı bir güzel ama çocuk olurken bazen ne yapacağımızı bilmez hale geldiğimiz olmuyor değil. 
 
Seninle uyanmak ve bütün günü geçirmek bazen zor olsa da, evet kesinlikle çok güzel. Sabahları yanımıza gelip kahvaltı öncesi atıştırmalığının ardından sürüne sürüne yataktan iniyorsun ve o inmez parmağın havaya kalkarak ıh mesaisine başlıyor. Yani anlatın bu ne veya bunu bana verin de bir bakayım neymiş. Sonra seninle kahvaltı yapıyoruz, sonra baban çalışıyor evde çevirileri var bugünlerde, biz de seninle güç bela topladığımız kahvaltı sofrasının ardından senin odana geçiyoruz. Arabalarınla oynuyoruz (henüz çok kısa süreli), oyuncaklarına mama yediriyoruz, rutin aralıklarla odandaki tüm eşyaların adını soruyorsun, kitap okuyoruz (ki bu en çok sevdiğin aktivite ve benim ve babanın sevdiğine en çok sevindiğimiz şey)

Anneliğimin ilk günlerinde herkesin dediği şuydu (tabi bunu çevremizdekiler demiyor, okuduklarımız itibariyle biz söylüyoruz bunu) her zaman hata yapabilirsiniz, abartmayın. Bu aslında bir anda söyleniverilen bir cümle olsa da küçük hataları telafi etmesi zor olabiliyor. 

Çok ünlü bir annelik davranışı vardır. Çocuk yere düşer kafasını çarpar ve anne "ıh, ıh" diye döver çarpılan yeri. Bu hareketi ben başkalarında izlerken hiç tasvip etmediğim halde, Yaman'ın doğum günündeki şaşkınlık ve ördekliğimle yaptım bunu neden yaptığımı bile anlamadan. Kodlanmışlık ve bilinçaltımla açıklayabilirim en fazla bunu. Hatta Cem ve Ayşegül uyardılar "bunu yapma zira çocuk hep başına kötü gelen şeylerde başkalarını suçlama yoluna gidiyormuş" diye. Evet çok doğru. Ben de hemen Yaman'ın dikkatini dağıtmaya çalıştım. 

Peki şimdi noldu? Şu andaki bilgimle konuşuyorum, bunu annem yapmaz, ya yan komşuda gördü ya da yan komşunun çocuklarından birinden ya da ta doğum gününde benim sadece bir kez yaptığım bir hareket aklının bir köşesinde kaldı ve Yaman eşyalara ıh ıh diye vurmaya başladı. Neyse ki genelleme yapmış da olur olmaz yerde vuruyor. Şimdi önce mimik ve vücut dili ile ve tabi ki yumurcakça konuşarak onu vazgeçirmeye çalışıyorum bir de görmemeye ve dikkatini başka yöne çekerek. 

Peki Yaman genel olarak davranış konusunda nerede şu anda? 14. ayını doldurduğu bugün itibariyle Yaman için hareketli ancak genel anlamda uslu bir çocuk diyebilirim. elleme dediğimiz şeyleri genel olarak ellemiyor arada fire verdiğimiz olsa da. Sadece birkaç kez gözümüzün içine baka baka inatla yapmaya çalıştığı şeyler oldu, atma dediğimiz halde atmak ya da vurma dediğimiz halde vurmak gibi. Ama çocuk terbiyesinde tüm kitaplar ve okuduğum makaleler üzerine yemin ederim ki en önemli şey istikrardır. Bunu okuyan genç anne' Sakın pes etme ve istikrarını muhafaza et. 

15 Ocak 2012 Pazar

Yaman'ın kitap sevgisi

Yaman kitapları çok seviyor! Oley, Yuppi!! Şimdiden ilk sözcükler kitaplarından bayağı bir şeyi öğrendi.
Musluk resmi: el yıkama hareketi
Kapı resmi: çal annecim kapıyı. tak tak vuru resimdeki kapıya
Zil resmi: Zile bas annecim: zile basar
Paspas resmi: ayaklarını paspasa sil. Ayaklarını kımıldatır.

Zaman zaman kendimi Pavlov gibi hissetsem de zaten her şeyi taklit ederek öğrendiği için bu tür numaralar öğretmek hoşuma gidiyor. Zira bir noktadan sonra eseriniz ve başarınız olarak görmeye başladığınız biricik yavrunuzun bir şeyler öğrenmiş olması çok hoşunuza gidiyor. Tabi ki bunları sizin öğretmiş olmanızdan ötürü bir gurur da olmuyor değil.

Kitabı sevmesi, kitabını zombi yürüyüşüyle taşıyıp önüme getirmesi, ıh diyerek uzatması ve anlattıklarımı ağzımın içine bakarak dinlemesi acayip mest ediyor beni.

Tuvalette bile kitap okuyan bir adam olman dileğiyle.

Annen

Arven geldiiii!!!

Eveeeeeet geliyordu gelecekti, aman Ayşegül doğurdu doğuracak derken sonunda Arven Hanım zamanından önce ama her bebekte olduğu gibi tam vaktinde ve tam da olması gerektiği gibi geldi. Yazar ailesi 12 Ocak gecesi hastanenin yolunu tuttu. Ben bütün gün Ayşegül'ü arayıp ayrıntıları almıştım. Zorlu bir günün ardından 13 Ocak Cuma 21:28'de doğdu Arven Hanım.
Biz o gün gidemedik Arven'i görmeye zira baban Bursa'daydı. O, gece 11'de eve dönerken aradı beni ve tüm yorgunluğuna rağmen dayanamayıp gideceğin söyledi. Hastaneye uğrayıp gördü Arven'i. Biz ise ertesi günü beklemek zorunda kaldık.
Öğlen Anneannen, baban, ben ve tabi ki sen yola çıktık. Sana smokin giydirsem yeriydi sonuçta yakışıklı olman gerekiyordu ama zaten her türlü yakışıklı olacağın için şimdiden gereksiz protokollere boğmanın alemi yoktu. Deli gibi bir kar vardı, trafik berbattı ve ayın 13'ü ve cuma günü olması bir korku filmi tedirginliği yaratıyordu bizde.
nihayet hastaneye vardık, senin asansörden inmek istememenin ardından hazırladığımız kapı süsünün asılı olduğu kapıyı pek güzelmiş deyip açarak içeri girdik. Kocaman gözler, minik bir burun ve şirin bir ağız tombul iki yanağın arasına yerleştirilmişti. Çok güzel bir bebekti Arven. Mis gibi kokuyordu ama pek uykucu bir tipi vardı.
Harika çikolatalardan hemen kaptım zira bunlar bebek ziyaretinin en önemli kısmıdır oğlum.
Bu arada olayın kahramanı Ayşegül, sevimli bir "ferah" gecelik içinde yatağında uzanıyordu. Dünyanın en önemli kişisini dünyaya getirmiş dünyanın en önemli ve tek annesi olma anının tadını çıkarıyordu, onca ağrı ve sızıya rağmen kafasında kocaman sevimli bir kıvırcık topuz ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle pek güzeldi..
Cem Amca öhöm düzeltiyorum Cem Baba ise büyük bir gururla hoşgeldiniz dedi bize. Sen Arven'i muhtemelen yeni bir oyuncak zannettin; ama ağlayınca dehşet içinde baktın ona, sonra da soran gözlerle bize. Hemen kaçırdım seni o travmatik odadan. Bol bol hastaneyi gezdik. Sen yangın tüpüne, su sebiline, duvarda asılı dezenfektanlara, kapı kollarına, ışıklara ve asansöre baktın "bu ne?" anlamına gelen ıh ve inmek bilmeyen bir işaret parmağı da bonus.
Ziyarete Gül de geldi, kocaman kıvırcıkları ve sevdiceği Caner'le birlikte. Seni hırpaladı sevdi, ben darısı başınıza dedim, sessizlik oldu :)
Emire Teyze ilk kez babaanne, Emişe Teyze ikinci kez anneanne olmuştu.
Bu arada önemli bir futbolcu olan Lefter Küçükandonyadis o hastanede vefat etmiş o gün. Cem Amcan da kapıda sigara içiyormuş. Kendisine ne hissediyorsunuz denilmiş o da tabi ki çok mutluyum demiş. Henüz hiçbir kanalda bir futbolcunun ölümünden mutluluk duyan taraftar haberi çıkmadı ama, bakalım.
Birlikte geçirdiğimiz bir beş sene, paylaştığımız bir sürü sevinç, hüzün piknik, tatil, film ve muhabbetin bir de birlikte İstanbul'a taşınmanın ardından çocuklarımızı kucağımıza aldığımız ilk anın ödeşmesini yaşadık.
Amca Teyze olmak neymiş gördük öğrendik, teşekkürler taze çekirdek aile! Sizi çok seviyoruz!