Bezsiz bebek yaklaşımı ile ilgili kafanızda iki tür fikir olabilir. Bir çok şüpheliyim, sakıncalı olabilir gibi, okuyayım bakalım nasıl bir şeymiş? ya da çok mantıklı peki nasıl uygulayabilirim? Ben ikinci soruyu sormuştum zira müzeleri gezenler ya da eskilerden dinleyenler bilir ,eskiden beşiklerin altında çocukların poposunun denk geldiği yerde bir delik olurmuş. İki nesil öncesinde de çocukların tuvalet eğitimi gayet serbest, onları boğmadan ama 2 yaşına varmadan tamamlanırmış. Bunda evlerin bahçeli olmasının ve çocukların oynayacak ve kirlenmesinden çok endişe edilmeyecek alanlara sahip olmasının etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda bezsiz bebek anlayışı her ne kadar batılı bir moda gibi gelse de, aslında doğunun unutulmuş bir geleneğinin batıda yeniden canlandırılmasının bir ürünü.
Önce Christine Gross-Loh'un bezsiz bebek kitabını alıp okuyun. Kitabı okurken tekrarlanan cümleler sizi şüphelerinizden ve olur mu acabalarınızdan uzaklaştıracaktır çünkü yazar kitapta uygulayıcılara ve sonuçlara bolca yer vermiş.
Okudum ve kural, plan, program yapmadan Yaman'ı aklıma estikçe tuvalete oturttum. sadece ortama alışsın diye. Bugün de lazımlık aldık. Şimdilik tuvalete oturmaktan mutlu ama henüz bir sonuca ulaşmadık. Kitabı okumaya devam ediyorum.
30 Mayıs 2011 Pazartesi
6 Nisan 2011 Çarşamba
Mini Zeynepler geliyor!!!
Ayşegül, Elif ve Biz süper bir alışveriş ekibi olduk. Sen şu anda maksimum 7 saat dışarıda gezebiliyorsun. Baban gibi alışveriş insanı olduğun belli. Gezerken bebek arabasını seçtik 2011 model pek afili bir şey. Artık arabasına atıp gezdirir seni :)
Ha bu arada yarın İstanbul'a gidiyoruz uçakla! Babanın yanına, İstanbul'da yaşayacağımız evi seçeceğiz nasipse. Bize şans getir oğlum.
4 Nisan 2011 Pazartesi
Ataların
Yaman oğlum,
Senin en yaşlı dört akraban hayatta şimdi. Babanın babaannesi, anneannesi ve dedesi ile annenin anneannesi. Bunlardan büyükbabaannen (babanın babaannesi) ile büyükanneannen (annenin anneannesi) gördü seni.
Büyükbabaannen hep sen doğmadan önce "Allah arayıp sormadan bir yavrucuk verse de şuramda tıpır tıpır tıpırdatsam" diyordu. O yaşlı ve güçsüz kollarına aldırmadan, "Ben bakarım ona siz işe gittiğinizde" deyip durdu. Çok yaşlı olduğundan, özellikle sana hamileyken en azından seni görecek kadar uzun yaşasın diye dua ettik babanla. Sonra sen doğdun ve seni görmek nasip oldu, sonra unuttu gerçi; ama seni kucaklayarak sende bir iz bıraktığına eminim.
Büyükanneannen bayıldı sana. Zaten erkek çocuklarını çok sever. Sen de böyle uslu uslu duruverdin ya, öpmelere doyamadı seni. Maşallahlar dedi kaç kez, okudu üfledi sana. Üzerindeki ağırlık gitmiş olacak ki, yüzüne gelen dualı serinlikle gözlerini kırpıştırdın, derin bir uykuya daldın. Varlığına vesile olan buruşuk eller senin ipek teninle buluştu. İçi burkuldu biraz. "Büyükdeden de görseydi keşke" diye geçirdi içinden, gözlerinden. Sonra daha çok torun çocuğu görmek istedi. Daha evlenmemiş torunlarının çocuklarını gördü sende. Gülüşünle ömrüne bir beş sene ekledin büyükanneannenin. Biri yaşlı biri tazecik iki tombak, pek sevimliydiniz doğrusu.

İki resim arasındaki yedi fark gibiydin ninelerinle. Onlar son dönemece girmişken hayatlarında, sen ayağının tozuyla inmiş bir melektin. Onların Allah elden ayaktan kesmesin dilekleri vardı, bizde senin kıpır kıpır ayaklarının ilk adımı ne zaman atacağı merakı. Onları son kez görür gibi öpüyorduk ellerinden, seni her sabah yıllar sonra yaşayacağını dilediğimiz güzel günlerin hayaliyle. Senin sabi yüzünde doğurdukları çocuklarını iyi ki doğurdukları konusunda hemfikir oldular. Sendeki bebek kokusunu bir kez daha koklama fırsatı buldular. Yaşlı nineliklerini sürerken taptaze annelik günlerini hatırlattın onlara.
"Ne mutlu bize" dediler. "Bugünleri de gördük"
Koltuk kabartan doktor kontrolü
Oğlum seni doktora götürdük 12 Şubat 2011'de. Çınar arkadaşının da doktoru olan Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Hasan Özdemir'e. Seni bir güzel muayene etti. Çok beğendi gidişatını.
Çırılçıplak soydu seni ve 2 ay 17 günlükken 6 kilo 920 gr ve 62 cm çıktın, bu verilere dayanarak da ekstrem bir çocuk olduğunu söyledi. Kafa çapın 39,5 cm. "Koca kafalı olmayacak çocuğunuz" dedi; ama biz koca kafalarımıza çoktan kabullenmiş insanlar olduğumuz için güldük geçtik bu duruma.
Boyun 1.90 olurmuş. "Eee... siz de zaten uzun boylusunuz yapılısınız" dedi. İriyiz biz, oylumluyuz!
Babanın koltuklar kabardı. Bi sevindi, bi sevindi. Birçok şeyi doğru yapıyormuşuz oğlum.
Şimdilik gık deyince süt veriyoruz sana, pek bir iştahlısın. Gece de karnın acıkıyor iki üç kez, emip o mışıl uykularına devam ediyorsun.
Mutlu ve sağlıklı çocuk Yaman Güngör'sün sen. Gürbüz çocuğumuz bizim :) Biz de senin iyi bakıcıklarınız, on üzerinden on almış kahraman anne babayız.
Çırılçıplak soydu seni ve 2 ay 17 günlükken 6 kilo 920 gr ve 62 cm çıktın, bu verilere dayanarak da ekstrem bir çocuk olduğunu söyledi. Kafa çapın 39,5 cm. "Koca kafalı olmayacak çocuğunuz" dedi; ama biz koca kafalarımıza çoktan kabullenmiş insanlar olduğumuz için güldük geçtik bu duruma.
Boyun 1.90 olurmuş. "Eee... siz de zaten uzun boylusunuz yapılısınız" dedi. İriyiz biz, oylumluyuz!
Babanın koltuklar kabardı. Bi sevindi, bi sevindi. Birçok şeyi doğru yapıyormuşuz oğlum.
Şimdilik gık deyince süt veriyoruz sana, pek bir iştahlısın. Gece de karnın acıkıyor iki üç kez, emip o mışıl uykularına devam ediyorsun.
Mutlu ve sağlıklı çocuk Yaman Güngör'sün sen. Gürbüz çocuğumuz bizim :) Biz de senin iyi bakıcıklarınız, on üzerinden on almış kahraman anne babayız.
4 Şubat 2011 Cuma
Yaman'ın Güzel İsimleri
Anne Baba
Oğluş
Akıllı oğlum
Topalak
Tospalak
Tospiş
Tontiş
Topik
Tombik oğlum
Tosarcan Ponturoğlu
Küçük ayı
Obur oğlum
Eşek sıpası
Kobra
Canım Oğlum
Canım Oğlum
Şeker Oğlum
Canımın içi Ciğerimin Köşesi
Güleç oğlum
Anneanne
Kuzumun kuzusu
Kuzumun kuzusu
Oğlum
Babaanne
Annem
Yavrum
Kuzum
Dede
Dediş
Dede
Dediş
Aslan
Koç
Koç
Not: Oğul, oğlum, oğluşum kelimeleri değişmeli olarak da kullanılmaktadır.
28 Ocak 2011 Cuma
40 mevlütü
Oğlum, herhalde az buçuk öğrendin artık seninle ilgili her şeyde sınırlarımızı zorladığımızı. Ben ki tülle, kurdeleyle işi olmayan bir insandım... Ya da dur şöyle anlatayım.
Babaannen 40 mevlüdü yapmak istediğini söyledi. Tamam dedim, zaten sen söz konusu olunca her türlü seremoniye varım. İşte dualar edilecek, ikramlar yapılacak gibi yüzeysel bir öngörüm vardı mevlütle ilgili olarak. Sonra tabi ki her zamanki gibi son gün insanlar ne yapmış bir bakayım şu 40 mevlütünde diye internete girdim. Bir de ne göreyim, kurdeleler, süsler, tüller ve ince bir organizasyon. Tabi ki hemen bayıldım gördüğüm her şeye ve kesinlikle yapmak lazım dediğim şeyleri planladım.Mevlüt günü gittik babaannene hep birlikte. Önce güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltının ardından ben hemen balonlarla perdeleri ve kapıyı süsleme işine koyuldum.Sosis balonlardan kurdele yapabilmek gibi bir özelliğim oldu. Anneannene de bardakları ve tepsiyi süsleme görevi düştü ve gömdük onu kurdelelerin içine. Deden getir götür ve eksikleri satın alma işlerine baktı. Baban her ne kadar itiraz edip mızmızlansa da konu sen olunca daha fazla direnemedi ve ikramların üzerine batırılacak kürdanlar için hazırladığım yazıları bastırmak üzere internet kafeye gitti. Babaannen de mutfak ve ikram organizasyonuyla ilgilendi atom karınca gibi koşuşturdu etrafta.


Anneannen "Nurşen Hanım, şerbetler ben şunu deyince gelecek, pilavları önden verelim de herkes bir karnını doyursun önce, sonra da ikramları veririz" şeklindeki mevlüt programını tebliğ etti.


Misafirler 12'de gelmeye başladılar hatta biz daha giyinmemiştik nasılsa daha gelmezler diye :) 31 kişi geldi. Babaannenin gün arkadaşları, babanın çocukluğunu bilen insanlar geldi. Şimdi seni görmek, onlara mürüvvet görmek gibi geldi, ilaç gibi geldi. Mevlüdü anneannen okudu.
Önce yoğurt eşliğinde tavuk pilav dağıtıldı. Erhan Amcan ve Baban direkt daldılar tavuğa. Sonuçta mevlüt, tavuklu pilav adlı yemeğin dini adıdır öyle değil mi? Bir de seni maymuna çevirdi Erhan Amcan. Sen uyurken türlü çeşit şekiller vermiş sana, fotoğraflarını çekmiş :) 
Elif Teyzenler o gün doktor kontrolüne gelmişlerdi İzmir'e bebeklerini görmeye ama fotoğraf makinesini unuttuklarını söyleyince bana, ben haklı olarak (!) köpürdüm tabi ve Manisa'ya dönüp makineyi aldılar. Daha doğrusu almışlar, gelince söylediler bana.
Kendisi de elinde fotoğraf makinesiyle İran'daki yabancı gazeteciler gibi gözlem yaptı devamlı felfecir gözlerle.


Ayşegül Teyzen öncelikle mutfakta neleri yiyeceğinin tespitini yaptı, sonra da serviste bana yardım etti. Kendisi mevlüt konusunda biraz cahil kalmış oğlum. Herkesin kıbleye dönüp dua ettiği bir yerde kıbleyi bulamayan misafirlerin tam ortasında elinde şerbet tepsisiyle kalakaldı, ne yana döneceğini de bilemedi herkes farklı yöne döndüğü için. Çok komik idi.

Ayşegül Teyzen ve Elif Teyzen ilk kez karşılaştılar ve kombine şaşırma nidaları attılar, benim gibi birinin bardaklara ve tepsilere kurdele bağlaması, kanepe süsü yapması ve evi süslemesi ile ilgili olarak. Elif Teyzen bir yaşına daha girdi, Ayşegül Teyzen zaten dut yemiş bülbüle döndü. Bence iyi bir ikili oldular.
Neyse efendim mevlüt başladı ben bir içeri bir mutfağa koşuşturup durdum. Sonra haber verdim Elif Teyzenlere giydirdiler gömleğini ve ponturunu. O papyon anneannenin eseri. Herkes bayıldı sana oğlum, çok yakışıklı buldular seni. Maşallahlar, tu tular havada uçuştu.
Mevlütün sonlarına doğru Özden Teyzen ve annesi Süeda Teyze geldi. Özden Teyzen 6 aylık hamileydi o sırada. Onun bebeğinin mevlütüne de birlikte gideriz artık. Lise sıralarından bugüne, birbirimize bakıp durduk. Ben onun karnına baktım, o benim kucağımdaki sana. Büyüdük de çocuk büyütecek yaşa geldik diye geçti içimden. Eminim o da öyle düşünmüştür kendi kendine.


Misafirlerimiz memnun ayrıldılar. Bir sürü hediyen oldu. Oturma odası torbalarla doldu taştı. Herkes gittikten sonra tek tek açıp baktık hediyelerine. Sanırım 3 yaşına kadar sana kıyafet almamız gerekmeyecek :)


Her şey yolunda gitti, bir tek ben ayağım kayıp düşünce kafamı kırma tehlikesi geçirdim. Nazardır dediler. Elif Teyzen kafamdaki şişliğe şöyle bir baktı, annemlerin meraklı ve endişeli bakışlarına "Amaaan onun kafası sağlamdır, bir şey olmaz ona" diye cevap verdi.
Elif Teyzen de elime düşecek canım benim, bir gün o da 40 mevlütü yapacak. Ve ben o zaman beklediğim pusudan kötü kahkahalar atarak ona yaklaşacağım!
Elif Teyzen de elime düşecek canım benim, bir gün o da 40 mevlütü yapacak. Ve ben o zaman beklediğim pusudan kötü kahkahalar atarak ona yaklaşacağım!
24 Ocak 2011 Pazartesi
Baban ve sen
Baban senin geleceğini öğrenince çok sevinmişti, gözleri dolmuştu, anlatmıştım bunu zaten.
Bir çocuğun olacağını öğrenmek tabi ki çok heyecan verici bir şey ama dünyaya yeni bir insanın gelmesi herkesi heyecanlandırıyor zaten; konu komşuyu, eşi dostu...

Seni beklerken, markette gördüğümüz bebeklere bakıp, sokaktaki çocukları sevip, bebek reyonundaki eşyaları sevip, hayalimizde sana giydirdik o giysileri hep. Güzeldi, çok heyecan vericiydi, ağız çizgilerimiz hep yukarıya dönüktü.
Ama sen geldiğinde... Nasıl anlatmalı bunu bilmem ki? Üçüncü gözün açılması, beşinci elementin bulunması, 32. gün, 25. saat gibi bir şeydi :)
Kabul ediyorum anlatamadım, ama bunu anlatamıyor olmak güzel zaten. (Biliyor musun ben de hala babanı neden çok sevdiğimi anlatamıyorum ;)
Oğlum, sen babanın hayalleri değilsin, olmadığı şeyleri olmanı istemiyor senden, yapamadıklarının acısını senden çıkartacak değil. O yüzden rahat ol, biz seni çok seveceğiz sen ne yaşamayı seçersen seç (Bazı şeyler hariç :)
Babanda gördüklerimi şöyle sıralayabilirim:
Sana bakmayı çok seviyor. Gülünce sen o havalara uçuyor. Herkes seni ona benzetiyor ya, nasıl da koltukları kabarıyor o zaman. Hani sen çok güzelsin ya, pardon, güzel demeyecektik sana, çok yakışıklısın ya, kendisine ait bir parça olman sevindiriyor onu, gururlandırıyor.
Urla'daki evimize giderken (artık orada oturmayacağız galiba, ondan böyle yazıyorum) bazen deniz kenarındaki insanlara bakardı, özellikle baba oğul görürse, "Ben de oğlumla böyle balık tutacağım" derdi ya da "yaz olsa da artık oğlumla bir yüzsek" .

Baban sende bir şeyleri oldurmayı değil de, seninle birlikte olmayı seviyor oğlum. Onu baba yaptığın gün mezun olduğu günden, ilk aşık olduğu ve son aşık olduğu günlerden, üniversiteyi kazandığı, ilk kez işe girdiği günden, o ana kadarki en mutlu çocukluk anısından, uzun ayrılıklardan sonraki kavuşmalarından çok çok daha üstün. Bu anlardaki tüm mutluluk duygularını toplasak, sen bunları havada karada geçersin, sana o kadarını söyleyeyim.
Çok ilginç deneyimlerimiz oldu babanın babalık sevgisiyle ilgili olarak. Mesela geçen gün Sabiha Paktuna Keskin diye bir çocuk nöroloğu çıkmış televizyona, "Annelik oksitosin hormonundan dolayı içgüdüsel bir şeydir; ama babalık köpeğini sevmek, arabanı sevmek gibi öğrenilen bir şeydir" demiş. Ki baban hem köpeğini hem de arabaları çok sever. Resmen kızmış kadına, sen içeride uyuyordun. Bir baktım gelmiş senin yanına "Oğlum ben seni çok seviyorum" diye saçlarını okşuyor :) Küstü gitti koskoca nöroloğa.
Babalık, öğrenilen bir şeyse de baban çok iyi öğrendi oğlum, yaladı yuttu tüm kitabı.
Senden önce biz hep kendimize alırdık bir şeyler, baban da laf aramızda çok süslüdür. Benden geri kalmaz hani bir şeyler satın almada. Artık hep istikamet çocuk reyonu hayatımızda! Dünyanın en eğlenceli reyonudur o! Gram acımazsın harcadığın paraya. Daha paketini açmadan kıyafetin, o plastik etiketleri sökmeden yakasından sen on kere giymiş olurdun o kıyafeti, koşar oynar eskitirdin zihnimizde. Biz daha torbasındaki o gısgıcır ama aynı zamanda çoktan eskittiğimiz ponturlarını, badilerini, ayakkabılarını mutlu mutlu taşıdık evimize.
Baban var ya oğlum, o uykusuna çok düşkün baban, geceleri seni pışpışlamaktan yorgun düştü hep. Hatta aklıma gelmişken anlatayım. Bir gece emziriyordum seni yine yatağın içinde. Baban da yanımda uyuyor. Sen öteki memeye geçerken beklemeye dayanamadığından bastın çığlığı. Baban hemen sıçrayarak uyandı, o kadar otomatiğe bağlamış ki artık, dokunduğu ilk şeyi, yani beni pışpışlayıverdi. Pışşş pışşş.. :) Sonra kaldırdı kafasını bana baktı sersem sersem. "Napıyorsun sen?" dedim. Pek iyi bir açıklama yapamadan uyuyakaldı.
Baban dün İstanbul'a gitti. Yeni bir işe girdi, biz sonra gideceğiz yanına. Aklı hep burada. 3G iyi ki çıkmış, uyanışını, uyuyuşunu, cırlamanı görebiliyor. Hatta daha bir günlük ayrılığın ardından, sen yine 5. viteste ağlarken aradı, gece saat 12. Bizim 12-3 nöbetimiz yeni başlamıştı daha. "Yatsana" dedim "yarın erken kalkacaksın" "Sessizlikten uyuyamadım" dedi. "Özledin mi Yaman'ı?" dedim. "Evet, o halini bile özledim" dedi. Senin o halini özlemek pek iddialı bir söylem olsa da, evet çok özlemiş, mesajı aldım ben.

Sana bakıp bakıp "Allahım ne kadar güzel yaratmışsın oğlumuzu" diyen ve sağlıklı, senin gibi cin bakışlı ve oyunbaz bir oğlu olduğu için şükreden bir adam senin baban.
Ve tabi ki tüm babalar gibi oğlu için en iyisini isteyen.
Bir çocuğun olacağını öğrenmek tabi ki çok heyecan verici bir şey ama dünyaya yeni bir insanın gelmesi herkesi heyecanlandırıyor zaten; konu komşuyu, eşi dostu...

Seni beklerken, markette gördüğümüz bebeklere bakıp, sokaktaki çocukları sevip, bebek reyonundaki eşyaları sevip, hayalimizde sana giydirdik o giysileri hep. Güzeldi, çok heyecan vericiydi, ağız çizgilerimiz hep yukarıya dönüktü.
Ama sen geldiğinde... Nasıl anlatmalı bunu bilmem ki? Üçüncü gözün açılması, beşinci elementin bulunması, 32. gün, 25. saat gibi bir şeydi :)
Kabul ediyorum anlatamadım, ama bunu anlatamıyor olmak güzel zaten. (Biliyor musun ben de hala babanı neden çok sevdiğimi anlatamıyorum ;)
Oğlum, sen babanın hayalleri değilsin, olmadığı şeyleri olmanı istemiyor senden, yapamadıklarının acısını senden çıkartacak değil. O yüzden rahat ol, biz seni çok seveceğiz sen ne yaşamayı seçersen seç (Bazı şeyler hariç :)
Babanda gördüklerimi şöyle sıralayabilirim:
Sana bakmayı çok seviyor. Gülünce sen o havalara uçuyor. Herkes seni ona benzetiyor ya, nasıl da koltukları kabarıyor o zaman. Hani sen çok güzelsin ya, pardon, güzel demeyecektik sana, çok yakışıklısın ya, kendisine ait bir parça olman sevindiriyor onu, gururlandırıyor.
Urla'daki evimize giderken (artık orada oturmayacağız galiba, ondan böyle yazıyorum) bazen deniz kenarındaki insanlara bakardı, özellikle baba oğul görürse, "Ben de oğlumla böyle balık tutacağım" derdi ya da "yaz olsa da artık oğlumla bir yüzsek" .

Baban sende bir şeyleri oldurmayı değil de, seninle birlikte olmayı seviyor oğlum. Onu baba yaptığın gün mezun olduğu günden, ilk aşık olduğu ve son aşık olduğu günlerden, üniversiteyi kazandığı, ilk kez işe girdiği günden, o ana kadarki en mutlu çocukluk anısından, uzun ayrılıklardan sonraki kavuşmalarından çok çok daha üstün. Bu anlardaki tüm mutluluk duygularını toplasak, sen bunları havada karada geçersin, sana o kadarını söyleyeyim.
Çok ilginç deneyimlerimiz oldu babanın babalık sevgisiyle ilgili olarak. Mesela geçen gün Sabiha Paktuna Keskin diye bir çocuk nöroloğu çıkmış televizyona, "Annelik oksitosin hormonundan dolayı içgüdüsel bir şeydir; ama babalık köpeğini sevmek, arabanı sevmek gibi öğrenilen bir şeydir" demiş. Ki baban hem köpeğini hem de arabaları çok sever. Resmen kızmış kadına, sen içeride uyuyordun. Bir baktım gelmiş senin yanına "Oğlum ben seni çok seviyorum" diye saçlarını okşuyor :) Küstü gitti koskoca nöroloğa.
Babalık, öğrenilen bir şeyse de baban çok iyi öğrendi oğlum, yaladı yuttu tüm kitabı.
Senden önce biz hep kendimize alırdık bir şeyler, baban da laf aramızda çok süslüdür. Benden geri kalmaz hani bir şeyler satın almada. Artık hep istikamet çocuk reyonu hayatımızda! Dünyanın en eğlenceli reyonudur o! Gram acımazsın harcadığın paraya. Daha paketini açmadan kıyafetin, o plastik etiketleri sökmeden yakasından sen on kere giymiş olurdun o kıyafeti, koşar oynar eskitirdin zihnimizde. Biz daha torbasındaki o gısgıcır ama aynı zamanda çoktan eskittiğimiz ponturlarını, badilerini, ayakkabılarını mutlu mutlu taşıdık evimize.
Baban var ya oğlum, o uykusuna çok düşkün baban, geceleri seni pışpışlamaktan yorgun düştü hep. Hatta aklıma gelmişken anlatayım. Bir gece emziriyordum seni yine yatağın içinde. Baban da yanımda uyuyor. Sen öteki memeye geçerken beklemeye dayanamadığından bastın çığlığı. Baban hemen sıçrayarak uyandı, o kadar otomatiğe bağlamış ki artık, dokunduğu ilk şeyi, yani beni pışpışlayıverdi. Pışşş pışşş.. :) Sonra kaldırdı kafasını bana baktı sersem sersem. "Napıyorsun sen?" dedim. Pek iyi bir açıklama yapamadan uyuyakaldı.
Baban dün İstanbul'a gitti. Yeni bir işe girdi, biz sonra gideceğiz yanına. Aklı hep burada. 3G iyi ki çıkmış, uyanışını, uyuyuşunu, cırlamanı görebiliyor. Hatta daha bir günlük ayrılığın ardından, sen yine 5. viteste ağlarken aradı, gece saat 12. Bizim 12-3 nöbetimiz yeni başlamıştı daha. "Yatsana" dedim "yarın erken kalkacaksın" "Sessizlikten uyuyamadım" dedi. "Özledin mi Yaman'ı?" dedim. "Evet, o halini bile özledim" dedi. Senin o halini özlemek pek iddialı bir söylem olsa da, evet çok özlemiş, mesajı aldım ben.

Sana bakıp bakıp "Allahım ne kadar güzel yaratmışsın oğlumuzu" diyen ve sağlıklı, senin gibi cin bakışlı ve oyunbaz bir oğlu olduğu için şükreden bir adam senin baban.
Ve tabi ki tüm babalar gibi oğlu için en iyisini isteyen.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















