28 Ocak 2011 Cuma

40 mevlütü


 Oğlum, herhalde az buçuk öğrendin artık seninle ilgili her şeyde sınırlarımızı zorladığımızı. Ben ki tülle, kurdeleyle işi olmayan bir insandım... Ya da dur şöyle anlatayım.

Babaannen 40 mevlüdü yapmak istediğini söyledi. Tamam dedim, zaten sen söz konusu olunca her türlü seremoniye varım. İşte dualar edilecek, ikramlar yapılacak gibi yüzeysel bir öngörüm vardı mevlütle ilgili olarak. Sonra tabi ki her zamanki gibi son gün insanlar ne yapmış bir bakayım şu 40 mevlütünde diye internete girdim. Bir de ne göreyim, kurdeleler, süsler, tüller ve ince bir organizasyon. Tabi ki hemen bayıldım gördüğüm her şeye ve kesinlikle yapmak lazım dediğim şeyleri planladım.






Mevlüt günü gittik babaannene hep birlikte. Önce güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltının ardından ben hemen balonlarla perdeleri ve kapıyı süsleme işine koyuldum.Sosis balonlardan kurdele yapabilmek gibi bir özelliğim oldu. Anneannene de bardakları ve tepsiyi süsleme görevi düştü ve gömdük onu kurdelelerin içine. Deden getir götür ve eksikleri satın alma işlerine baktı. Baban her ne kadar itiraz edip mızmızlansa da konu sen olunca daha fazla direnemedi ve ikramların üzerine batırılacak kürdanlar için hazırladığım yazıları bastırmak üzere internet kafeye gitti. Babaannen de mutfak ve ikram organizasyonuyla ilgilendi atom karınca gibi koşuşturdu etrafta.


Anneannen "Nurşen Hanım, şerbetler ben şunu deyince gelecek, pilavları önden verelim de herkes bir karnını doyursun önce, sonra da ikramları veririz" şeklindeki mevlüt programını tebliğ etti.



Misafirler 12'de gelmeye başladılar hatta biz daha giyinmemiştik nasılsa daha gelmezler diye :) 31 kişi geldi. Babaannenin gün arkadaşları, babanın çocukluğunu bilen insanlar geldi. Şimdi seni görmek, onlara mürüvvet görmek gibi geldi, ilaç gibi geldi. Mevlüdü anneannen okudu.

Önce yoğurt eşliğinde tavuk pilav dağıtıldı. Erhan Amcan ve Baban direkt daldılar tavuğa. Sonuçta mevlüt, tavuklu pilav adlı yemeğin dini adıdır öyle değil mi? Bir de seni maymuna çevirdi Erhan Amcan. Sen uyurken türlü çeşit şekiller vermiş sana, fotoğraflarını çekmiş :)





Elif Teyzenler o gün doktor kontrolüne gelmişlerdi İzmir'e bebeklerini görmeye ama fotoğraf makinesini unuttuklarını söyleyince bana, ben haklı olarak (!) köpürdüm tabi ve Manisa'ya dönüp makineyi aldılar. Daha doğrusu almışlar, gelince söylediler bana.





Kendisi de elinde fotoğraf makinesiyle İran'daki yabancı gazeteciler gibi gözlem yaptı devamlı felfecir gözlerle.





















Ayşegül Teyzen öncelikle mutfakta neleri yiyeceğinin tespitini yaptı, sonra da serviste bana yardım etti. Kendisi mevlüt konusunda biraz cahil kalmış oğlum. Herkesin kıbleye dönüp dua ettiği bir yerde kıbleyi bulamayan misafirlerin tam ortasında elinde şerbet tepsisiyle kalakaldı, ne yana döneceğini de bilemedi herkes farklı yöne döndüğü için. Çok komik idi.



Ayşegül Teyzen ve Elif Teyzen ilk kez karşılaştılar ve kombine şaşırma nidaları attılar, benim gibi birinin bardaklara ve tepsilere kurdele bağlaması, kanepe süsü yapması ve evi süslemesi ile ilgili olarak. Elif Teyzen bir yaşına daha girdi, Ayşegül Teyzen zaten dut yemiş bülbüle döndü. Bence iyi bir ikili oldular.

Neyse efendim mevlüt başladı ben bir içeri bir mutfağa koşuşturup durdum. Sonra haber verdim Elif Teyzenlere giydirdiler gömleğini ve ponturunu. O papyon anneannenin eseri. Herkes bayıldı sana oğlum, çok yakışıklı buldular seni. Maşallahlar, tu tular havada uçuştu.


Mevlütün sonlarına doğru Özden Teyzen ve annesi Süeda Teyze geldi. Özden Teyzen 6 aylık hamileydi o sırada. Onun bebeğinin mevlütüne de birlikte gideriz artık. Lise sıralarından bugüne, birbirimize bakıp durduk. Ben onun karnına baktım, o benim kucağımdaki sana.  Büyüdük de çocuk büyütecek yaşa geldik diye geçti içimden. Eminim o da öyle düşünmüştür kendi kendine.
















Selen Teyzen, Zafer Amcan ve anneleri Güzide Teyzeler geldi. Selen Teyzen yedi bitirdi seni, öpmelere doyamadı. Zafer Amcan biraz korkarak da olsa aldı seni kucağına. Hatta neredeyse zorla kucağına verdim seni desem yeridir.

 Misafirlerimiz memnun ayrıldılar. Bir sürü hediyen oldu. Oturma odası torbalarla doldu taştı. Herkes gittikten sonra tek tek açıp baktık hediyelerine. Sanırım 3 yaşına kadar sana kıyafet almamız gerekmeyecek :)

 


Her şey yolunda gitti, bir tek ben ayağım kayıp düşünce kafamı kırma tehlikesi geçirdim. Nazardır dediler. Elif Teyzen kafamdaki şişliğe şöyle bir baktı, annemlerin meraklı ve endişeli bakışlarına "Amaaan onun kafası sağlamdır, bir şey olmaz ona" diye cevap verdi.

Elif Teyzen de elime düşecek canım benim, bir gün o da 40 mevlütü yapacak. Ve ben o zaman beklediğim pusudan kötü kahkahalar atarak ona yaklaşacağım!


24 Ocak 2011 Pazartesi

Baban ve sen

Baban senin geleceğini öğrenince çok sevinmişti, gözleri dolmuştu, anlatmıştım bunu zaten.
Bir çocuğun olacağını öğrenmek tabi ki çok heyecan verici bir şey ama dünyaya yeni bir insanın gelmesi herkesi heyecanlandırıyor zaten; konu komşuyu, eşi dostu...


Seni beklerken, markette gördüğümüz bebeklere bakıp, sokaktaki çocukları sevip, bebek reyonundaki eşyaları sevip, hayalimizde sana giydirdik o giysileri hep. Güzeldi, çok heyecan vericiydi, ağız çizgilerimiz hep yukarıya dönüktü.


Ama sen geldiğinde... Nasıl anlatmalı bunu bilmem ki? Üçüncü gözün açılması, beşinci elementin bulunması, 32. gün, 25. saat  gibi bir şeydi :)

Kabul ediyorum anlatamadım, ama bunu anlatamıyor olmak güzel zaten. (Biliyor musun ben de hala babanı neden çok sevdiğimi anlatamıyorum ;)

Oğlum, sen babanın hayalleri değilsin, olmadığı şeyleri olmanı istemiyor senden, yapamadıklarının acısını senden çıkartacak değil. O yüzden rahat ol, biz seni çok seveceğiz sen ne yaşamayı seçersen seç (Bazı şeyler hariç :)

Babanda gördüklerimi şöyle sıralayabilirim:
Sana bakmayı çok seviyor. Gülünce sen o havalara uçuyor. Herkes seni ona benzetiyor ya, nasıl da koltukları kabarıyor o zaman. Hani sen çok güzelsin ya, pardon, güzel demeyecektik sana, çok yakışıklısın ya, kendisine ait bir parça olman sevindiriyor onu, gururlandırıyor.

Urla'daki evimize giderken (artık orada oturmayacağız galiba, ondan böyle yazıyorum) bazen deniz kenarındaki insanlara bakardı, özellikle baba oğul görürse, "Ben de oğlumla böyle balık tutacağım" derdi ya da "yaz olsa da artık oğlumla bir yüzsek" .

Baban sende bir şeyleri oldurmayı değil de, seninle birlikte olmayı seviyor oğlum. Onu baba yaptığın gün mezun olduğu günden, ilk aşık olduğu ve son aşık olduğu günlerden, üniversiteyi kazandığı, ilk kez işe girdiği günden, o ana kadarki en mutlu çocukluk anısından, uzun ayrılıklardan sonraki kavuşmalarından çok çok daha üstün. Bu anlardaki tüm mutluluk duygularını toplasak, sen bunları havada karada geçersin, sana o kadarını söyleyeyim.


Çok ilginç deneyimlerimiz oldu babanın babalık sevgisiyle ilgili olarak. Mesela geçen gün Sabiha Paktuna Keskin diye bir çocuk nöroloğu çıkmış televizyona, "Annelik oksitosin hormonundan dolayı içgüdüsel bir şeydir; ama babalık köpeğini sevmek, arabanı sevmek gibi öğrenilen bir şeydir" demiş. Ki baban hem köpeğini hem de arabaları çok sever. Resmen kızmış kadına, sen içeride uyuyordun. Bir baktım gelmiş senin yanına "Oğlum ben seni çok seviyorum" diye saçlarını okşuyor :) Küstü gitti koskoca nöroloğa.

Babalık, öğrenilen bir şeyse de baban çok iyi öğrendi oğlum, yaladı yuttu tüm kitabı.

Senden önce biz hep kendimize alırdık bir şeyler, baban da laf aramızda çok süslüdür. Benden geri kalmaz hani bir şeyler satın almada. Artık hep istikamet çocuk reyonu hayatımızda! Dünyanın en eğlenceli reyonudur o! Gram acımazsın harcadığın paraya. Daha paketini açmadan kıyafetin, o plastik etiketleri sökmeden yakasından sen on kere giymiş olurdun o kıyafeti, koşar oynar eskitirdin zihnimizde. Biz daha torbasındaki o gısgıcır ama aynı zamanda çoktan eskittiğimiz ponturlarını, badilerini, ayakkabılarını mutlu mutlu taşıdık evimize.

Baban var ya oğlum, o uykusuna çok düşkün baban, geceleri seni pışpışlamaktan yorgun düştü hep. Hatta aklıma gelmişken anlatayım. Bir gece emziriyordum seni yine yatağın içinde. Baban da yanımda uyuyor. Sen öteki memeye geçerken beklemeye dayanamadığından bastın çığlığı. Baban hemen sıçrayarak uyandı, o kadar otomatiğe bağlamış ki artık, dokunduğu ilk şeyi, yani beni pışpışlayıverdi.  Pışşş pışşş.. :) Sonra kaldırdı kafasını bana baktı sersem sersem. "Napıyorsun sen?" dedim. Pek iyi bir açıklama yapamadan uyuyakaldı.

Baban dün İstanbul'a gitti. Yeni bir işe girdi, biz sonra gideceğiz yanına. Aklı hep burada. 3G iyi ki çıkmış, uyanışını, uyuyuşunu, cırlamanı görebiliyor. Hatta daha bir günlük ayrılığın ardından, sen yine 5. viteste ağlarken aradı, gece saat 12. Bizim 12-3 nöbetimiz yeni başlamıştı daha. "Yatsana" dedim "yarın erken kalkacaksın" "Sessizlikten uyuyamadım" dedi. "Özledin mi Yaman'ı?" dedim. "Evet, o halini bile özledim" dedi. Senin o halini özlemek pek iddialı bir söylem olsa da, evet çok özlemiş, mesajı aldım ben.


Sana bakıp bakıp "Allahım ne kadar güzel yaratmışsın oğlumuzu" diyen ve sağlıklı, senin gibi cin bakışlı ve oyunbaz bir oğlu olduğu için şükreden bir adam senin baban.

Ve tabi ki tüm babalar gibi oğlu için en iyisini isteyen.



11 Ocak 2011 Salı

Hoşgeldin Oğlum!

Doktora kontrole gittik ayın 25'inde. Ultrasondan sana baktık. "Her şey yolunda, doğum yakın görünüyor" dedi doktor. 3 gün sonrasına gün verdi. Bu arada "daha erken de olabilir" dedi. Daha önce birkaç kez girmeye üşendiğim NST'ye bu defa babanın zorlaması ile girdim. Normalde 20 dakika süren bir işlem bu, ama hemşire beni unutunca daha fazla bekledim sonra baktım gelen giden yok, çıkardım bağları, yırttım makineden çıkan kağıdı çıktım odadan. Doğruca doktorun odasına gittik babanla birlikte. Gökalp Abi doğuma girmiş, hemşiresi vardı odasında, elimdeki kağıdı gösterdiğimde "senin sancıların başlamış" dedi. Ben "hayır, yok benim sancım" dedim o, "var" dedi. "iyi de ben bir şey hissetmiyorum" dedim. "Bak" dedi "bu kadının sancısı yok, senin grafindeki şu artışları görüyor musun? İşte bunlar sancı" dedi. Doktoru beklemeye karar verdik.

Gökalp Abi geldi.O da sancılarım olduğunu iddia etti. Ben "yok" dedim o, "var" dedi. Sonra "seni bir muayene edelim" dedi ve açılmanın 3 cm olduğunu, sabahleyin 8-9 gibi ya da istersek daha erken hastaneye yatış yapabileceğimizi  söyledi. "Bebek bu gece de gelebilir tabi" dedi. "İyi de Gökalp Abi biz arkadaşlarla plan yaptık. Harry Potter'a gidecektik bugün." dedik. O da "siz gidin canım filme, zaten gördüğünüz son film olacak" dedi. Orada kötü adam gülüşü yapsa yakışırdı yani.

Neyse gerekli formları doldurduk. Kağıtlar hazırlandı, işlemler yapıldı. O an çok sevindim oğlum biliyor musun? Sonunda zaman gelmişti. Tam 40 haftayı bitirdiğin gün geleceğinin ilk sinyalini vermiştin.Gökalp Abi "Sancılar 10 dakikada bir geldiğinde, suyun geldiğinde, kanama olduğunda hastaneye geliyorsun" dedi.

Hastaneden çıktığımızda baban çok heyecanlıydı. "Bizimkilere söylesek mi söylemesek mi?" diye bayağı bir düşündük. Ortalığı velveleye vermek istemedik; zira bizimkiler çok heyecanlanacaktı. Sonra baban "en iyisi önce fotoğrafçımızı aramak" dedi. Buse Eylem'e haber vermek üzere numarasını çevirdim. Telefonu "Yaman geliyor mu yoksa?" diye açtı zaten :) Durumu bildirdik, kendisini aradığımızda hemen uçup geleceğini söyledi.

Anneanneni  aradık açmadı, babaannenleri aradık, deden açtı arabanın tamiri ile uğraşıyormuş. Ona verdik mutlu haberi. Sonra babaannenle konuştuk. En son da anneannenle konuştuk. Hepsi çok sevindi. Heyecanlandılar. Ama en çok anneannen heyecanlandı.Çığlık attı resmen telefonda.

Babanla birlikte dedenle buluştuk Forum'da. Biraz dolaştık sonra anneanneni aldık babaannenlere bıraktık, gece gelirsen anneanneni almakla vakit kaybetmeyelim dedik. Anneannnenin evinin önü şantiye oldu oğlum, bitmek bilmeyen bir metro çalışması var. Sen büyüyünce binersin belki, bilmem bizim ömrümüz vefa eder mi?

Neyse sonra planladığımız gibi önce Cem ve Ayşegül'ün evinde yemek yedik. Bu arada buradan duyuruyorum evet Ayşegül yemek pişirebiliyormuş :) Bayram üstü olduğundan, kavurma pilav yedik mis gibi. Sonra hep birlikte  "Harry Potter Ölüm Yadigarları" filmine gittik. Biraz tedirgin oldu Ayşegül Teyzen "doğurmuyorsun değil mi?" diye kontrol etti hep beni.

Gece 1 gibi döndük eve. Baban tıraş oldu, sonra yattık, karşılıklı çekyatlarda. Gece 3:30 gibi sancılar başladı, saate baktım her seferinde 6-7 dakika aralıklarla geliyordu sancılar. Ben ne olur ne olmaz diye giyindim, hazırlandım. Baban uyuyordu tatlı tatlı. Biraz daha bekleyeyim dedim ama emin de değildim sancı dedikleri şeyin bu olup olmadığına. Bana biraz hafif gelmişti. Okuduğum tanımlar öldürücü ağrılardan bahsediyordu; ama bu sadece ağrıydı. Neyse sonra "başka ne olacak ki herhalde sancı budur" deyip yarı uyuklayıp yarı saate bakarak saati 4:30 ettim. Artık sancılar 3 dakikada bir gelmeye başladı. Babanı uyandırdım. "Emin değilim ama sancılar 3 dakikada bir geliyor galiba" dedim. Gökalp Abi'yi arasak mı emin olamadık çünkü çok şiddetli bir ağrı değildi hissettiğim. Sonra baban "5'e kadar bekleyelim olmazsa" dedi. Ve 5'te suyum geldi!
Hemen baban fırladı yataktan, herkesi alkışlarla uyandırdı kalkın gidiyoruz diye. Herkes sanki hiç uyumamış gibi kalktı. Evde bir telaş başladı. Her şeyimiz hazırdı zaten.Çabucak çıktık evden.

Babanla biz bindik bir arabaya babaannenlerle anneannen de bir arabaya bindiler.  Hastaneye geldik, odamızın olduğu kata geldiğimiz an sancılar iyice sıklaşmıştı. O anda bir bebek ağladı. O bebeği duyunca dayanamadım, bir ağlamak tuttu beni. Sanki o ana kadar sen hiç doğmayacaktın karnımda yatıp duracaktın öyle, ama o an gerçek olmuştu, bir oğlum oluyordu, doğuracaktım, anne olacaktım. Annenannen ve babaannen de çok duygulandı. Bir süre ağlaştıktan sonra odamıza giriş yaptık.

Her şeyin şanslı gitti oğlum. Odamız bomboş olan koridordaydı, hastaların hepsi diğer koridordaydı. İki kişilik odaya vermişlerdi bizi, çok sevindim.

Hemen bana arkası ferah (!) hastane kostümlerinden giydirdiler. Hemşire geldi, damar yolu açtı ağrı kesici yaptı, serum taktılar ve NST'ye bağladılar sancıları izlemek için.

Fotoğrafçımız hemen geldi, sağolsun. Babaannen ve Anneannen giyinip süslendiler hemen. Anneannen fotoğrafçıya sordu "koyu renk mi giyeyim kızım açık renk mi?" diye. "Koyu renk güzel olur teyze"  dedi ve başladı şipşak çekmeye.



Hemen tüller açıldı,  balonlar şişirildi, boncuklar takıldı, süsler bağlandı. Çok güzel oldu odamız.


Beklemeye başladık. Sancılar geldi baban elimi tuttu, sancı geldi bekledik. Balon bile oynadık kendimizi oyalamak için. Anneannen sakinleştirdi beni. Anneannen de babaannen de dualar ettiler. Gökalp Abi geldi bir zaman sonra. Nasıl olduğumu sordu, yakından ilgilendi. Rahatladım biraz.






Nihayet beni yukarı çıkardılar epidural uygulaması için. Sırtımdan bir iğneyle ilaç verdiler, ilk başta ağrılar çok hafifledi hatta NST'ye bağlandıktan sonra monitörde gördüğüm çok yüksek değerdeki sancıları hissetmedim ama sonra sancılar şiddetlenip sıklaştıkça ve zaman geçtikçe ağrıları net olarak hissetmeye başladım. İki doz daha ağrı kesici yaptılar.  Artık her sancıda yatağın tutamağına yapışıp kalıyordum. Saat 10'a doğru kontrol için yukarı çıkacağımızı söylediler. Açılma 7.5 cm olmuştu. Hatice Ebe ile doğumhanede beklemeye başladık. Ağrılarım şiddetlendi şiddetlendi.

Hatice'ye bir ara yalvardım. Kurtar beni, yardım et bana diye. O da ağrı kesici vurulup vurulamayacağını sorup öğrendi. Bir ağrı kesici daha yaptılar ama nafile. Sol bacak uyuşuktu sağ bacakta ise bir şey yoktu.




Bana çoook uzun gelen bir bekleyişin ardından doktorumuz Gökalp Abi geldi. Onu görmek çok rahatlattı beni. Hemen bir gün önceki sinema maceramızdan dem vurdu tabi, "ben yapamayacağım galiba" diye ağlamaya başladım, o da "bırak şu olumsuz konuşmaları yapacaksın" dedi. Yorgunluktan bitmiştim, çok feci uykum vardı ama uyumak ne mümkün? Sancılar beni olduğum yere yapıştırıyorduBu arada dışarıda bekliyordu herkes. Anneannen sesimi duyunca ağlamış. Dualar etmiş hep. Babaannen ve Deden torununu beklemiş, baban oğlunu, Elif Teyzen yeğenini...

Seni doktorun elinde baş aşağı gördüğüm an ve çığlığın hala kulaklarımda. Ben de sadece "Gökhaaaan" diye bağırdım. Zaten onlar da duymuşlar senin çığlığını. Hayata başladığın o ilk an kopardığın yaygaradan  adının hakkını vereceğin belliydi oğlum. Gözlerin açıktı doğduğunda, kucağıma getirdiklerinde de bana baktın. Ağrıymış, sancıymış hepsi hikaye diyorlar ya anneler hep, evet hepsi hikaye oğlum. Seni gördüm ellerini öptüm kucağımdaydın ya, benim için ameliyat sona ermişti çoktan.

Hatice Ebe kucağımdan almaya çalıştı seni, ama ben bir türlü vermek istemedim. Ne güzel bakışıyorduk seninle. Küçük çapta bir mücadele yaşadık orada. "Hatice bebeği giydireceğiz hadi ver artık" dedi senin eben.
Sonra bir şeyler konuştuk Gökalp Abi'yle, o ameliyatı sonlandırırken. Ama orası pek bir flu.

Seni giydirip paketledikten sonra beni de sedyeye alıp kucağıma verdiler seni. Birlikte doğumhaneden çıktık. Sensörlü kapı açıldı. Karşımda baban, anneannen, babaannen, deden, Elif Teyzen, Serkan Amcan ve Cem Amcan vardı. Aynı anda herkesin hayatında yeni bir kapı açıldı. Herkes o kapı önünde bir şey daha oldu. Elifler Teyze,  Nurşenler Babaanne, Gökhanlar Baba, Semralar Anneanne, Nuriler Dede, Cemler ve Serkanlar Amca oldu. Hepsi ağlıyordu. Ben Elif Teyze'ni görünce ağladım. Çok sevindim onun geldiğine. Bu arada üstündeki tişört benim, I'm not fat, just pregnant (şişman değilim, sadece hamileyim) yazıyor üzerinde. Sıcak geldi diye giymiş ve o an hamileymiş Elif Teyzen ama bilmiyorduk daha. Şimdi bakıyorum da, pek manidar olmuş.
















Babanın önünde durdular sedyeyi, baban ikimizi de öptü. O baba olmuştu, ben de anne, sen gelince de aile olmuştuk, gerçek bir aile.


Asansöre bindik, anneannen ağlıyordu  hüngür hüngür, sevinçten ağlamak ne muhteşem bir şeydir. O kadar mutlusundur ki artık gülümsenin,  gülmenin yetmediği noktaya gelmişsindir. Anneannen sevinçten ağlıyordu. Asansörün kapısı kapandı, "Anne ayaklarının altını öpeceğim" dedim. Anneannen bir üst seviyeye geçti ağlama şiddetinde. Hala o öpücüğü borçluyum anneannene :)



Odamıza indik. Hemşire seni memeye tuttu. Sen hemen emmeye başladın oğlum. Hiç zorluk çıkarmadın. Hayata nasıl tutunacağını gösterdin. Resmen acıkmışsın, sen emdikçe ben de acıktım tabi, hemen masanın üzerindeki elmaya saldırdım.

Ben şaşkındım, Çok güzeldin. Hayatta gördüğüm en güzel şeydin sen. Parmaklarını öptüm, ipek gibi saçlarına, ipek gibi tenine, kuş gibi ağzına bakakaldım.

Herkes geldi odaya. Herkes beni tebrik etti, sarıldılar bana ama odamızın yıldızı sendin artık. Başına toplandılar tanışmak için, senin pek umurunda değildi. Mışıltılar çıkıyordu resmen beşiğinden.

Bir ara Gökalp Abi geldi. Seni kucağına aldı ama öyle bir  aldı ki kucağına ben korktum biraz, sana bir şey olacak sandım.










Şekerlerinden ikram ettik ona. Sayesinde meşhur oldu şekerlerimiz, hastane personelinin tamamına sebil gibi dağıttık şekerlerimizi. Temizlik görevlileri odamızı paspaslaya paspaslaya bir hal oldular. Şekerin gücüne inandım o an, tatlı yiyen insanlar hizmette sınır tanımadılar :)


Doktor "yürüyeceksin" dedi, kalktım odanın kapısından bir çıktım ki kapıda bir çiçek. Bu babanın aldığı ilk çiçek. Sonra yürüdük babanla, anne ve baba olarak birlikte attığımız ilk adımlardı bunlar...




Kapı süsümüz meşhur olduğu gibi fotoğraflarını bile çektiler. Diğer odalardan bakmaya geldiler. Onu bile birlikte yaptık biz, anneannen simidi yaptı, baban kesti, ben de diktim. İnsanlar kapıdan içeriye bakarken, kasım kasım kasıldım.

Sonra misafirlerimiz geldi. Ayşegül Teyzen geldi, Özden Teyzen, Gökçe Teyze ve Çağrı Amca. Selen Teyze,  Zafer Amca ve Güzide Teyze geldi seni görmeye. Hepsinin gözlerinde bir inanamamazlık, bir mutluluk. Hamileliğimde hep yanımızda olduklarından, bir karnıma bir sana baktılar. Anı defterine yazdılar, büyüyünce okursun sen de.

Bu arada durmadan telefonlar çaldı. Herkes telefonla konuştu. Tebrikler, tebrikler...

Dayınlar eve geldiler ertesi akşam. Bir sürü hediyeler getirmişler, Yaren senin için bir resim yapmış, bir de çıngıraklarını getirmiş. Seninle ilgili bir sürü planı var. Yürümekten konuşmaya, yazmaya kadar her şeyi sana öğreteceğini söyledi. Dayın şaşkındı, seni tutmaya korktu resmen. Çok duygulandı, bir bana baktı, bir sana, bir de rahmetli dedeni düşündü sanırım. Deden görseydi seni çok mutlu olurdu, çok severdi seni. Durmadan yedirip içirirdi bana süt olsun diye.

Elif Teyzenler de dayınlarla aynı gün geldi. Ben gittiklerini göremedim uyuyakaldım çünkü. Erhan Amcan içeri girer girmez gözleri doldu. O komik, gebeş, vurdumduymaz gibi görünen Erhan Amcan, görür görmez bayıldı sana. Ayaküstü hastaneyi, doğum hikayesini anlattım onlara. Lohusa şerbetinden ilk onlar içti.


Evimiz şenlendi oğlum. Bizi aile yaptın, gerçek bir aile olduk. Çoluğa çocuğa karıştık.